Arabic Turkish
 
2003-10-17   Arkadþýna gönder
2895 (1070)


Üç kardeştik bir ana


Cengiz Bayraktar

Biz yedi yaşımızı daha doldurmamıştık. Kerkük Kale mektebinde okurduk. ortak bir arkadaşımız vardı.Üçümüz hep yan yana olurduk. Minik yaşımıza rağmen, kollardık birbirimizi derste, teneffüste. Beraber zıplardık üçümüz el ele masalar üste. Sinemada gördüğümüz her şeyi taklit ederdik. Paltomuzun kolların boynumuza dolar, Süpermen gibi kanatlanırdık. Bazen da geçirirdik cetvellerimizi pantolonumuzun kemerine sonrada Hacı Murat ( Cüneyt Arkın) gibi, akıncı olup gibi kılıç çekerdik. Tatil günlerini saymazsak arkadaşlığımızın çocukluk bölümü altı yıl sürdü, her gün tamı tamına dört saat beraberdik. İlk okul sonrası istemesek de yollarımız ayrıldı. Sonraki seneler birbirini kovaladı. Orta okul, lise hepsi geride kaldı. Kader bizi, gurbet elde bir araya getirdi, Karla bezenmiş bir ülkede buluştuk. Belgrad'ta Yugoslavya'da, sıcak sıcak sarıldık, birbirimizi öptük. İkimizde yüksek tahsil için gelmiştik. Kirayla oturduğum daireye buyur ettim. Allah ne verdiyse şükredip beraber yedik. Çayımızı yudumlarken çocukluk günlerimizi yad ettik. Ben başkentte, o başka şehirde okuyordu. Belgrat'ta, geçmiş yıllardan kalma birkaç gün yaşadık. Ben Belgrat'ın, o başka şehrin gurbetçisi olduk. Fırsat buldukça bir araya gelmeye çalıştık. Bir gün takvim yapraklarının tükenme noktasındayken, hiç ummadığım bir yerde beni karşıladı. Hem yol yorgunuydum hem karnım açtı. Beni İstanbul, Bağlarbaşındaki evine götürdü, buyur etti, sırtıma yastık dayadı, önüme de zengin bir sofra açtı. Yorgunluğum gitti, damarlarımdaki taze kanı hissettim, gururlandım, böyle bir arkadaşım olduğu için gururlandım. Yalan olmasın, kendimle övündüm. Kendi kendime, arkadaş olmakla nede iyi etmişiz dedim. Onunlayken bütün günlerim neşeli geçiyordu. Gurbette olduğumuza kimse inanmazdı, Gün haftaları ay yılları tamamladı. Aniden ortak bir arkadaşımızın olduğunu fark ettik. O günden sonrada sık sık üçümüz bir araya gelmeye başladık. Allah ne verdiyse üçümüz beraber paylaştık. Onlar benimkileri, ben onların gömleğini hatta ayakkabılarını bile giyerdim.Ayırımız, gayrımız yoktu, kardeşten öte gibi olmuştuk. bazen benim evimde yemek pişirir beraber yer bazen de onların. Kim müsait, kim uygunsa bu akşam onda takılalım diye bir şartımız, gece yarısıymış, sabah erkenmiş diye de bir derdimiz yoktu. Benim evimin anahtarı her ikisinde vardı zaten. İsteyen kapıyı acar girer. Bazen felekten gün çalardık. Bir yerle takılır ufaktan içerdik. Beraber masaya kaşık sallardık. İşte o zaman derin mevzuları açardık. Hasret, özlem, hicran hislerimiz kabarırdı, duygu selinde boğulurduk. Daha ilk bardaktan sarhoş olurduk. Kıyak olduğumuzda şakayla birbirimize takılırdık. En azından beraberiz der felekle alay edercesine gülmeye başlardık. Genelde hesabı arkadaşım öderdi, itiraz ettiğimizde, ben sizden biraz daha iyiyim der geçiştirirdi. Gecenin bir yarısında kol kola İstanbul caddelerinde gülüştükten sonra, evin yolunu tutardık. Bekâr olduğumuzdan göze batmamak için sessizce dairenin anahtarını çevirirdik, Televizyonun karşısını geçer olduğumuz yerde uyuklardık. Kerkük'te yaptığımız gibi bayram arifesi yeni çamaşırları, elbiseleri, ayakkabıları beraber alırdık. Saç saksal tıraşı olur hamama koşardık. Bayram heyecanımız ayrı olmazdı. Bayram namazı sonrası sofraya otururduk. Ailelerimizin yaptığı gibi bizde bayram sabahı kuru pilav yemeği yapardık. Bizde bademi, kuru üzümü, dana etini yağda kavurur bayram pilavını bu karışımla süslerdik. Temiz giyinirdik, hatta cebimize şeker leblebi, fındık koyup bayram çocukları gibi mesire yerlerine koşardık. Kah çocuklara bakar kah onlara karışırdık, at meydanından at kiralar aramızda mini bir yarış yapardık, bununla da yetinmeyip, mantar tabancasıyla hedef vur yarışına başlardık. Geliniz bu işi tamamlayalım deyip çayıra koşar güreş tutardık. Nihayetinde kim yendi tartışması başlardı. Akşam eve varıncaya kadar takılırdık birbirimize. Anlayacağınız, bayramları çocuklar gibi doyasıya yaşardık. Bir akşam söz verdik birbirimize, anlaşmadığımız konularda, ikimizin olumlu, olumsuz kararı tartışmasız hükümet meclisi gibi üçümüzün bağlasın diye. En büyük kaygımız kendimize ait bir evin olmamasıydı. Üçümüzde kiradan yakınırdık. Üçümüze ait küçücük bir mülkümüz olsa ne iyi olurdu derdik. Bir göz odaya bile razıydık. Yeter ki adımızı kimse getirmesin. Bu dileğimiz kira verme aczinden değildi, bekarlara uygun yaşanır dairelilerin azlığıydı, üstelik bize yabancı muamelesi yapılıyordu, Kerküklüyüz, bizde Türk'üz dediğimizde bir iş yaramıyordu, iş ciddiye geldiğinde bizden kimlik soruyorlardı, Irak pasaportumuzu uzattığımızda alakasız, saçma sapan bir sürü sorulara cevap vermek zorunda kalıyorduk. Bir an önce ev sahibi olma arzumuzda bu ahret sorularından kurtulmak içindi. Keşmekeş bir hayatı unutup paradan puldan söz etmemizin mantığı buydu. Mesela benim çok param olursa koca bir arsa alır, üstüne de on iki daireli koca bir bina yapardım, her kese dört daire düşsün diye, ondan sonra gel keyifim gel derdim. Onlarda, ah ne iyi olurdu derlerdi. Arkadaşım yarı şaka yarı ciddi dört daire çok gel bunu üç yapalı hatta ikide yeter. Ben hem güler hem ciddiyetle itiraz ederdim, iki yetmez en az üç derdim enflasyon her şeyi yutuyor. Bizim gibi kimsesizlere üç ancak kafi gelir, birinde oturur diğerlerini kiraya veririz derdim. İkimiz lise mezunuyduk, yüksek öğrenimimizi yarıda kesmiştik, arkadaşım ise Yıldız Üniversitesinden mezun koca bir mimardı, onun başarısı, başımızın dik durmasına yetmişti. Anadilimiz Türkçe'nin yanında Arapça; Sırpça biliyorduk. O zamanlar İstanbul Arap, Yugoslav turistleriyle kaynıyordu, Turizm firmaları için bulunmaz Hint kumaşı gibiydik. yeter ki biz iş isteyelim. Ev sahibi olma işi ilkin arkadaşıma kısmet oldu ailesinin yardımıyla üç oda bir salon kaloriferli, asansörlü yeni lüks bir daire aldı. Buna üçümüzde çok sevindik. Bir dairemizi elde etmiştik sıra şimdide bende derken kime niyet kime kısmet hesabı ev için biriktirdiğim paraları nişan düğün ev ihtiyaçlarında tükettim. Hatta bir ara elim sıkışır gibi oldu imdadıma arkadaşım yetişti. Böyle olmaz deyip çare olarak yurtdışında iş aramaya koyuldum değerli bir dostumun sayesinde Libya-Bingazi'de taşeron bir Türk firmasında tercüman olarak iş buldum. İki yıl sonrada yine arkadaşımın yardımıyla İzmit'te bir daire aldım. Daire ikileşti diye çok sevinmiştik. Tabi bunu bir bedeli vardı, artık eskisi gibi bir araya gelemiyorduk, uzun aralıklarla buluştuğumuzda üçümüz aynı anda bir arada olamıyorduk. Arkadaşımda Mimar olarak Suudi Arabistan'da iş bulmuştu oda oranın yolcusuydu. Üçümüzün bir araya geldiği günlerin birinde ortak arkadaşımız feleği suçlarcasına Kerküklülerin meşhur deyimini tekrarlardı (Üç kardeştik bir ana Felek bir tepme vurdu, attı her birimizi bir yana) tam yerinde söyledi, Bize de aynen öyle olmuştu. Felek birimizi doğuya, birimiz Arabistan'a, bende ta Afrika'ya fırlatmıştı. Artık kesinkes eskisi gibi yan yana olamıyorduk, mutlaka birimizin mahzuru olurdu. Lakin bu da diğerleri gibi ilelebet sürmedi. Felek bir kez daha çarkını çevirince, iki eski arkadaşı Afrika'da bile buluşturdu. Bu kez ikimizde aile babasıydık, azıcıkta yaşlanmıştık, azda olsa başımıza ak teller serpilmişti. Arkadaşım bir oğul ben ise iki kımız babasıydım. Aile boyu Afrika'nın kavurucu sıcak aylarında birkaç kez aynı sofrayı paylaştık. Zaten arkadaşımla iş münasebetiyle her gün görüşüyorduk. Birkaç yıl sonrada kesin dönüş yaptık, ben istediklerimi elde etmiştim, ortak arkadaşımızda yoğun bir çalışma temposunda biraz fazla biraz eksik istediklerini elde etmişti. Arkadaşıma gelince( Allah arttırsın) o ikimizden daha çoğuna sahipti. Eminin buna en çok sevinen yine üçümüz olduk. Amacımıza olaşmıştık. Artık kiracı değil, kiracısı olan birer ev sahipleriydik. Ancak verdiğimiz sözleri unutmasak ta fiilen bir hükmü de yoktu. Bir araya gelmedikten, gelip sohbet etmedikten sonra eski günlerdeki gibi sık sık olmasa bile en az ayda bir görüşmedikten sonra, üstelik her birimiz bir diğerine iki saatlik bir mesafede ikamet etmekteyken o sözler ne işe yarar. İşte bu son cümle beni hançer gibi derinden yaralıyor.





Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

31 - Muhteşem Kerkük Mitinginin Perde Arkası / Bölüm -3-
32 - Muhteşem Kerkük Mitinginin Perde Arkası / Bölüm -2-
33 - Muhteşem Kerkük Mitinginin Perde Arkası/ Bölüm 1
34 - Telafer Çıkmazı
35 - Kürt Siyasetçilerin, Gerçek Türkmen Varlığı Karşısında Alicengiz Oyunu
36 - Dertli gönül
37 - Gelin Biçare
38 - Türkmen Gibi
39 - Gördüm ağladım
40 - Bu Bayramı da Türkmeneli’siz, Kerkük’süz Kutla...?
41 - Karanlık Kerkük’üm
42 - Kader Kerkük’üm
43 - Yaralı Kerkük’üm
44 - 28 Mart 1991 Altınköprü katliamının Tek Gizli Tanığının Örnek Hikayesi?
45 - Hibe ve Nankörlük
46 - “Irak Türk’ü, Türkmenem” Diyene 15 Aralık 2005 Hesaplaşma Günü Olacak Mı?
47 - Uyan Koçak
48 - 14.Temmuz .1959 Kerkük Katliamı Şehitlerimizden Hacı Necmettin1 Kimdir?
49 - Alev Alev Telâfer’im
50 - Niçin Telafer
51 - Milli meselelerimizde , Kültürümüzün gelişmesinde dilimizin önemi
52 - Rûbâî Denemelerim / 4
53 - Türkmeneli Televizyonu Hayal Mi ?
54 - Bahane
55 - Şeref Listesi
56 - Irak Türkleri (Türkmenler) neden varlık göstermiyor -7-
57 - Irak Türkleri (Türkmenler) neden varlık göstermiyor -6-
58 - Irak Türkleri (Türkmenler) neden varlık göstermiyor -5-
59 - Irak Türkleri (Türkmenler) beden varlık göstermiyor -4-
60 - Irak Türkleri (Türkmenler) neden varlık göstermiyor -3-
>>Sonraki >> << Önceki <<