Arabic Turkish
 
2010-02-27   Arkadþýna gönder
2814 (1236)


Büyük Kaybımız - İhsan Doğramacı


Suphi Saatçi



Prof. Dr. İhsan Doğramacı
(Erbil, 3 Nisan 1915-Ankara, 25 Şubat 2010)


Dünyaca tanınmış eğitimci, bilim adamı ve hoca Prof. Dr. İhsan Doğramacı 25 Şubat 2010 Perşembe günü, Ankara’da tedavi gördüğü Hacettepe hastanesinde hakkın rahmetine kavuştu. Türkiye’de ve Türkiye dışında büyük yankı uyandıran bu kara haber, Türkmeneli’ni de yasa boğdu.

Doğramacı, 3 Nisan 1915'de tarihi Türkmen kenti Erbil’de doğmuştu. Irak’ta Türklüğün ilk kalesi olan Erbil, Atabeyler medeniyetinin dünyaya ışık saçan Türkmen yurdunun başkenti idi. Özellikle Beğtiğin hanedanının en önemli temsilcisi olan Muzaffereddin Gökbörü döneminde Erbil, ilmin, irfanın, sanatın, kültür ve edebiyatın harman olduğu bir kentti. O tarihten günümüze kadar bu kent unutulmayan şairler, yazarlar, sanatçılar, bilim, kültür, siyaset ve devlet adamları yetiştirmiştir.

Böylesine köklü tarihe sahip bir kentte doğan ve ailenin en büyük çocuğu olan İhsan Doğramacı, baba tarafından Erbil’in köklü bir ailesine mensuptu. Babası Doğramacızade Ali Paşa bir süre Erbil Belediye Başkanlığı yapmış, bir dönem de Irak Ayan Meclisi üyeliğinde bulunmuştur. Doğramacı ana tarafından Kerküklüdür. Annesi İsmet Hanım, Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Kerkük temsilcisi Mehmet Ali Kırdar’ın kızıdır.

Doğramacı ilköğrenimini Türkçe eğitim veren Erbil İptidai Mektebi’nde gördü. Orta öğrenimini Beyrut Amerikan Üniversitesi'ne bağlı International College'de (1932), yüksek öğrenimi ise İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde gördü (1938). İhtisas çalışmalarını Ankara Numune Hastanesi'nde Prof. Eckstein'ın yanında tamamladı.

Bağdat'a gitti ve orada Amerikan Kız Koleji öğrencisi Ayser Hanım ile tanıştı. Mahmut Şevket Paşa’nın kardeşi ve 1936 yılında Irak’ta başbakan Hikmet Süleyman Bey’in kızı olan Ayser Hanım’la 1942 baharında evlendi.

Ondan sonra A.B.D.'de Harvard ve Washington (St. Louis) Üniversitelerine bağlı hastanelerde pediatri dalında asistan ve araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1947 yılında yurda döndü ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne, çocuk sağlığı ve hastalıkları dalında öğretim görevlisi olarak atandı; 1949'da doçent ve 1954'te de profesör oldu.

Doğramacı’nın asıl büyük hizmetini yüksek eğitim alanında gösterdi. Önce Hacettepe Üniversitesini kurdu. Burada en zor olan Tıp Fakültesini kurdu ve başkent Ankara’ya en büyük hastanelerden birini kazandırdı. Diğer eğitim dalları ile birlikte bu Hacettepe’yi geliştirdi.
Çalışmalarını sürdürerek, hayatını tamamen yüksek öğretime adadı. Yüksek bilim ve kültür kurumu yeni bir vakıf üniversitesi hayata geçirdi: Bilkent.

Çağdaş donatılarıyla Türkiye’nin en ileri üniversitelerinin biri durumuna yükselttiği Bilkent’i, gelişmiş eğitim programları ile dünyaca tanınmış bir kurum hâline getirdi. Doğramacı’nın ileri bakışı sayesinde Bilkent yerleşkesi, eğitim boyutlarını aşarak, değişik işlevlere de kucak açtı. Her türlü sosyal ve ticarî tesis, rekreasyon alanları gibi çağdaş yaşam standartlarına uygun tesislerle Bilkent, modern bir uydu kent kimliğine büründü. Çalışmaları ile dünya çapında ün kazanan Doğramacı, uluslararası alanda sayısız liyakat nişanı ve ödüller aldı.

Evli ve 3 çocuk babası olan Doğramacı, Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı, Uluslararası Çocuk Sağlığı Merkezi Başkanı, UNICEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı ve Uluslararası Pediatri Kurumu Onursal Başkanı bulunuyordu. Hayatı boyunca kendisine teklif edilen siyasî görevleri elinin tersi ile reddetti ve siyasetten uzak durdu. Cumhurbaşkanlığı, meclis başkanlığı gibi bütün üst görevleri bile Doğramacı’yı bu düşüncesinden vazgeçirmedi.

Büyük bir performans gösteren Doğramacı, kafasına koyduğu her projeyi en ince ayrıntılarına kadar uyguladı. İdealinde yaşattığı ve ulaşmak istediği hedeflerinin tamamını gerçekleştirdi. Üniversiteler kurdu ve dünya çapında bir statü kazandı. Başkent Ankara’ya eğitim ve sağlık kurumları inşa etti ve binlerce profesör ve bilim adamı yetiştirdi. Dünya çapında inşaat ve mobilya şirketleri kurdu.
Ancak uzun yıllar ayrı düştüğü ata yurdu Erbil’in hasreti içini yakıyordu. Çünkü o savaşın içinde doğmuştu ve henüz 3 yaşında iken Erbil İngiliz işgaline uğramıştı. İlkokulu bitirince Erbil’de Türkçe tedrisata son verilmişti. Bu durumu içine sindirmeyen babası onu yurt dışına göndermiş ve en iyi okullarda okutmuştu. Bu bakımdan anasının ve babasının yattığı, kardeşlerinin yaşadığı Erbil toprağına olan borcunu ödeyememişti. Orada yaşananları biliyordu ve “sindirilmiş Erbil” kendisini kahrediyordu. Çocukluğunun cenneti Erbil’de hem de “Erbil dilinde” okullar açmak için fırsat kolluyordu. Çünkü Erbil’de eğitim ve sağlık kurumlarının açılması istikrar, huzur ve güven ortamına bağlıydı.
Ümidini kaybetmeyen Doğramacı, değerli edebiyat tarihçimiz Ata Terzibaşı’nın ifadesiyle “şairler yurdu Erbil’in hasretini parlak bir manzume ile dile getirdi. Bu manzumede geçmiş zamana yönelik aşırı yurt özlemi ve ruhî bir çözüm arayışı vardır.” Erbil Hasreti başlığı ile Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın “uçun kuşlar uçun” şiirinden esinlenilerek yazılan bu şiirin son kıtasında, Doğramacı’nın bütün duygularını okumak mümkündür:
Ümidini kesme gerek yok yasa
Sindirilmiş Erbil tekrar uyansa
Erbil dilinde mektepler açılsa
Destek olacak bir gönül vardır
Ümidini kesmeyen Doğramacı, tam ortamını bulamamakla beraber 1992 yılından itibaren Erbil’de ilkokul ve ortaokullar açmakla işe başladı. Bu arada Türkmen okullarını engellemeye çalışanlara karşı mücadelesini sürdürdü. Erbil’de çevresinde toplanan hemşehrilerinin gayret ve destekleriyle eğitim ve sağlık kurumları açmaya gayret etti. Sağlık için hastane, poliklinik ve ocaklar, ilk eğitimden yüksek eğitime kadar uzanan her kademeden eğitim ve öğretim kurumları inşa eden Doğramacı, Erbil’i yine bir ilim ve irfan merkezi hâline dönüştürmek istiyordu.
Hocamızın açtığı yolda yürüyenler, hem Türkiye’de, hem de Türkmeneli bölgesinde onun ruhunu şad etmek için yatırımlarını sürdürmeli ve kurumlarını güçlendirmelidirler. Bizler de bu faaliyetleri sürdürenlere destek olmalıyız. Doğramacının ruhunun şad olması, ancak onun hedeflerinin gerçekleşmesi ile mümkündür. Bilkent’teki Doğramacı Ali Paşa Camii’nin haziresinde toprağa verilen Doğramacı’nın yattığı ebedî istirahatgâhında da bizden istediği ve beklediği de budur zaten.
Doğramacı sadece Türkmenlerin değil, Türkiye’nin ve topyekûn Türk dünyasının, hatta ve hatta bütün bir insanlığın da büyük bir evladı ve değeri idi. Yeri doldurulamayacak olan kıymetli hocamıza rahmet, ailesine, Türkmen toplumuna, Türkiye’ye, Türk dünyasına ve bütün insanlık âlemine baş sağlığı diliyorum.








Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Kerkük’te Güven Sağlanmadıkça…
2 - Türkmen Dağarcığı: Udî Celal Vendi
3 - Kerkük Kayserisi
4 - Irak Bir Hukuk Devleti Olabilir mi?
5 - Türkmenlerin Demokratik Zaferi
6 - Aşkı, vatan için canını verenlerden öğrenen: Kahraman Şehit Musa Özalkan
7 - Kerkük Katliamı ve Türkmenlerin Bitmeyen Çilesi
8 - Kerkük’te Bayrak Zorbalığı
9 - Irak ve Suriye’de İstikrar Sağlanmadıkça…
10 - Kardaşlık 18 Yaşında
11 - Bu Coğrafya Emlakçiden Alınmamıştır
12 - Irak’ın Geleceğine Dair…
13 - Erbilli Sanatçı Yunus Hattat Demirci
14 - Türkmen Dağarcığı: Bir Türkmen Sevdalısı - Gezenfer Paşayev
15 - Irak Dramı Nereye Kadar…
16 - Türkmenler İçin Güvenli Bölge Oluşturulmalı idi…
17 - Türkmen Gençlerine Sesleniş
18 - Irak Anayasası Düzeltilmedikçe…
19 - Gençlerimizi Geçmişe Hapsetmeyelim
20 - Gençlerimizi Geçmişe Hapsetmeyelim
21 - Tuzhurmatu’ya Kıyan Eller Kırılsın
22 - Yalnızlık Denizinde Yüzen Şehir: Kerkük
23 - Fuzuli Üniversitesi Hakkında…
24 - Türkiye ve Türkmenler
25 - Türkmen Dağarcığı: Kerkük’ün Altın Gerdanlığı - Taşköprü
26 - Davutoğlu’ndan Fuzûlî İçin Bir Mezar İstiyoruz
27 - Irak’ta Etnik ve Mezhep Ayırımı Devam Ettikçe
Ülkede Huzur ve Güven Sağlanamaz
28 - Türkmen Yazar Mehmet Hurşit Dakuklu’nun Ardından
29 - Türk Ocakları ve Irak Türkmenleri
30 - Türkmenler Erdoğan’a Neden Kırgın…
>>Sonraki >>