Arabic Turkish
 
2003-11-08   Arkadþýna gönder
3037 (1236)


TÜRKMENLER VE IRAK’TAKİ HAKLARININ ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMASI


Ziyat Köprülü

GİRİŞ :

Bu çalışmamla sevgili Irakımız’da sivil toplum oluşturma ve demokrasiyi kurma eylemine de büyük bir katkı sağlayacağına inandığım, dikkat edilmesi gereken bazı önemli notları ileriki günlerde Irak’ın yeni anayasasını hazırlayacakların gözü önüne sermek istedim. Özellikle Irak’ta yeni bir siyasal rejim beklentisinin doğduğu ve yeni rejimin ilk geçiş döneminin yaşanacağı bu aşamada ve büyük olasılıkla günümüzün sosyal ve siyasal hastalıklarının etkisi altında kalacak olan bu durumda dikkatli olmamız ve buna bugünden hazırlanmamız gerekmektedir.

Irak’taki yönetimin temelinde, baskı, sindirme, anayasal ilkeleri çiğneme, halkla ilişkilerde insane haklarını ihlal vardır. Ayrıca, demokratik eyleme alışık olmayan halk da, kargaşa ve vurdumduymazlığın içine itilmiştir. O nedenle, değişim sonrası kurulacak yeni rejimin ilk dönemlerinde, halkın daha disiplinli hareket edeceğini, demokrasiyi ve genel özgürlükleri eyleme geçirirken daha düzenli bir davranış sergileyeceğini kestirmek ve garantilemek de zordur. Ayrıca, bireyler, siyasal partiler ve gruplar olarak tüm vatandaşların toplumsal barışa bağlı kalmaları şarttır. Toplumsal barışı gerçekleştirmek için devlet organlarının da fiilen harekete geçmeleri gerekmektedir. Çünkü bu barış, siyasal ve sosyal hastalıklardan etkilenen durumun ebediyen ortadan kalkması, temel özgürlüklerde meydana gelen ihlallerin son bulması, siyasal – sosyal ilişkilere egemen olan intikamcı yöntemlerin giderilmesi ve bunların yerine, tüm anlaşmazlıklarda hukuk ve yargının egemen kılınması için bir zorunluluktur. Aksi takdirde ne demokrasinin ne de demokratik kurumların
gerçekleştirilmesi mümkün olabilir.

GEÇMİŞE BAKIŞ :

Geçmişin “ Mümbit Hilal “ toprağı ve “ Mezopotamya “ ülkesi olan Irak, bir çok eski uygarlığa da beşiklik etmiştir. Halkların bir çoğu burayı yurt edinmiş, ulusların bir çoğu da buradan geçmiştir. Böylece Irak, Sümer, Akat, Babil, Asur ve İslam uygarlık larının merkezi haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Irak, Roma, Yunan, Sasan, Med ve Osmanlı uygarlıklarına da sahne olmuştur. Irak’tan gelip geçen bütün bu halklar, aradan geçen bu zaman süreci içinde birbirleriyle uyum sağlayan bir renkli bir tablo sergilemiştir.

Bin yılı aşkın bir süredir bu topraklarda yerleşik halkların sevincine de tasasına da ortak olan Türkmenler, Arap ve Kürtlerden sonra Irak’ta üçüncü milliyeti oluşturmuştur. Buna karşın Türkmen ismine, 1925 tarihli Irak anayasası ile onu izleyen diğer anayasalarda, ayrıca 1970 tarihli geçici anayasa ile bu anayasanın 1973, 1974 ve 1977 tarihli tadilatlarında ve son olarak 1990 anayasasında özellikle yer verilmediği görülmüştür. Oysa ki uluslararası hukuk, bir milletin oluşumunu, belirli bir toprak parçasında, yani coğrafi bölgede yerleşik bir insan grubunun varlığına ve bunları bir araya getiren dil, din, ırk birliği ile ortak tarih ve bir arada yaşama arzusu gibi öğelere bağlamaktadır. Türkmenlerde ise, bir milleti meydana getiren bu öğelerin hepsi mevcuttur. Dolayısıyla bu ülkede layık oldukları yer, azınlıklar arasında anılmak değil, üçüncü çoğunluk olarak kabul görmektir.

Irak’ın yukarıda andığımız anayasalarındaki hükümler siyasi realitelerle karşılaştırıldığında, söz konusu hükümlerin uygulanabilirlikten tamamen uzak olduğu gِrülecektir. اünkü anayasalarda yer alan hükümlerin tamamı, Kraliyet döneminde kralların, Cumhuriyet döneminde de cumhurbaşkanlarının iradesine bağlı olmuştur. O nedenle de anayasalar, bir kağıt parçasından farksız görülmüş, hükümleri de yöneticilerin kendi arzu ve planları doğrultusunda yer yer saptırılabilmiştir. Bunun bir örneği de, 1925 tarihli Irak anayasasının 6. maddesidir. Bu madde, “ Milliyetleri, dilleri, dinleri ayrı olsa da, Iraklıların kanun karşısında haklar açısından eşit olduklarını “ öngörmektedir. 16. maddede ise, “ Yasa ile belirlenecek genel programlara uygun olmak suretiyle, çeşitli toplulukların okul açma, kendi bireylerini dilleriyle öğrenime tabi tutup dillerini koruma hakları vardır “ hükmü getirilmektedir. 17. maddeye gelince, “Özel yasa ile öngörülecekler dışında, Arapça’nın resmi dil olduğu “ hükmü yer almaktadır. 1931 yıl ve 74 sayılı yasa uyarınca da, Kuzey Bölgesi’nin bazı yörelerinde Türkçe ile Kürtçe resmi dil haline getirilmektedir. Bu durum, Milletler Cemiyeti’nin Özel Komisyonu tarafından hazırlanan iki notadan birincisinde ayrıntılı biçimde yer almış, 1. Nota genel ve ِzel güvenceleri içerirken, 2. Notada yabancılar konusu ve onlara tanınacak bazı ayrıcalıklar üzerinde durulmuştur. 1. Notanın 9. maddesinin öngördüğü hususlar ise şunlardır :

“1. Irak Hükümeti, Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye illerine bağlı olup, Kürt nüfusun yoğun olduğu ilçelerde, Arapça’nın yanı sıra Kürtçe’nin de resmi dil olmasını kabul eder. Kerkük iline bağlı, nüfusunun büyük bir kısmını Türkmenlerin oluşturduğu Kifri ile Kerkük ilçelerinde ise, Arapça’nın yanı sıra Kürtçe ile Türkçe de resmi dil olarak kullanılır.

2. Irak Hükümeti, söz konusu ilçelerde görev yapacak memurların, ikna edici bir sebep olmadıkça, duruma göre Kürtçe veya Türkçe dillerinden birini bilmeleri gerektiğini kabul eder.

3. Adı geçen ilçelere memur atamanın ölçütü, Irak’ın her tarafında olduğu gibi, yeterlilik ve dil bilgisidir. O nedenle Hükümet, şimdiye kadarki uygulamanın sürdürülmesini ve memurların mümkün olduğunca anılan ilçelere mensup Iraklı yurttaşlar arasından atanmasını kabul eder.” Yukarıda yer verilen hususların tümü yerel diller yasasında da yer aldığı için Irak Hükümeti, bu anlamda hazırladığı bir taslağı, onaylanmak üzere Irak Parlamentosu’na göndermiş ve 5 Mayıs 1932 tarihli birleşiminde Parlamento, bu konudaki açıklamayı Milletler Cemiyeti Konseyi’ne göndermek kaydıyla, hükümetçe kendisine sunulan taslağı onaylamıştır. Açıklama, 19 Mayıs tarihinde anılan Konseye gönderilmiş, 3 Ekim 1932 tarihinde ise Irak, oybirliğiyle Milletler Cemiyeti’nin üyesi olmuştur.

14 Temmuz 1958 ihtilalinin ardından, 27 Temmuz 1958 tarihinde yeni bir Irak anayasası yayımlanmıştır. Başlangıç bölümünde yeni anayasa yapmanın gerekçeleri açıklanmış ve bunun “ Halk egemenliğini gerçekleştirmek, bu egemenliğin gasp edilmemesini sağlamak ve vatandaşların haklarını güvence altına alarak korumak “ olduğu belirtilmiş, görmezden gelinen Türkmenler ise, Irak halkını oluşturan öğelerden biri sayılmamıştır. Zira söz konusu anayasanın 3. maddesinde, ( Irak devletinin temelinin, haklarına saygı duyulan, özgürlükleri korunan vatandaşlar arasındaki işbirliğine dayandığı, Araplarla Kürtlerin bu vatanın birer ortağı kabul edildiği ve Irak’ın birliği çerçevesinde bu anayasada onların ulusal haklarının tanındığı ) belirtilmiştir.

Bu anayasanın ardından gelen diğer anayasalar da aynı yolu izlemiş ve Irak’ta yaşayan diğer milliyetleri anmamıştır. 16 Temmuz 1970 tarihli anayasada ise, diğer milliyet ve azınlıkların haklarına saygılı olunduğu ifade edilmiş, ancak söz konusu anayasanın 5. maddesinin B paragrafı, aşağıdaki hususu öngörmüştür :

(Irak halkını, Araplar ve Kürtlerden ibaret iki milliyet oluşturmaktadır. Bu anayasa, Irak’ın bütünlüğü içinde Kürt halkının ulusal hakları ile diğer tüm azınlıkların yasal haklarını onaylamaktadır).

Anayasanın 7. maddesinde ise şu hususa yer verilmiştir :

“A. Resmi dil Arapça’dır. B. Kürt bölgesinde, Arapça’nın yanı sıra Kürtçe de resmi dil olacaktır ”.

Irak Devrim Komuta Konseyi, daha sonra aldığı kararlarla Türkmenlerle Asurilere de kültürel haklar tanımış, ama çıkışından bir yıl sonra söz konusu kararın daraltılıp sınırlandığı izlenmiştir. Halbuki anayasa, vatandaşların kanun karşısında tam bir eşitliğe sahip olduğunu öngörmüş ve sebebi ne olursa olsun ayırım yapılmayacağı belirtilmiştir. Nitekim, anayasanın 19. maddesinin 1. paragrafı, “Vatandaşların kanun karşısında eşitliğini, cinsiyet, ırk, dil, toplumsal köken ve din nedeniyle ayırım yapılamayacağını “ öngörmektedir.

1973, 1974 ve 1977 yıllarında üç kez tadilata uğramasına karşın geçici anayasa, Irak’taki Türkmenlerin yararına yeni bir şey getirmemiştir.

Irak’ı oluşturan milliyetleri bir kez daha görmezlikten gelen 1990 anayasasının 6. maddesinde ise, şu hususlara yer verilmiştir: “ Irak halkı, Araplar ve Kürtlerden meydana gelmektedir. Anayasa, Irak’ın ülke, devlet ve toplum birliği çerçevesinde, Kürtlerin ulusal haklarını onaylamakta, diğer Iraklıların haklarını da güvence altına almaktadır.” Bu madde, Türkmenlerle diğer azınlıkların mağduriyetine neden olmuş ve Irak’ta sanki adı geçen iki milliyetten başkası yokmuş gibi bir durum yaratmıştır.

TÜRKMENLERİN SORUNU VE HAKLARININ GÜVENCE ALTINA ALINMASI :

Irak’ta Türkmenlerin esas sorunu, ulusal kimliklerinin, sivil ve siyasal haklarının anayasada tanınmamış olmasıdır. Anayasada Türkmenlere yer verilmemesinin tek amacı da, Araplardan ve Kürtlerden sonra milli ve tarihi bir gerçek olarak ortada duran Türkmen kimlik ve varlığını ortadan kaldırmaktır. Irak halkını oluşturan milliyetlerin haklarını, özellikle de bunların en önemlisi olan Türkmenlerin hakkını görmezden gelen tüm Irak anayasalarını süratle gözden geçirmemiz, kurulduğundan bugüne Irak tarihinde insane haklarının açıkça ihlal edildiğini ortaya koymakta ve bu ihlallerin şimdi artık doruğuna ulaştığını göstermektedir. Halbuki bu anayasaların hemen hepsi, vatandaşların kanun karşısında tam eşitliğini ve sebebi ne olursa olsun vatandaşlar arasında ayırım yapılamayacağını öngörmüştür.

Bütün bunlardan çıkarılacak olan sonuç, gelecektekiIrak’ın anayasası, insan hakları ilkeleri ile uluslararası hukuk kurallarına ilişkin hükümler içerse bile, bu hakların ihlali konusunda yaptırım öngörmedikçe, insan haklarının güvence altına alınamayacağıdır.

İnsan haklarının korunup muhafaza edilmesi için en etkin araçları ise, iki ayırabiliriz :

1. Yasal ve hukuksal nitelik taşıyan araçlar. Bunlarla, uluslar arası hukuk ve yerel yasaları kastedilmektedir.

2. İnsan haklarına ilişkin bilgileri yayımlayarak bu konuda bilinç yaratmak, vatandaşı, bu hakları anlayacak ve saygı duyacak şekilde eğitmek, kamuoyunun bu haklar üzerinde kontrolünü sağlamak gibi yasalarla ve hukukla ilgili olmayan diğer araçlar.

Uluslararası hukukun veya uluslararası örgütlerin bu hakları ne kadar koruyabilecekleri konusuna gelince, bağımsız ve egemen ülkelerin kendi vatandaşlarına karşı arzu ettikleri davranışta bulunma hakkına sahip oldukları bilinmektedir. Ancak bu ülkeler aynı zamanda uluslararası hukuku gözetmekle de yükümlü bulunmakta, özellikle de vatandaşlarına karşı nasıl davranacaklarına ilişkin temel insan haklarını öngören hükümlere riayet etmeleri gerekmektedir. Yani uluslararası hukuk, tüm ülkeleri vatandaşlarının temel haklarını korumakla yükümlü kılmaktadır. Bunu yerine getirmeyen ülkeler ise, uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmek gibi bir duruma düşmektedir. Böylece, bu duruma düşen bir ülkenin içişlerine diğer devletlerin müdahale hakkı doğabilmektedir. Bu müdahale insancıl nedenlerle ve söz konusu ülkenin vatandaşlarını ve bu vatandaşların temel haklarını korumak amacıyla yapılmaktadır. Çünkü uluslararası hukuk, insan hakları konusunu herhangi bir ülkenin içişi olarak görmemekte, tüm insanlığı ilgilendirdiği düşüncesini benimsemektedir. O nedenle, herhangi bir ülkenin vatandaşlarına baskı yapması ve insanlık vicdanını sızlatacak barbarca eylemlerde bulunması halinde, insanlık adına müdahaleye de yasal açıdan müsaade edilmektedir. Vatandaşlarına karşı muamelesinde insani ölçüleri ve adalet sınırlarını aştığı saptanan ülkelere karşı, anılan vatandaşları korumak amacıyla, Güvenlik Konseyi’nin kuvvet kullanmasına izin çıkabilmektedir.

Ancak insanlık adına müdahale ilkesi, büyük devletlerin diğer ülkelerin iç işlerine karışmaları için bir gerekçe teşkil etmemelidir. Bu konuda yapılması gereken, durumun, Uluslararası Adalet Divanı gibi bağımsız bir yargı organına intikal ettirilmesidir. Zira bir müdahaleyi zorunlu kılacak insan hakları ihlali olup olmadığına ancak Adalet Divanı gibi bir yargı organı karar verebilir.

1948 tarihli Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin, uluslararası hukukun ayrılmaz bir parçası olduğu bilinmektedir. Bu Bildirge metninin ihlali, uluslararası hukukun da ihlali sayılmaktadır. Ayrıca, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin büyük bir bölümüne yasal etkinlik kazandırıp hayata geçiren uluslararası anlaşmalar da bulunmaktadır. BM Genel Kurulu tarafından 21 Aralık 1965 tarihinde Kabul edilen, Irk Ayrımının Her Çeşidinin Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Uluslararası Anlaşma, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Anlaşma, 16 Aralık 1966’da Kabul edilen Sivil ve Siyasal Haklara İlişkin Anlaşma, bunların birer örneğini teşkil etmektedir. Bütün bu uluslararası anlaşmalar, medeni hakları düzenlemek, azınlıkları korumak, ırk, din, dil ve cinsiyet nedeniyle insanlar arasında ayırımı önlemek amacıyla yapılmış, ayrıca insan hak ve özgürlüklerini ilgilendiren diğer bazı konuları da ele alan düzenlemelere gidilmiştir.

BM’ye bağlı birçok örgütün olduğunu, bunların arasında insan haklarından sorumlu Ekonomik ve Sosyal Konsey’in bulunduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ayrıca insan hakları ve özgürlüklerinin şekillendirilmesine katkı sağlayabilecek en önemli organlardan biri de, Güvenlik Konseyi’dir. BM Sözleşmesi’nin 7. Bölümü uyarınca Konsey, herhangi bir durumun dünya barışını tehdit edip etmediğine, gerçek bir tehdit oluşturup oluşturmadığına veya bir saldırı içerip içermediğine karar verebilmektedir. Yukarıda sözü edilen durumu düzeltebilmek için Konsey, askeri müdahaleye yol açabilecek ِnlemleri içeren tavsiyelerde bulunmak hakkına da sahiptir.

İnsan haklarını korumada kullanılması gereken iç araçlar da şöyle belirlenebilir :

1. İnsan hakları konusu, her şeyden önce anayasada güvence altına alınmalıdır.

2. İnsan haklarını koruyup kollayacak, anayasaya yorum ve açıklık getirebilecek bağımsız bir yargı organı oluşturulmalıdır. Yargı organının bağımsızlığı da bazı temel koşulların varlığını gerekli kılmaktadır. Bunlardan biri de, yargıcın siyasal mülahazalarla atanmamış olması, yargıcın azli veya cezalandırılmasının siyasi organlarca yapılmamasıdır. Yargı bağımsızlığını tamamlayan bir diğer koşul ise, üyeleri görev ve haklarının tam bilincinde olan, yasaları ve mesleğin geleneklerini yeterince bilen güçlü bir avukatlar barosunun varlığıdır.


IRAK’TA SİYASİ REJİM :

İnsan özgürlüğü, üretim ve kalkınma için kesin bir güvence oluşturan anayasal, demokratik, parlamenter rejim, hukuk egemenliği ile sosyal adaletin sağlanması, yönetim ile yurttaş arasında sağlam ilişkilerin kurulması için de bir güvencedir. O nedenle biz, Irak’taki siyasi reformun üzerine oturması gereken tabanın, anayasal, demokratik kurumlar tabanı olması gerektiğine tam bir inanç besliyoruz. Bu da ancak, vatandaşın temel özgürlüklerini sağlayan, vatandaşlar arasında dil, din, mezhep, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeyen, ülkede serbest ekonomik faaliyetlere imkan tanıyan, parayı kapsamlı bir kalkınma için yönlendiren, devleti vatandaşın sosyal yaşamını garanti edecek bir konuma getiren, daimi bir anayasaya dayalı parlamenter bir rejimle mümkün olabilir.

Irak Hükümeti’nin bir hedefi de, Irak’ı oluşturan toplulukları sadık vatandaşlar haline getirmek ve insanların dinleri ve milliyetlerine bağlı kalmalarını özendirmek olmalıdır. Zaten bir Türkmen’i, Kürdü veya başka bir milliyete mensup herhangi bir vatandaşı, Arapça kullanmaya veya Arap geleneklerini edinmeye zorlayarak, Irak’a sadık bir yurtsever haline getirmek mümkün değildir. Aynı şekilde bunun aksi de doğrudur. Dolayısıyla, devlette kaçınılmaz olan birliğin sağlanması, devletin ileriye doğru atılımlar gerçekleştirmesi için, çeşitli gruplara zemin hazırlanmalı, bu grupların gelenek ve göreneklerine bağlı kalmaları, onları korumaları özendirilmeli, bütün bunlar da hukuk ve yasaların güvencesi altında olmalıdır.

SONUÇ :

Son olarak, Irak’ta gelecekte kurulacak rejimin, eşit şekilde tüm vatandaşların haklarını koruyup kollamasını, Çin filozofu Mançyus’un aşağıda yer verdiğim sözlerine uygun şekilde arzu edilen adaleti temin etmesini temenni ediyorum:

“Ben hayatı da adaleti de seviyor ve arzuluyorum. Ancak, hayat ve adaleti birlikte satın almam gibi bir dayatma ile karşı karşıya gelirsem, o zaman hayatı bırakır, adalete tutunurum.”






Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Papa’nın Irak Ziyareti ve Düşündürdükleri
2 - Büyükelçi Fatih Yıldız’ın Kerkük Ziyareti Hakkında Düşünceler..
3 - Sayın Cumhurbaşkanıma Açık Mektup
4 - BÜYÜKLERE MASAL-10
5 - Anayasal Açıdan Kerkük Sorunu
6 - Davutoğlu'nun Kerkük ziyareti ve düşündürdükleri...
7 - TÜRKMEN TOPLUMUNUN HEDEFİ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ…
8 - UNUTULMAYAN KATLİAMIN GETİRDİKLERİ
9 - BM GÜVENİRLİĞİNİ KAYBETMEK ÜZERE…
10 - Telafer Neden İl Olmasın ?
11 - BÜYÜKLERE MASAL (8)
12 - BÜYÜKLERE MASAL (VII)
13 - BÜYÜKLERE MASAL (VI)
14 - Rice’ın Kerkük Ziyareti… Mesajlar ve Yapılması Gerekenler
15 - BÜYÜKLERE MASAL (V)
16 - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN IRAK’A DÖNÜŞÜ VE KERKÜK
17 - BÜYÜKLERE MASAL (4)
18 - BÜYÜKLERE MASAL (III)
19 - Birlik ve beraberliğin örneği olalım..
20 - ALLAH'A ŞİKAYETÇİYİM.. BAŞKA KİMİM VAR..?
21 - BÜYÜKLERE MASAL…(II)
22 - BİR TÜRKMEN GÖZÜYLE KERKÜK…
23 - SADDAM… TÜRKMENLER… VE DÜNYA BARIŞ ELÇİSİ'NİN İNSAFI
24 - KERKÜK'ÜN IRAKLILIĞINI SAVUNMAK
25 - MADEM Kİ KADERİ PAYLAŞIYORUZ.. O ZAMAN YÖNETİMİ DE PAYLAŞMALIYIZ.
26 - SEÇİMLERİN DÜRÜSTLÜĞÜNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE SEÇİM YÜKSEK KOMİSERLİĞİ SORUMLUDUR
27 - BÜYÜKLERE MASAL…
28 - IRAK ANAYASA TASLAĞI, “ETNİK TEMİZLİK” İÇİN BİR DAVETİYEDİR.
29 - ULUSLAR ARASI KRİZ GRUBU
30 - Irak Seçimleri Hakkında Düşünceler
>>Sonraki >>