Arabic Turkish
 
2006-03-31   Arkadþýna gönder
3005 (1229)


28 Mart 1991 Altınköprü katliamının Tek Gizli Tanığının Örnek Hikayesi?


Cengiz Bayraktar

Türkmeneli Televizyonunun 28 Mart 2006 tarihindeki Arapça, Türkçe, İngilizce haberlerinde, 15. yıldönümü münasebetiyle Altınköprü katliamına yayın akışında geniş yer vererek Türkmenlerin bu kara gününü yad etmenin önemini anlamını aktardı.
Haberde, on beş yıl önce sabık rejimin gözü dönmüş, eli kanlı özel timi tarafından, tutuklanan 56’sı Altınköprü’den 46 ’sı Türkmeneli’nin değişik yöresinden kaçarak Altınköprü’deki akrabalarına sığınanlarla birlikte yüzden fazla Türkmen’in kurşuna dizilişlerine, katledilişlerine bir kez daha dikkat çekildi. Ve bu münasebetle Kerkük’te, Altınkpörü de birden çok anma toplantısı düzenlendiğine, nitekim Irak Türkmen Öğrenci ve Gençler Birliği tarafından Kerkük’ün Musalla ilçesindeki kız lisesinde düzenlenen özel bir anma törenine işaret edildi. Söz konusu törende Kuran’dan süreler okutuldu, başta başkan Mehmet Ağaoğlu olmak üzere bir çok konuşmacı katliam hakkında bilgi verdikten sonra şehitler için ağıtlar yapıldı, şiirler, hoyratlar okundu nihayetinde şehit ailelerinin yakınlarına manevi armağanlar dağıtıldı denildi.

Yine Türkmeneli Televizyonu “Şehitler Kervanı” programında Altınköprü katliamıyla ilgili bir belgesel film hazırlatarak, görgü tanıklılarıyla, şehit yakınlarıyla yapılan röportajları ekrana yansıtarak dünya kamuoyuna, insan hakları kuruluşlarına, ilgili makamlara çarpıcı, aydınlatıcı bilgiler sundu. Şehitler Kervanı programında, Altınköprü katliamında kocasını, babasını ağabeyini kardeşini yitirenler şehit yakınları gözyaşları içinde katliam günü ve sonra yaşananları, tutarlı, biri diğerinin tekrarı gibi anlatarak katliamı adeta belgelendirdiler. Anlatılanlar kısaca şöyleydi:

- Adım Nabil Bayız, bu katliamda benim iki ( Tarık D.1963, Adil D.1972) ağabeyim şehit olmuştur. O gün, amcam, iki damadımız, amcamın , dayımın oğullarıyla, birlikte 11 kişi hepimiz Altınköprü şehrinde, amcamın evinde toplanmıştık. Ben ve ailem Altınköprü’ye 27 Mart 1991 günü Kerkük’ün Irak Ordusu tarafından havadan karadan bombardımana tutulacağı haberi üzerine korkudan, ölüm korkusundan kaçarak, amcamın evine sığınmıştık. Bir gün sonra 28 Mart ’ta Saddam ordusunun özel birliğinin Altınköprü’yü vardığı, şehri abluka altına alacağı haberini duyduk. Kerkük benzeri bombardımandan, uzun namluların, tankların ölümcül tahribinden korkarak, yanımıza birkaç mum, fener ne bulduysak alarak evin, zemin katta (bodurum kat) bulunan Türkmenlerin Zerzemi dedikleri sığınak yere hep beraber indik. Bir süre sonrada iki kanatlı ana giriş demir kapımızın gürültülü bir sesle havaya uçurulduğunu, aynı gürültüyle avluya düştüğünü, avlunun olduğu gibi özel kuvvetlerle dolduğunu his ettik. Ev didik arandıktan sonra bizi fark ettiler Arapça olarak bulunduğumuz yerden hemen çıkmamız istendi. Boyun eğmediğimiz takdirde beş dakika içerisinde bizi havaya uçuracaklarını söylediler. Tabii boyun eğmekten başka çaremiz yoktu, hemen yukarıya çıktık. Bizi avluda topladılar ve korkmayın biz sadece suçluları arıyoruz dediler, önce erkekler, hanımlar olmak üzere ayrı ayrı toplanmamızı istediler, sonra kimliklerimize baktılar, ben o zaman çok küçüktüm, sen ananın yanına git dediler. Daha sonra bize korkmayın sizlere kötülük yapmak için gelmedik bir soruşturma yapıyoruz. Erkekleri işret ederek sizleri Altınköprü kalesine götürüp orada bir soruşturma yapacağız yani bir süre misafirimiz olacaksınız dediler. Amcamı, her iki ağabeyimi, amcamın, dayımın oğullarını, iki damadımızı alıp götürdüler gidiş o gidiş. Hiç mi suçları yoktu? derseniz, Türkmen olmaları dışında evet tamamen suçsuzdular derim. Zira evde ne bir ateşli öldürücü silah bulundu ne kurusıkı bir tabanca ne de aykırı bir durum söz konusuydu, devlet aleyhine her hangi bir eyleme de katılmışlardı, hepsi kültürlü okmuş, okul bitirmiş insanlardı. Anlayacağınız korkulacak bir durumları yoktu, sıradan insan değillerdi hepsi devlet memuruydu, vazifeliydi, dünyayı bilen insanlardı, kimseye zararları olmazdı, halk nazarında da pek saygındılar, muteberdiler. Tarık ağabeyim öğretmendi Adil ağabeyim ise yüksekokulda fen öğrenicisiydi. Bize apaçık yalan söylediler bizde saf saf inandık. Amcam anlayışlı insandı, bizi endişelendirmemek için sakın korkmayın diye sıkı sıkı tembih etti. Ordu bizim ordumuz, dedikleri gibi tahkikat yapmak zorundalar, suçsuz olduğumuz er geç anlaşılır dedi. Ağabeyim Tarık, anama sakın üzülme yakında görüşürüz diyerek bizle vedalaştı. Ha şimdi gelirler, bir saat iki saat bir gün iki gün derken haftalar geçti, ne bir iz var ne olumlu ne olumsuz bir haber, sanki kuş olup uçmuşlardı. Kaygımız günbegün derinleşti, üzüntümüz giderek arttı. Bir biz olsak neyse bizim gibi yetmiş seksen aile aynı durumdaydı, o gün Altınköprü öksüz kalmıştı, kimsesizdi kolu kanadı kırılmıştı, ne geleni vardı ne gideni, kendi haliyle yanıp tutuşuyordu, yarı ölü bir şehirdi diyebilirim. Aradan yirmi gün geçmişti ki kara haberin kırıntıları kulaktan kulağa yayıldı. Şehirde herkes kısık sesle Arap bir çobanın hikayesinden söz ediyordu. Hikaye doğrudan Türkmenlerle, Altınköprü ile bizimle kayıp kişilerle yakından ilgiliydi. Bu garip Arap çobanın hikayesi bizim değişen kaderimizle yani 28 Mart 1991 günü ile çatışmıştı. O da bizim gibi o gün acılar içinde kıvranmış kadere isyan etmiş baş kaldırmıştı, Canı ciğeri yanmamış ama gördükleri ürperticiydi, narin yüreğini sızlatmış insanlık duygusunu kabartmıştı. Bu kahraman çobanın hikayesi insanlık ölmemiş deyimine en iyi örnekti. Ucunda ölüm olmasına rağmen bu garip Arap çoban 28 Mart 1991 günü 102 suçsuz Türkmen’in hunharca katledilişine tanık olmuştu. O gün, Saddam’ın eli kanlı timi dedikleri gibi gözaltındaki 102 Türkmen’i kapalı bir kamyon gelene kadar Altınköprü’nün harabe halindeki kalesinde toplamış kamyon gelince de gizlice Kerkük’ün diğer bir ilçesi olan Dibis’e askeri bir bölgeye götürmüş, yine aynı gizlilik içerisinde kimsenin göremeyeceği kuytu susuz bir dere kenarında genç, yaşlı demeden sorgusuz sualsiz kuruşuna dizmiş, üzerlerine bir avuç toprak bile atmadan arkada tanık bırakmadığını zannederek Allah’ın varlığından bihaber olan katiller basit bir çoban tarafından dikizlendiklerinin farkına varmadan olay yerinden hızlı bir şekilde uzaklaşmışlardı. Çoban tesadüfi mi değil mi? bilinmez dere yakının da mal otlatıyormuş toplu katliama uzaktan gizlice şahit olmuş. yüreği sızlamış, temkinli olay yerine gelmiş, manzara korkunç, kiminin kafası patlamış, kiminin kolu bacağı kopmuş, kiminin de körpe cansız bedenini iki büklüm olmuş. Çoban delirmek üzereymiş saçını yolmuş, bunların kimi kimsesi yok mu demiş? Kendi kendine sızlanmış durmuş, fakir kendi halinde bir çobanım ben, yanık yanık izlemekten başka elimden ne gelebilir ne yapabilirim demiş? Derken içine bir şüphe düşmüş, kendi kendine sormuş olay yerine o kadar da yakınken, bu sürüyle birlikte nasıl olur da fark edilmedim, edilseydim şahit bırakmamak için beni de öldürürlerdi. Yüce Allah, ya onların gözlerini bağladı ya da beni görünmez kıldı demek bana bir vazife verildi, o halde bu vazifemi layıkıyla yerine getireceğim demiş. Oraya buraya saçılan kimi şehitlere ait olan kol saati, yüzük, ayakkabı, kumaş parçalarını bir çuvala doldurmuş, sızlanana sızlana Dibis’e şehir merkezine gelmiş rejim korkusundan gizliden gizliye araştırmaya koyulmuş, güvendiği herkese olayı anlatmış, elindeki bulguları göstermiş akraba ve tanıdık kimselerinin kayıp kişileri olup olmadığını sormuş, sorun soruştun diye de ricada bulunmuş. Adeta bir dedektif misali tam yirmi gün çalışmış iz peşinde koşmuş. Altınköprü halkı gibi bu yirmi gün içerisine onunda gözüne uyku girmemiş, uykunun tadını unutmuş, nihayetinde güvendiği bir akrabasından edindiği bir bilgi üzerine şehitlere ait birkaç parça eşyayla birlikte Altınköprü’nün yolunu tutmuş. Altınköprü’de tavsiye üzerine güvenilir kişiyi bulup, gördüklerini, yaşadıklarını anlatmış, elindeki somut bulguları göstermiş. Böylece bu kanlı olay Allah’ın iradesiyle ve Arap çobanın örnek meziyetiyle azim ve sebatıyla aydınlığa kavuşmuş.
Biz en azından geçte olsa şehitte olsa cenazelerimize kavuşmuştuk. Arap çoban ise büyük bir sorumluluktan kurtulmuş, vicdanen de olsa huzura kavuşmuştu. Tabi bizim çilemiz biraz daha devam etmişti, şehitlerimiz bir hafta boyu açık havada kaldığından kokmuş, kokunun yayılması rejimi rahatsız etmiş, kepçe makineleriyle üzerlerine gelişigüzel toprak atılmıştı. Bölgeye vardığımızda dayanılmaz bir kokuyla karşılaştık. Varlığımızdan haberdar olan sabık rejimin emniyet birimleri etrafımızı sararak bölgeyi terk etmemizi istediler, türlü türlü hakarette bulundular burada ölenlerin bize ait olmadığını savundular. Bu durum üzerine bir gurup oluşturduk ilkin uzaklaşmış gibi görünsek de gizli gizli bölgeye yaklaşarak kabarık halindeki toprağı eşeleyerek kimi cenazelerimize ulaştık, birer ikişer kimliklerini tespit ettikten sonrada sahiplerine haber verdik. Şehit ailelerinin tanıklığıyla da birkaç şehidimizi gizlice Altıköprü’ye götürüp gömdük bunu fark eden emniyet timleri tehditlerinin dozunu artırarak bizi ölümle korkutmaya çalıştılar, bizde açıktan açığa ölüm pahasına karşı durduk, ağır hakaretlere aldırış etmedik, yılmadık, susmadık ısrarla cenazelerimizi talep ettik kimi şerefli haysiyetli sözü geçen kişiler araya girdiler, sessiz sedasız gömme kaydıyla cenazelerimizi almamıza razı oldular. Allah o günü kimseye göstermesin yarı çürümüş, kokuşmuş başı kolu parçalamış olan canımızdan çok sevdiğimiz şehitlerimize birer birer ulaştık Tazehurmatu’ya Kerkük’e Altınköprü’ye dini merasimle taşıdık topluca gömdük.
Bütün bu anlatılanların eşiğinde Türkmeneli, başta Altınköprü ve diğerleri ne kadar yasa boğulduysa da bu kahraman Arap çobanın yaptıklarına büyük minnet borçları vardır, Sabık rejim yok olup gittiğine göre bu fakir kahraman çobanın tez elden kimliğini tespit edip ödüllendirmeliyiz. Bu onurlu vazife başta yiğitliğiyle, bonkörlüğüyle, vefalılığıyla nam salan Altınköprülere düşer.


Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmeneli’nin Basın Tarihinden Yıldızlar
( Nadide Kültür Adamı: İhsan S. Vasfi )
2 - Eleştiri Dozu Hangi Ölçüde Olmalı?
3 - Türkmeneli’nin Öncü Tiyatrocularından Merhum Enver Mehmet Ramazan'ın Biyografisi
4 - Abant Toplantısı, Barışı Aramak mı, Yoksa Kürdistan’ı Afişe Etmek mi?
5 - Irak'taki Yerel Seçimlerin Kesin Sonuçlarý Ne Zaman Açýklanacak?
6 - “Seçime Doğru” Türkmeneli TV’nin En Etkin En Başarılı Programı…
7 - Kemal Çapraz: Türk Dünyasının Sesi Kulağı…
8 - Lider Nejdet Koçak’ın Ardından
9 - Türkmeneli Liderinin Ölüm Yürüyüşü
10 - Irak Türkmen Partilerinden Yerinde Bir Karar Ama…
11 - Kerkük Valiliği Tabelasına Türkçe ilave Edilmesinin Perde Arkası
12 - Kerkük Hem Türkmen Şehri, Hem Azınlıklar Şehri olabilir mi?
13 - İbni Haldun’un Mukaddimesi ve Payımıza Düşenler
14 - Türkmeneli Tarihinden Yapraklar
15 - Mavilerin Kerkük’üm
16 - Türkmeneli’nin Siyasi Tarihinden Yapraklar
17 - Türkmeneli’nin Siyasi Tarihinden Yapraklar
18 - Güneş Harekatı Dosta, Düşmana Dudak Isırttı
19 - Abdüllatif Benderoğlu ve Yalancının Mumu...
20 - Irak Türkmenleri Bağdat’ta Şahlandı
21 - “2 Şubat 1970”
22 - “24 Ocak 1971” Irak’ta Türkmen Varlığının Dünyaya Haykırıldığı Tarih
23 - Kerküklü büyük şair Kabil
24 - Milli Sohbetler ( 3) Mavi urbalılar çizgisi Bölüm - 2 -
25 - Milli Sohbetler ( 3) Mavi urbalılar çizgisi Bölüm - 1 -
26 - Türkmeneli Bayrağı
27 - Yeni Irak, İkinci Cumhurbaşkanını Görecek Mi?
28 - Muhteşem Kerkük Mitingi Perde Arkası (Son)
29 - Muhteşem Kerkük Mitinginin Perde Arkası Bölüm -5-
30 - Muhteşem Kerkük Mitinginin Perde Arkası / Bölüm - 4 -
>>Sonraki >>