Arabic Turkish
 
2010-12-08   Arkadþýna gönder
4895 (1927)


Milli Mücadele Yolunda (16) Enver NEFTÇİ


Sadun KÖPRÜLÜ

Irak Türklerinin milli Türkçülük davası büyük liderlerle, kahramanlarla tanınmaktadır, Bu milli yolda çok sayıda önderlerini liderlerini Kerkük uğrunda, Türkçülük uğrunda şehit vermişlerdir.

Uzun yıllar yaşamını hapishanede geçiren iki defa tutuklanan milli simgesinden dava yolundan taviz vermeden, kalp hastalığından ondan ilaç kesme nedeniyle, Abu Garip hapishanesinde şehit olan Enver Mahmut Neftçi 1930 Kerkük doğumlu 7 Ocak 1993 uzun süre kalp hastalığı nedeniyle hasta düşerek hapishanede ölmüştür.

Ağabeyimiz uzun yıllardan, beri kendisini milli Türkçülük davasına vererek, tanılan parlak bir simedir, hayatini Türk milletine Kerkük vermeye hiçbir zaman geri kalmadan, kendisini bu yola adayarak her türlü sürgün, işkence tutuklanmaya maruz kalarak, hiç bir zaman Türkçülük ilkesinden uzak kalmamıştır.

Enver Neftçi Tek benimsediği tutmuş olduğu, milli Türkçülük davası yolunda malına, mülküne aldırmadan, en değerli Türk milleti uğrunda, canını, kanını her an adamaya çalışmaktaydı, yorulmaktaydı, her şeyini bu yolda vermiştir 1959 yılında defalarca Kürtler, komünistler onu öldürmeye kalktılar, Milli Türkçülük davasından dolayı, milli davadan dolayı ilk defa şehit Fatih Şakır, Ekrem Demirci, Hadi berber, Mehmet Terzi ile birlikte 1972 yıllarında Doktur Nefi Demirci beyin yayınlamış olduğu Kerkük bülteninden dolayı tutuklanmıştır.

İkinci defa Türkçülük davasından dolayı, Saddam rejimi ikinci kes her türlü yolla onu tutuklayarak, her türlü suçlamayla Türkiye, Türklüğe bağlayarak önce idam, sonradan hayat boyu her türlü baskı işkenceyle muhaberat Berzan el Tikriti tarafından yargılanmıştır.
Ve Abu garip özel siyasi hapishanesine gönderilmiştir.

Rahmetli Enver Neftçiden bir sene sonra tutuklandım onunla aynı davada rahmetli Fatih Şakır bulunmaktaydı. 1979 yılında milli davayla ilgili yakalanmıştır, iki lider Fatih Şakır ve Enver Mahmut aydın, kültürlü, mücadeleci, Türkçü korku bilmeyen özveriydiler.

Enver Neftçi 1979 yılında tutuklandı Türkiye, Türklükten dolayı o sıralarda benden birkaç ay önce kardeşim Ümit Köprülü 6 yıl tutuklandı, şehit Enver bizim hüküm olmamızı duyunca, Türkmenlerde en yaşlı bilgili olarak bize koşarak, sarıldı kucakladı, gözlerinden yaşlar aktı iki kardeş olduğunuza bir evden üzüldü, ve çok sevindim idam olmadınız, sizleri gördüm mutlu oldum, seni duydum idam edecekler, sevindim buraya geldiniz bu çocuk yaşlarda hapis olmanız çok zor, davanda çok zor hiçbir zaman özgür olmanız kolay değil bende ayni maddeyle hüküm oldum Saddam rejimi hiçbir zaman bizleri özgür bırakamaz, çünkü 158 ve 204 maddesi Irak yasasında çok ağırdır, doğrudan öyle, onlarca af verildi bizleri serbest bırakmadılar, ister gizli ister ortalıkta olsun bizlerde uzun yıllar kaldık onunla,
Evet benimle kardeşim Ümit tutuklandığımız sırada, çok genç yaşta idik ben bir hafta olmuştu üniversiteden mezun olalı, kardeşimde petrol enstitüsün bitirmiştir.
İkimiz beraber olarak yatana kadar, hep Enver Neftçi beyle oturup konuşurduk, bize çok yakın biriydi, rahmetli Türkçe, İngilizce, Arapça bizim için bir sözlük sayılmaktaydı, bilgili, tarihçi, aydın kültürlü hep bize Türk milletinden, Türk tarihinden Büyük kurtarıcı Atatürk’ten, Türk büyüklerinden, liderlerinden, Türk devletlerinden konuşurdu.
Şehidimiz Enver Neftçi büyük bir Türkçü, tam olarak Hüseyin Nihal Atsızın yolunu yürümekteydi.
Enver Neftçi artık bir büyük Türkçü idi canıyla, iç doygusuyla, Türkiye’ni seven bir aydın insan sayılırdı.
Mahpushanede çetin, özlemli, işkenceye rağmen Türkçe bir şarkı, Türkü için can atardı, Saddam’ın döneminde Türkçe kılıp, kesit Türkçe her şey yasaklanmıştır.

Irak Televizyonu Saddam la ilgili yayın yaparak, programlar hep Arap’çaydı Türkçe, Türk dünyasıyla her bir konu, kitap, dergi, gazete resmi olarak Saddam rejimi tarafında yasaklanmıştır.

Bu baskı, acı, çileli duruma karşı, sürekli olarak görüşmeme gelen Anne, Baba, Kardeşlerim, Teyzem tarafından gizli saklı olarak, Türkçe yayınlar ulaşmaktaydı, görüşmede bize evden yemek geldiği sırada, yemeğin arasında, altında kitaplar, gazete, dergiler saklanırdı zorla korkuyla gelmekteydi.
İster yufka ekmek arasında olsun, ister tencerede meşhur Kerkük dolması altında bırakılarak, bize ulaşırdı, bu yayınları emniyet, istihbarat, muhaberatın gözü önünde uzak durarak, en çokta gecenin son saatleri bizden biri kapıyı gözeterek okurduk, Türkçe bilen arkadaşlara sırasıyla bu yayınları dağıtarak vererek okurlardı. benden önce beklemeden Enver bey okurdu, ve Türkçe okuma bilmeyenleri de öğretirdik.

17 sene hapishanede Anne, Baba, kardeşlerimin, Teyzemin mücadelesi ile bu yayınlar sürekli bana gelmekteydi, günde bir kitap, iki kitapta okurdum her bir bilgi alanında, bu yayınların bir bölümü şunlardı, Dokuz Işık, yeni ufuklara doğru, Türkçülük meseleleri, Nutuk, Emine ışın su, Ata Türkün, Alpaslan Türkeş, Nihal Atsızın, Ziya gök alpın, Seyfettin Sepetçi oğlunun kitapları, bunun yanında Mehmet Akif Ersoy, Namık Kemal, Emin yurda kol, Niyazi yıldırım genç Osman oğlu, ve başka Türkçü yazarların kitapları, gazete , dergilerse Boz kurt, Devlet, Gül pınar, Türk Edebiyatı, Irak dünya Türklerinin kitapları, dergileri, gazeteleri bunların arasında gelmekteydi. ayrıca her türlü alanda yazı şiirlerde okuyarak yazılarda yazmaktaydım .

Hapishanede Radyonun yasak olmasına rağmen, gizli olarak küçük bir radyodan gecenin son saatlerinde yatak altında, haberlerin vaktini bilerek dinlemekle, önemli konuları arkadaşlara aktararak bildirmekteydim, nasıl ise her türlü baskı, işkenceye karşı, aramaya rağmen okuyup yazıyorduk.
Birde radyo evini dinleyerek günlük olup bitenlerden haberdar oluyorduk, siyasi özel hapishane, ne kadar zor çetin acı olmasına rağmen, kendi, kendime özel bir yaşam program düzenleyerek, uygulamaktaydım, uyuma, kalkma, yemek, okumak saatleri, yazmak ve gizli olarak, Türkçe radyo dinlemek, 17 sene bu uygulamayla geçerek, yene işkence, baskı, aktarma tehlikeden kurtarmazdık.

Hapishanede Saddam yanlıları, ajanslar, münafıklar iki yüzlüler, hakkımızda raporlar yazarak istihbarat, emniyete verilerek ajanslar tarafından sürekli olarak yazılarak günlük Saddam’ın eline ulaşırdı, her türlü işkencelere maruz günlük kalmaktaydık.
Her bir bakımdan hapishanede çok sesiz olarak, her insanla dost, ilgili güçlü olarak, her insanlardan karşılık sevgi görmekteydik, buna karşı elimden çok defa raporlar yazılırdı, gizli Türkçe, kitapların, gazetelerin bültenlerin, radyonun yanımda olduğunu haberler dinlediğimi, hapishanede gizli toplantılar,Türkçe Irak Türkleri hakkında haberler dışarıya gönderdiğimi raporlamışlardır, bu raporlar ilgili üst makamlara ulaşmakla benimle kardeşim çok işkence görmekteydik ve sürekli olarak yataklarımız, ve evimiz aranırdı .

Bende olan radyo her türlü yayınları, gizli tutarak yatak odamı aktarmalarına rağmen, her şeyi alıp alt üst ederek, hiçbir belge elde gizli yerde sakladığımdan dolayı bulamazdılar.
Çok defa radyo Türkçe yayınlarla ilgili yazılan raporlara karşı habersiz odamı arama sırasında bulunarak, beni tek odaya bırakılarak türlü işkenceye uğramaktaydım, en son 1995 tarihinde, odamı arayarak, yasak kitaplarla, radyonun bende olduğunu yüzde, yüz tespit etmişlerdir, bununda doğru oldu kendileri tarafından bellileşmiştir, sabah odamı arayan 20 kişi emniyet, muhaberat, spor oynadığım halde, hapishanenin sesli zili ile, beni çağırarak, odaya girdim her şey birbirine karışmıştı odamda şeker, tuza, çaya kibrit kutusunu bile aramışlardır.
Bulmayınca göz önünde olan kitapları, alıp benimle emniyet odasına götürerek, doğru söyle sana hiçbir işkence yapmayız ve yargı evine vermeyiz, dün gece senin yanında üç radyo ve altı kitap odanda olduğunu iyice biliyoruz, nerde o kitaplar, nerede o radyolar.
İşte bende yalnız bunlar var, başka bir şey yok bende, radyo yoktur aradılar odayı iyice aradılar hep r gördüğün bunlardır. başka yok, yatağımda olsaydı bulurdunuz?,

İnkar etme radyo ile, kitaplar sende idi dün gece, kime verdin adlarını söylemesen seni bırakmayız, işkence yapmadan, ben yalan söylemiyorum, doğru inanın bende radyo yoktur, kitaplarda odamda bulduğunuz kitaplar.
Buda normal roman kitapları, ayrıca dil okuma İngilizce, Almanca, İspanyolca, Arapça ders öğrenme kitaplarıdır.

Hapishanede Ana Türkçe dilimin yanında İngilizce, Almanca, İspanyolca, Farsça, Fransa’ca ders görmekteydim.
Onların istedikleri, aktardıkları yalnız yasak olan Türkçe kitaplarmış, doğru dün gece söyledikleri radyo, kitaplar bende bulunmaktaydı. üç radyo, 6 kitapla birlikte gece saat 8 akşam, Enver Neftçi beye tartışmadan sonra bu gece sabaha kadar kalacağını ve kitap okuyacağını söyledi, bende ona gizli olarak üç kitap Türkeş’in Yeni ufuklara doğru, Ata Türk’ün, Nutuk, ve Boz kurt adında bir dergi vermiştim.

Ayni akşam şehidimiz Yaşar Cengiz ile yemekten sonra ona da üç kitap verdim, birde o gün çok yorgun bir durumda idim, hastaydım, erken uyumak istiyordum, Yaşar Cengi için vermiş olduğum kitaplarsa, Boz kurtların ölümü, Dokuz ışık, Türkçülük meseleleri, o gece Enver Neftçi beyle, Yaşar Cengiz ve İzzettin Tuzlu ile birlikte yemekteydik.

Artık o gece bende ne kitap, ne gazete, dergi kalmamıştı, yalnız üç radyo vardı, birini benden Ahmet istedi, ötesini Enver beye verdim, yanımda bir tek radyo kalmıştı, gece yarısı güvendiğim Irak’ın güneyinden Basralı Seyit Haşim isminde birine verdim, görünüyor bu gece önemli haber var diye arkadaşlar benden aldılar radyoları ikinci körfez savaşı başlamıştır. .

Artık Allah yardım etti bana hiçbir yasaklık kalmamıştı o gece bende sabah saat altı kalkarak bizleri sıraladılar saydılar.
Sabah erkenden Arkadaşlar radyo, kitapları vermek istediler, spordan sonra alacağım söyledim, onları alsaydım hemen bulacakladır ve bu defa büyük yargılanırdım, ama Allah yardım etti, spordan sonra almak istedim, Emniyetin haberleri olmuştu, odamı aramaya başlamışlar.


Bir ay her türlü işkence görerek, gizli tek odaya bırakıldım kimsenin adlarını veremeden, aynı yıl iki ay sonra yanımda radyo, Türkçe kitap, gazete, var diye yene aramaya başladılar, olduğum odanın arkasında bir çadırda yangın çıktığını görünceler, benim yaptığımı, hapishaneyi yaktığımı söylediler, alıp götürdüler beni, sen hapishaneni yandırmak istiyorsun, hapishanede olan kişileri kaçırmak istiyorsun, 4 ay tek odada günde dört defa işkence görerek, dört aydan sonra tekrar yerime başka bir odaya bırakıldım.
Rahmetli dayı Enver Neftçi ile sürekli görüşerek, günün olayların sürekli konuşuyorduk, bir türlü kurtarmadık, Amerika’nın tutumu ve İran, Irak savaşı, birinci körfez savaşı, silkinme, ayaklanma, muhalefetin durumu, ama bir türlü Saddam düşmedi, Irak’ta ayaklanmada, silkinmede 16 şehir düşerek, Bağdadın birçok semtleri muhalefet elinde olmasına rağmen Musul, Selahattin Ramadidan başka kuzey, güney, Saddam’ın yönetiminden çıkmıştır.
İki ay sonra, iki ay devam itmeyen muhalefet güçleri, Amerika destek planı ile siyasi yönetim Saddam’ın tekrar eline dönmüştür, bu defa körfez savaşından sonra işkence, baskılar, idamlar, tutuklamalar artarak, Irak’ın her bir şehri savaş alanına dönmüştü.

Hapishanede bunun aynı acı durumda, sıkı yönetim alınarak, etrafı tanklar, hızlı araçlar, Saddam’ın saray muhafız güçleri, özel her bir modern silahlara sahip olan bekçileri hapishaneyi ele geçirerek, sabaha kadar işkence kurşuna dizilme olayları artarak, insanlar boşu boşuna ölmekteydi.

Bizleri korkutmak için insanları karşımızda asarak işkence görmekteydi, bunun yanında hapishanelerde olanlarda korkunç bir durum süresi yaşanmaktaydı.
Her an ölebilirdik, kurşunlar susmuyordu, önümüzde canlar düşüyordu, demir kapılar üstümüze kapalı, önce gördüğüm arkadaşları bir daha görmüyorduk, güneşı bile görmüyorduk, emniyet, istihbaratın denetim, gözetimi, gözünün önünden uzak pencereler arasından bir bölüm arkadaşlarla, soydaşlarımızla, görüşme fırsatı oluyordu.

Toprak altında saklamış olduğum Türkçe kitap, dergilerden, kitaplardan, gazetelerden, radyoyla hiçbir kimse görmeden, güvendiğim arkadaşlara veriyordum, önde Enver Neftçi, Yaşar Cengiz, İzzettin İsmail, Nihat Ak koyunlu, bu kitaplar tutuklandığı zaman, kimsenin adını vermeden kendinin olduğunu söylemeliydik.

Rahmetli Enver Neftçi Bey başkalarıyla bu duruma bir çara etmemiz gerekmekteydi, düşünüyorduk en son birkaç mektup yazıp durumumuzu, dertlerimizi anlatmamız gerekmekteydi, çünkü öyle giderse bizleri idam edecekler, öldürecekler, birkaç kişi ile bu acı durumu akılcasına düşündük, konuyu ele alarak karar verdik, ben Enver Neftçi, insan hakları BM, sivil örgütlere, Irak muhalefet partilere, Türkmen partilere, Türkiye Cumhuriyetine,
Alpaslan Türkeş, Süleyman Demirel,ve başkalarına mektuplar yazmak bu düşünce sırasında, benimle 208 kişinin adları belli olarak acil olarak Saddam’dan emir olarak bizleri Bağdat’tan Musul Baduş özel siyasi hapishanesine taşıyacaklar, arkadaşlar, soydaşlar bu duruma çok üzüldüler, ağladılar ama benim unutmayacağım çok değerli kardeşlerimi Bağdat Abu garip hapishanesinde bırakmak yalnız yaşamak zor olacaktır.

Sayın Enver Neftçi ve başka soydaşlarımız korkuyordular bu defa bizlere idama götürmek istiyorlar, korkma Sadun sana güvencem var yene döneceksin sana inanıyorum güveniyorum yene bir şeyler yapmalıyız, en çokta sen iyice düşünmelisin, çünkü Musul buradan daha iyi olacak çalışmaya bir şeyler yapmaya.

Sabah erkenden 1/1/ 1990 tarihinde bizler 208 kişi olmakla kapalı otobüslere doldurdular elimiz, gözlerimiz bağlı susuz, yemeksiz aç olarak her türlü silahlarla arkamızca askeri araçlar, tanklar, Saddam’ın özel muhafız güçleri ile bizi Musul Badoş özel siyasi hapishanesine götürerek bıraktılar, ama gözlerim, aklım düşüncem Annem, babam ve kardeşlerimle Bağdat Abu garip hapishanesinde bulunan Türkmen soydaşlarım yanında, özellikle Enver Neftçi Yaşar Cengiz, Sabah Günyaci, Behattin Kocava Salah Tazelı ve başkaları yanındaydı.

Tam bir sene orada kaldıktan sonra tekrar 1/1 / 1991 tarihinde, bizleri aynı zorlulukla, işkence, baskı ile dosyamızı politikadan değiştirmeyle, katil olarak bizleri insan hakların komisyonuna, Birleşik Milletlere gösterdiler, bizleri siyasi olmayan Abu garip büyük hapishanesine bıraktılar, katil, adam öldüren, hırsızlar, uyuşturucu, kötü insanlar içine attalar, dosyamızı değiştirmek ile, ama tam ters olduğunu BM, İnsan hakları durumumuzu öğrendi, Bağdat’tın Abu garip büyük hapishanesinde olduğumuzu bildiler, siyasi olmayan adam öldüren uyuşturucu normal hapishanede olduğumuza dair, dosyamızı değiştirme bilgisini almışlardır.

1991 yılında bizleri canavara insan hakları, BM camiası ziyarette bulunarak durumumuzu anlayarak bu heyet, ben içinde altı kişini kendi gözetimleri, denetimleri altına alarak, bir odaya bıraktılar bizleri, durumumuzu öğrendikten sonra, gözden geçirerek siyasi olan dosyamızı Saddam’ın danışmanları, yetkileri, tarafından Saddam’ın emriyle değiştirildiğini bildirerek bize karşı yapılan her türlü işkence, haksızlığa vakıf oldular, uzun yıllardan beri hapishanede kalmamızı dosyamızı siyasi suçlardan normale değiştirmeleri, ayrıca tutuklama hapishane sırasında bize karşı olan haksızlık, işkencelerin, izlerini gösterip gördükten sonra, pek yakında bizlere yardım edeceklerini söyleyerek, özgür olmamıza çapalar göstereceklerini söz verdiler, iki saat toplantı görüşmelerden sonra, onların gelişliyle hapishanede durumlar iyileşmeye başladı, dosyamız tekrar siyasete yazılarak gönderildi, bizlere iyice bakmaya başlandı, Musul Badoş siyasi hapishanede Türkiye, İran, Suriye ve bir çok insan haklarına, BM sivil örgütlere, muhalefet, Türkmen partilerine, Türkiye hükümeti Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, ve başka yerlere yazmış olduğum mektuplar neden olmuştur, çünkü tüm radyo evleri tarafından adımız okunarak gazeteler tarafından yazılmıştır.

Birçok yazıları mektupları tüm kuruşlara göndererek en son kendi çalışma , uğraşmamla benimle birçok mahpuslar özgür olmamamıza sebep olarak birçok kardeşlerimin adları tüm ülkelere ulaşarak insan haklarına BM ve tüm kuruşlara yazmış olduğum yazılar muhalefet ve annemin ve bir iki kadının yoluyla olmuştur ve yerine ulaşmıştır.


Bu baskılardan sonra, iyileşme sırasında Araplara, Kürtlere kapsamlı bir genel af verildi, yene 200 insan bu aftan yaralanmadı, bunların içinde yene bende yüz binlerce insan içinde yalnız 200 yüz insan benimle aftan uzak düşerek yaralanmadı, iki gün sonra bizleri olduğumuz normal siyasi olmayan hapishaneden, tekrar eski yerimiz Abu garip özel siyasi yerlerimize dörderdiler, götürdüler.

Önce bırakmış olduğumuz hapishane bam başka olmuştu, kan kokusu geliyordu her yerden, daha fazla sesiz, korku her yeri sarmaktaydı, önceden normal bekçisi olan hapishane bu defa tam tersine tümünün elinde modern silahlar, her yeri Saddam bekçileri muhafızları sarmıştır.



Birkaç kişiyle birlikte bizleri işkenceyle, iyi vurduktan sonra, adlarımız okuyarak bizleri odalara doldurdular, sayım yaptıktan sonra, bizler önceden arkadaşlarımızın burada olduklarını biliyorduk bir bölümünün serbest olmasına rağmen, serbest olmayanlarda çoktur, bunların içinde Enver Neftçi, Mehmet Zühdi, Nihat Akkoyunlu, Silah, Muhsin, Esat Zeynel, Münir ve başkaları onların başka yerlerde olduklarını anladık, onları tekrar görmek kolay değil, kapalı yerde kalmakla, günde bir saat güneşe bizleri çıkarıyorlar, olduğumuz yerlerin küçük pencerelerden bizlere seslenen soydaşlarımızla, arkadaşlarımızla günlük olarak bir saat pencerelerin arasından el uzatarak sessizce konuşurduk tekrar onları görmek hiçte olsun düşünmüyorduk.


Artık dertleşme başlayarak acı, çile, özlemlerimizi gidermeye bir yıl içinde, yaşamış olduğumuz, görmüş olduğumuz durumu birbirimize anlattık, bir seneden görmemiş olduğumuz kardeşlerimizi, görünce mutlu olmuştuk, Sayın Enver Neftçi ve başka soydaşlarımızda, çok sevinmişlerdir, her gün pencerenin telleri arasından görüşüp, konuşurduk, bir ay sonra benimle birkaç kişi
(M- 1) söylenen ve Enver Neftçi beyin olduğu kavuşa bizleri verdiler, kavuşa taşınarak, burada Irak güneyinden, orta kesimden İran, İsrail, Rusya, İngiliz, ajansları, muhalefet partilerine mensup olan Arapların bulunduğu, odaya bıraktılar beni, başka hiçbir Türk bulunmuyordu kapılarda kapalı, ama karşı odalarda arkadaşlarımız tanıdıklarımız bulunmamaktaydı.

Emniyet, istihbaratın gizli sevisin baskı işkencesine rağmen arkadaşlarla görüşüyorduk konuşurduk.

Gizli saklamış olduğum kitapları, dergileri inanç duyduğum, güvendiğim arkadaşlara veriyordum, onlarda bana önemli siyasi Arapça, İngilizce kitapları veriyordular, hapishanenin odaların en alt katında büyük bir alana televizyon bırakmışlardır.

Televizyonda tüm kanallar birden Saddam’ın kanalları, onu zorla ser etmemiz gerekirdi, Saddam konuştuğu zaman en azından bazen 4–5 saat televizyon önünde oturup hareket etmeden, kımıldamadan yerimizden kalkmadan, baskı zorla tüm haberleri Saddam’ın konuşmaların dinlemekle ser ederdik çok zor acı durumlar yaşıyorduk.

O sıralarda arkadaşlarla sıkı, gönüllü dost olarak görüşmekteydik, üç ay içinde birkaç af Araplara, Kürtlere siyasi dünya ajanlarına verilerek, bizler hariç tüm insanları dini, milli davaları kapsamaktaydı, bizler hiç yararlanmadık bu aflardan, gençlik yaşantımızı demir kapıların arasında geçirdik, hiçbir af beklemeden, çünkü belli biz Türkler afin dışarısında kalıyorduk, Türkiye’den dolayı yargılandığımız için.
Yüz binlerce insanlar hapishaneden özgür oldular, bunun yanında her sene, iki senede bir Kürtler, Araplar özgür olurdular, çünkü ister Celal Talabani, ister Mesut Barzani olsun sürekli olarak, Saddam ile görüşmekteydiler. iş birliği içindeydiler. Bu nedenle Kürtler tutuklanarak onların yardımı ile Saddam onlar Salı veriyordu.

Ayrıca kapalı yerlerde bulunan binlerce erkek, kadınlar hizip Allah, hizip dava İran ile ilgili, yüzlerce insanlar siyasi tutumunda dolayı, her türlü araçlarla idam olarak, işkence altında elektrik verilerek, asılarak baskıyla ölerek kurşuna dizilmekle, kesilerek doğramakla hayvanlara etleri gözleri bağlı, denize atılırdı, insanlar günlerce yemeksiz, susuz kalarak tavana asılarak işkenceyle can verirdiler.

Önceden bana idam hüküm verdikten sonra bir hafta ertelendim, olduğumuz idam odasında o sırada o gün 63 bin insan asker, sivil , kadın, .ocuk dahil olarak idam olmuşlardır.

Rahmetli Enver Neftçi beyle, akşam saat 7 dan sabah dörde kadar bir arada arkadaşlarla konuşuyorduk, o gün Saddam’ın doğum günüydü bizler baskıya karşı bir az olsa bile özgürlük duymakistiyorduk, iki yüzlüler, münafıklar Saddamcılar, emniyet, muhaberat, istihbaratla çalışan belli insanlar, Saddam için şarkı söyleyip tören yapıyordular, sevinçli, mutluydular Saddam’ın bir af vereceğini bu gün bekliyordular, çünkü Saddam çoğunluk af doğum günü ile ilgili olarak, her yıl istediği ve kendi insanlarına vermekteydi, ama yene öyle oldu af verildi hapishane bir bölüm insanlar sevindi, bir bölüm insanlar üzüldü, bu af az belli insanları kapsayarak, bunların arasında, Kuveyt ajansı olan Hamit Baha adında güneyli bir Arap af bekliyordu, mutluluktan elinde Saddam’ın resmini tutarak bağırıyordu, Arapça yaşasın Saddam, ama bir dakika sonra anlaşıldı bu af yalnız 6 kişiyi serbest bırakacak, bu acı duruma hapisler dayanmadı, Hamit Baha elinde olan Saddam’ın resmini hemen yere atarak, Hamit Baha çok üzüldü, en iyisi onu iki yüzlüler münafıklar görseydi anıdan Hamit idam olurdu, çünkü Saddam’a laf söyleyen sorusuz idam olurdu.
Abdurrehim Uda adında Nasırıyalı biri bir gazete üstünde yemek yiyerek Saddam’ın resmi olunca bunu gören Saddam için çalışan birçok hapisler haber verip rapor yazarak, Saddam’ın kardeşi Sebavi Tikrit’i tarafından gözümüz önünde kurşuna dizilerek idam olmuştur.


Rahmetli Enver Neftçi ile konuşurduk, televizyonda yayınlanan af boş olarak bizce bir an bile sevinmedik, mutlu olmadık, durumu iyice biliyoruz af verilirse bile bizleri serbest bırakamazlar bu af bizi kapsamadığını biliyorduk günler çok zor geçmektedir.
Emniyet, istihbarat, muhaberat Saddam’ın özel muhafızları, saray güçleri, her türlü silahlarla dolaşıyorlar, tanklar araçlar hapishanenin etrafını sarmaktaydı, okumak çok zor her yeri her köşeni arıyorlar.

Radyo dinlemek, kitap okumak yasak idi, eletirlikli sobaları ellerinde tutarak her kese vuruyorlar, yaş, gence aldırmadan, acı duruma karşı sevdiğimiz insanları kayıp etmekle, acıya dayanmıyorduk, İlk ölenler arasında Türkçü milliyetçi Fatih Şakır Kifirli, hastanede şeker hastalığı nedeniyle, ondan ilaçlar kesilmekle, dışarıdan, evden gelen ilaçlara el koyularak ölümüne Saddamcılar sebep olmuşlardır.
Ayrıca Behaddin Kocava ayağı şeker hastalığı yüzünden kesilerek şehit olmuştur.
Hapishanede ölen şehitlerimiz çok acı, çile çektiler doğru toprak, yurt sever milliyetçi, Türkçü insanlarımız tüm varlıklarını bu yolda bıraktılar, çocuklarına topraklarına, yurtlarına hasret kaldılar acıyla Türkiye özleyişiyle, derdiyle yaşadılar, öldüler.

Şehitlerimiz yüce tarih yazdılar, Rahmetli Enver Neftçi beyi en son 1993 günü bana bu sözleri söyledi, bu sözler hala karşımda kulaklarımda fısıl, fısıl sesle canlanmaktadır, bence ne kendisi öldü nede sözleri, bu gibi Türkçü Hüseyin Nihal Atsızın, Ata Türkün yolunda, izinde yürüyenler ölemezler, büyük Türk tarihi onları her Türk toprakları kucakladı, göksünü açtı, onları seve, seve bağrına bastı, onları Türk milletinin Türklüğün şehitleri, temiz, şerefli milletin vefalı özveri insanları, onlar ölmeyen Türkler, önler ölmediler, arkalarında binlerce milli dava Türkçü, kültürlü, eğitimli, atılgan, yiğit aslanlar yetirdiler, Türkiye Cumhuriyeti, bu gençliği hala Ata Türk yürütmektedir, o kutsal topraktan, mezarından bu büyük Türk devletini hüküm etmektedir, onun adıyla, şanıyla, töresiyle, Türklüğün onuru, büyüklüğüyle, Türkiye Cumhuriyeti, tüm dünya Türklerinin birliğini varlığını sağlayarak, sürerek yaşam sürmektedir.

Evet doğru söylemiş büyük Ata Türk, Ne mutlu Türküm diyene, Türk olmak, Türkçü olmak, bam başka Türklüğe, Türk yoluna, milletine, davasına prensibine, adanan doğru insan olarak Türk insanıdır.
Bu toprakları kuruyan, kanı bu uğurda veren, Ne mutlu Türk olana, ne mutlu Ulu Tanrı bizleri Türk yarattığına, Ata Türk, Alparslan Türkeş, yüce kahraman büyük liderler, yiğitler, Oğuzların, Türkmenlerin, Boz Kürtlerin, soyundan dünyaya gönderdi, insanlar sevgi, kardeşlik, duygusuyla, insanlık, efendilik, erdemlik, şeref, töre, devlet, İmparator kurma büyük uygarlık kurmayı öğretti.

Enver Neftçi dediğimiz gibi kahraman büyük milliyetçi,Türkçü bir Türk, kültürlü, tarihçi bir insan, Türklüğe damgasını vuran bir sağlam insan, ölümünden bir sene önce, bana bu altından daha değerli üstün olan sözleri, tarihin geniş sayfalarına yazılırsa değerinin üstünlüğünü vermeyecektir,
sözleri bir sözcüsü büyük tarihtir, Enver Neftçi öyle başlamıştır,

Biz Türk’üz , Türk olduğumuz için çok mutluyuz, umutluyuz insanız.
Sadun senin bu yiğitliğin, kahramanlığın, Türkçülüğün bam başkadır kendini özveri verdin, dünyanı seslendirdin, her yere mektup yazdın, bizleri düşündün, o mekteplerin biri tutulduğu sırada, hem sen hem tüm ailen idam olurdu, ailen anne babanda bu özveriye bizim için katıldılar, bizleri hapishaneden kurtarsınlar kendilerini ölüme, ataşe attılar.
Biz sizlere borçluyuz, çok işkence gördün, tırnakların söküldü, dayanıp durdun, hiç kimsenin adın vermedin, Türklüğü her şeyden üstün gördün, canını, kanını özveri verdin, yolundan dönmeden, bu zor durumda bizlere çok yardımcı oldun, Türkçe kitapları, gazete, dergileri korkmadan hapishaneye getirdin.
bizlere bu kitapları vererek, bizleri aydınlatırdın, ana dilimiz hapishanede olsun bile, uzun yıllar Türkçe kitapsız bırakmadın, artık kitapların yanında, Türkçe dergi, gazete, yasak olan radyo bile, bize verdin, hapishaneye korkmadan ailen yoluyla radyo Türkçe kitaplar sokturdun o radyo yoluyla her gün haberler Türkçe şarkılar, türküler dinledik, ve hapishanede çok insan bu Türk kitaplardan ilgilendiler,yaralandılar
dillerini öğrendiler, okudular, kültürlü aydın insanlar oldular.

Sadun bizler seni çok seviyoruz, bu özverilikten dolayı, inan bana oğlum, benim sonumdu, öleceğim, yaşlandım, birde çok hastayım, ölmeden Ana vatan Türkiye’ni, Kerkük, tüm Türk dünyasını görmek isterdim, ama ne yazık görmeyeceğim, sizlerden tek istek, arzum çalışın, yorulun, bu yüce milletin umudu sizler, sizin gibi erlere, yiğitlere ihtiyacı vardır, gözler, umutlar sizdedir.

Birleşin, toplanın yeni tarihler yaratın, haklarınızı kanla, silahla, zorla alın, karşınızda olan düşmanlar, korkak, bilgisizdi, siz Türk’ünüz, gücünüz, kelamınız, devletler kuran ulu tarihiniz dünyanı sarsıdan efendilik, kültürünüz, büyükleriniz, liderleriniz vardır, Ata Türkün, Atsızın ilkesinde yürüyün, Kürdine, Arabî’ne düşmanlara inanmayan, hep bizleri arkadan vurdular, Türk’ün dostu, yalnız Türk’tür, tarih boyunca biliyorsun, düşmanların bizlere yaptıklarını, Türklükle yaşayanlar, görecekler, ben ölürsem bu günde çok mutluyum, bir kuzey Kıbrıs Türk devletinden, bir orta Asya dünya Türklerinin devletinin birçok bölümü kurtardı tutsaklıktan, özgür, bağımsız oldular, Artık Türklük çağı olacak, Turan devleti, istenilirse, istenilmese de, gerçek olacaktır.
Ne mutlu Azerbaycan, Özbekistan, Kırgıstan, Tataristan, Tacikistan ve birçok Türk ülkeleri bağımsız oldular.

Amerika körfez Arap devletlerine, orta doğuya hüküm sürerek, sonra artık Türk çağı bu yıllarda gerçekleşmekle, bir Turan dilleri yaratılarak, bir bayrak altında milletimiz yaşayacaktır. büyük Türkiye, Türk devleti var olacak sonsuca dek İnşallah, sizler bu mutlu günleri yaşayacaksınız, Türkün gücünü, atılganlılığını, yiğitliğini, göreceksiniz, artık bu çağ sizin gibi Türklerin çağı olacaktır.

Önceden bir çok aşiretler kendilerini Arap, Kürt yazmışlardır, Bugün dönüp tekrar Türkmen olduklarını yazmaktadırlar, millet hiçbir zaman ölemez, yok olamaz, ben çok mutluyum, umudum, bek yakında büyük bir lider Türk milletinin başına çıkacaktır, ve gelecektir ve umutlar gerçekleşecek.

Ata Türk gibi, Hüseyin Nihal Atsız,
Alparslan Türkeş, Enver Paşa Oğuz han, Mehmet Fatih, Necdet Koçak, Abdullah Abdulrahman, Şeh Şamil gibi, ben bunu gözümle görmesem de, sizler göreceksiniz, ben bunları sana söylemekteyim, ben her gün bin defa ölmekteyim, belki bir daha görüşmeyeceğiz, sen hala genç yaştasın, uzun yıllardan hapishanede olmana rağmen, çok dayanıp durdun, acı çile işkenceye karşı, sen kendini yetirdin, okuma, yazmayla birkaç diller öğrendin, kitaplar yazdın, bizlere yardımın oldu, her bakımdan sen bizim için çok önemlisin, ben bugün hepinizden en yaşlıyım, ölüyorum, yataktayım, hastayım, ölümümün çok yakın olduğunu iyice biliyorum. ölmeden bir gün önce Kerkük, Türkiye’yi görmek isterdim, bir an önce Irak Türklerinin kurtarılmasını, özgürce yaşamalarını isterdim, diktatör Saddam rejiminin düşmesini görmek isterdim, ama ne yazık, Saddam rejimi ve başka rejimler milletimize, hiçbir hak tanımadan, çok sayıda Irak Türklerini idam ederek, bizleri çok insanları uzun yıllar hapishaneye bıraktılar, bizleri tüm Irak hükümetleri, yok etmeye çalıştı, soy kırım, katliamlar asimilasyon yaptılar, Kerkük Türk şehrini Araplaştırmaya kaktılar, Kerkük şehri artık hiçbir zaman Arap şehri, Kürt şehri olmayacaktır, ne kadar sizler gibi kahraman, yiğitlerimiz var ise, bizleri unutmayın, gönlümüz sizinledir, her zaman ölene kadar yanınızdayız.

Enver Neftçi beyin bu güzel içli duygulu sözleri, can yakıcı sözleri, içimizi, gönlümüzü, yakıyordu ve sarıyordu, derin yaramızı çare gibiydi, bize gelecekten umutlar, müjdeler vermekteydi, dertliydi, çileliydi, gözlerinden belli idi sanki şimdi ölecek, ailesini, evini, kızını, oğullarını çok özlüyordu, düşünüyordu, hatırlıyordu, onları şu anda görmek umudundaydı, ölmeden bir an önce onları kucaklayıp, görmek istiyordu, sarılmak istiyordu, onlardan fazla konuşmaya söz açmaya başladı, eski günleri hatırlıyordu, nasıl olursa onlar tekrar görmeyeceğini söylüyordu.

Türkiye’de yaşayan oğlı Aras, Kızı Mehtap konuşarak onlara çok ihtiyacı vardı ölmeden onları görmek tek umut idi kendisine,
Onlara tek vasiyetim beni hatırlasınlar, unutmasınlar, beni bağışlasınlar, onların yolları düşerse mezarımı ziyaret etsinler. Onlar Türk milletini, Türk devletine, Kerkük’e Türk toprağına, bayrağına, bağlı kalsınlar, dünyada en güzel nesne Türk olmaktır, Türk uğrunda can, kan verip şehit olmaktır.

Irak Türkleri büyük Türk dünyasından bir parça olarak kan, canıyla haklarını çalışarak, elleriyle almaları gerekmektedir.
Bizler dünya hüküm süren devletler koran, şehitler veren bir milletiz, yene inancımız var pek yakında, bu kötü diktatör, rejimlerden kurtarırız, özgürce kavuşarak, yaşayacağız.

Saddam düştükten sonra yene öteki düşmanlara inanmayın, bunlarında durumları iyi olunca, sizlere zulüm edecekler, onlarda Saddam gibi hiçbir farkları yoktur.
Bizler Irak Türkleri olarak birlik, beraberce çalışmalıyız, yorulmalıyız, yerlerimizi, topraklarımızı korumalıyız, kurtarmalıyız, hiçbir çalışma örgütsüz, teşkilatsız, şehitsiz olmaz, bende sizin çalışmanızla, birlik olursanız, haklarınızı kanla, silahla alırsınız, bende ölürsem, ruhum mezarda şad olacaktır, o zaman mutlu olacağım.

Rahmetli Enver Neftçi hapishanede, sürekli olarak her türlü alanda kitaplar okumaktaydı, en çok siyasi, Türk tarihi, Atatürk, Türk büyükleri hakkında geniş bilgiye sahip olmakla, sürekli kitaplar okumakla, kültürlü aydın dünya Türkünü seven idi, hapishanede yazmış olduğu yazıları, ve kitapları ailesine tavsiye etmişti, Kahraman, yiğit korku bilmeyen Türk milletine aşık idi
Enver Neftçi hapishanede olduğu sırada, insanlar her gün yanında toplanarak, bilgi almaktaydılar, ayrım yapmadan, tüm Türk milletini severdi, Şii, Sünni, Kale Hiristiyanı, Sibiryalı, Gagavuz olursa da, yıllar boyu hapishanede yaşayan Enver Neftçi, gönlünde bir tek umut vardı, dünyadan bir tek bekleyişi, tüm Türk milletinin kurtuluşu, birde son nefeste ailesini görmek onlara kavuşmak, tek biricik umudu idi.
Çok konuştu, çok çileli, özlemli olmasına rağmen, yüzünde mutluluk gülümseme, canlanıyordu, uykusu geliyordu
On dakika ondan ayrılıp gittiğimde, yüksek sesle, bağırmalar başladı, beni çağırıyorlardı duydum, rahmetli hemen gelmemi istemişti, koşarak yanında oturdum, Sadun ben ölüyorum, ne olur bir yere gedme, buradan ayrılma, benden tüm Türkmenler gelsinler başımda olsunlar, bu kitaplar, defter, eşyalarım, oğluma, aileme verilecektir.

Vasiyet olsun beni unutmasınlar, beni bağışlasınlar, ben onları bir an bile unutmadım, sizde beni unutmayın.
Yolunuzdan, dilinizden, tarihinizden, dönmeyin, vazgeçmeyin, ayrılmayın, Türklük için çalışın, yorulun, hep Türklükle ilgili konuştu, bize moral, sabır, güç verdi, dilinde, Ulu Tanrı, diyerek,Türk diyerek ruhunu verdi.
Artık ellerimiz arasında can verdi, nefesi kesildi, bu acı duruma dayanmadı ruhunu vererek, gözleri açık bize bakarak, yüzünde umutlar, iyimserlik, gülümsemeler canlanıyordu.

Artık Enver Neftçi Bey ölmüştü, büyük bir Türklük aşkını, sevgisini çocukluğundan beri taşan, bir kahraman mücadeleci davacıydı.
O arkasından yüzlerce onu seven Türkler kaldı, milli Türkçülük davasını yürütmek için, bizce Enver Neftçi ve başka Türkçülük davasın canlarını, kanlarını adayanlar, hiçbir zaman ölmeyecekler.
Çünkü onların milli duyguları, Türkçülük ilkeleri sürmektedir, büyük Türk milleti bu alanda binlerce erler, gençler, liderler, yiğitler, kahramanlar, aydın insanlar yetirdi, yetirmektedir, ulaştırdı, ulaştıracaktır, ve yetişecektir, bu büyük Türk milleti her zaman lider yetiren bir mille sayılmaktadır, artık Enver Neftçi gibi Türk milletimiz var olacak şanıyla yüce tarihiyle, İstiklal marşıyla, Al bayrağıyla sonsuza dek yaşayacaktır, hiçbir zaman Türklük için yaşayanlar, ölmeyeceklerdir, çünkü Türkçülük dünya Türk’ünü yaşatan var eden bir ilkedir bu ilke, yeni Türk çağından yarınlarından müjdeler yansıtacaktır, parlak, ışıklı, umut dolu yarınlardan muştu vererek aydınlı gecelerimize yeni yıldızlar ayın göz kamaştırıcı nuru doğacaktır, büyük Türk milletimiz tüm haklarına ve gizli durak kızıl almasına varmasına günler değil, anlar kalmaktadır.


Arkadþýna gönder

Yorumlar:

ulkuculuk sereftir
allah rahmet eylesin mekani cennet olsun buyuk sehidmisin.!
yilginlik gostermiyen yigit


Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Irak Türklerinin Eski dönemin acısı, yeni dönemde daha artmaktadır
2 - Milli Mücadele Yolunda: Şehit Münir Burhan KÂFİLİ - Türkmen Diye Şehit edildi.
3 - Diktatör Saddam döneminde TİSİN Türkleri yaşanılmayan acı, çiler yaşadılar.
4 - 24 Ocak 1970 Irak Türklerine verilen Kültürel Haklar, Diktatör rejim, Geri alınmıştır
5 - Irak Türklerinin, yiğit, kahraman şehitleri
6 - 16 Ocak 1980 Tarihinde Milli Mücadele Yolunda Şehit olan Türkmen Liderlerimizden
7 - Irak Türkleri, Dünya Türklerinden bir parçadırlar
8 - Irak Türkleri Özgür bir Basın, yayını, İzlemelidir
9 - Irak Türklerin bugünkü durumları
10 - ACI GÜNLERDE YAŞAYAN DÜNYA TÜRKLERİNE DUA
11 - Irak Türkleri baskılara karşı direnmektedirler
12 - Irak Türkleri Susmayacaktır
13 - Milli Mücadele Yolunda Özveriye var mısınız?
14 - Bu Topraklar Irak Türklerinin Varlığıdır
15 - Bu Yolu Seçtik bu Yolda sonsuza dek yürüyeceğiz
16 - Sabri TARABYA Kerkük’le yaşıyordu
17 - Adıyla, Sanıyla Milli Tarihiyle, Varlığıyla Tanınan Cüneyt MENGÜ
18 - Molla Mustafa Barzani tarafından uygulanan 14 Temmuz katliamının acı olayları
19 - 2 Kasım 1971 tarihinde Irak Türk Öğrencilerinin Saddam rejimine karşı İlk boykot Silkinme Hareketi
20 - Milli Mücadele yolunda (28)Yiğit Selahattin Tenekeci
21 - (TELAFER) Irak Türklerine Karşı Katliamlar, Soykırımlar
22 - Türklüğün Simgesi Kerkük
23 - Siyasi Abu Garip hapishanesin acıları
24 - Şehit Mustafa Kemal Yaycılıya Hapishaneden yazmış olduğum Mektup.
25 - Altunköprü Katliamı
26 - ALTUNKÖPRÜ TÜRKLERİ
27 - Hocalı Soykırım, Katliamı Azerbaycan Türklerine Kıyıcı Ermeniler Tarafından planlanmıştır.
28 - Sevgililer gününde Kerkük
29 - Osmanlı İmparatorluğunu Kuran KARAKEÇİLİ Türkmen Aşireti, Oymağıdır.
30 - ACIMIZ ÇOK BÜYÜK
>>Sonraki >>