Arabic Turkish
 
2008-03-24   Arkadþýna gönder
1879 (834)


Adı İcabî


Erşat Hürmüzlü

Evet, ne yapabilirim, onun ailesi doğduğunda kendisine İcabî adını uygun görmüş. Büyümüş, gelişmiş, saçları dökülmeye başlamış, ancak hâlâ kendisine verilen adın önemini ve özelliğini kavrayamamıştır. İki de bir bana döner ve: Ya kardeş, sen Arapça ve eski Türkçe bilirsin, neydi bu İcabî’nin anlamı diye sorusunu tekrarlar.
Kendisine, bunun pozitif, olumlu anlamına geldiğini söylediğimde de, yani her şeye sıcak bakan birisi mi, diye sorusunu yineler. Çünkü o gerçekten her şeye sıcak bakmak isteyen birisidir ve sanırım hayatının sonuna kadar da öyle kalmaya mahkûmdur.
Ancak İcabî’nin bir huyu var ki bazen tahammül sınırlarını zorlar, belki de bu her şeye sıcak bakmasından kaynaklanıyor ki, çok soru sorar. Bazen bana öyle gelir ki, cevabını bildiği soruları da sorar. Olsun, der; sormaktan da zarar gelmez, tekrar cevap almaktan da! Anlaşılan bu kadar çok soru sorması, sizi de tahrik etmek ve soru sormanızı sağlamaktır. Onun zaten çok kullandığı bir sözü var: Devamlı sor, cevap almazsan da sorduğun soruyla insanları yönlendirirsin, der gülerek.
Ancak siz sorduğunuzda, öyle cevaplar verir ki, bazen: Gerçekten, ben niye bunu düşünmemiştim? Diye içinizde bir duygu oluşur. Geçenlerde kendisine bir soru sordum: İcabî, neden bazı insanlar, takım oyunu söz konusu olunca, bocalar ve bin dereden su getirirler? Onlar gerçekten her konuyu bizden iyi mi bilirler?
Bu soruya verdiği cevap harikaydı: Evet, onlar bilirler, çok da iyi bilirler; ancak başkalarından olan farkları, sadece belirli bir konuyu çok iyi bildikleri halde, her şeyi bildiklerini zannederler. Ve İcabî, başladı anlatmaya:
— Bazen akademik kariyerde çok üstün yerlere ulaşmış üniversite hocaları görürsün, kendi dalında yetenekli olabilirler. Ancak kiminle konuşsalar, karşıdakini öğrenci zanneder ve ona talimat yağdırmaya başlarlar. Bu süregelmiş bir marazdır.
— Ama İcabî fazla abarttın, bazı diyorsun ama tüm akademisyenleri zan altında bırakma!
— Hayır, hiç böyle şey olur mu? Daha çok hocalar vardır ki öğrenmeyi de adet hâline getirmişler. Yoksa araştırma merkezleri niçin kuruluyor? Araştırma imkânı sağlanmadığı için işinden ayrılan hocaların varlığını bilmiyor muyuz?


— Şimdi bizim konumuz üniversite hocaları değil, bu rolü takınmış olan siyasîlerdir. Onların bir kısmı da, sadece ben varım, benim dediğim doğrudur ve buna ters düşen benden değildir, der gibi oluyorlar.
İcabî coştukça coşuyor. Ve anlatmaya başlıyordu:
— Bizim genel olarak ve siz Irak Türkmenleri ki, bu elmanın bir dilimisiniz; bir konuya çok önem vermemiz lazım gelir. Bu davaya inanan insanların yolunu açmak ve insan unsuruna önem vererek yeni nesilleri yetiştirmek. Her aile, çocuğunun dürüst ve temiz yetişmesini ister. Hatta anne, babalar; çocuklarının kendilerinden daha ileriye gitmesini, daha başarılı olmasını ister. Bundan huzur duyar ve geleceğin böyle kazanılacağını varsayar. İşte dava adamı da böyle, yeni nesillerin daha aktif, daha verimli ve daha ilgili ve bilgili olmasını ister.
— Bu sadece dava adamının görevi mi?
— Hayır, dedi İcabî, bu sokaktaki adamın da görevidir. Onlara deyin ki: gelin sizinle bir mukavele yapalım. Herkes üzerine düşeni yapsın ve bir kenara yazsın. Neler yazılır, neler!:
Düşünmeye başladık, böyle bir yola girerse insanlarımız, o kağıtlara ne yazılır?
— Ben oğlumu, kızımı eğittim, yemedim, içmedim, okulunda en iyi olmasını temin etmek için didindim.
— Ben, mahallelimle anlaştım, herkes mahallenin güvenliğinden sorumludur diye, fikrimize aykırı olanları uyardık, çocuğu ile ilgilenmeyeni uyardık ve görevlileri uyardık.
— Ben, mahalleli ile konuştum. Bu civarda çok dükkânlar var, bazıları işlevini bile kaybetmiş. Bunlardan birini elbirliğiyle düzenleyelim, mahalleliye bir kitapevi açalım. Orada, kitap satılsın, dergiler boy göstersin, insanlar okumaya teşvik edilsin.
— Ben, varlıklıyım, bir giyim mağazası açacağıma bir matbaa açmayı başardım. Doğrudur, orada fazla kazanç yok, ama olmayan kazanç maddidir. Başka bir kazanç oldu ki yatağıma girerken: Allah'ım, bana bu fikri verdiğin için ne kadar mutluyum diyorum.
İcabî, gülümsüyordu: çok açık, değil mi? Yani herkes kendi mevkiinden hizmet edecek. Birisinin onları saf saf dizip kendilerine ders veriyormuş gibi görev vermesini beklemeyecektir. Bu birileri de, bu halk benim talebemdir, benim ona söylemem lazım, ama kendileri hareket etmek gücüne sahip değiller, dememelidir.
Yıllardır bizim çizgide olan insanların söylediği bir noktaya değiniyordu İcabî, davaya ve millî yönelişe hizmet etmek için bu hizmet aşkını tabana yaymak lâzım. Bizden önce bu yola başvurmuş topluluklar başarılı olmuşlar, hâlbuki dava bayraktarlığını sadece tavanda, yani bir kesim insana bırakmış olanlarsa hüsrana uğramışlardır.
Bu bayraktarlığı tabana, yani milletin her kesimine yaymanın yolu, insana dönük çalışmayla, erkek, kadın demeden toplumun tüm katmanlarına dönük çalışmaların hızlandırılmasıyla olur. İnsanlarımız, cins ve yaş farkına bakmadan bilgili olacaklardır ki konu ile de ilgili olsunlar.
Üniversite Hocası benzetmesi daha çok vuzuha kavuşuyordu. Buna katıldığımı söyledim, o zaman bekleme, daha çok öğren dedi ve kalkıp gitti.
Bir âlemdir bizim bu İcabî!



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Bize Göre: Yumruk Olan El Musafaha’yı Bilmez
2 - Bize Göre: Zirvede Kalabilmek
3 - Bize Göre: Sen Niye Burada Değilsin?
4 - Bize Göre: Binbaşı Süleyman Hikmet Efendi’ye Mektubumdur
5 - Bize Göre: Bu da bizim Manifestomuz!
6 - BİZE GÖRE: 1960 Ruhu
7 - Bize Göre: Bazara gül gelipti
8 - Bize Göre: Referandum ve Vizyon Eksikliği
9 - Bize Göre: OSMOSİS, Damıtma Demektir-Irak Türkmenleri için bu mu Planlandı?
10 - Irak’ta 1925 Anayasasına dönüş gerekebilir mi?
11 - Bize Göre: Irak Türkmenlerinin Millî Bayramı 25 Ocak
12 - Çankaya Arşivi- 5: Kuzey Irak’ta Ayrılıkçı Hareketler
13 - Çankaya Köşkü Arşivinden- 4 - Ali İhsan Paşa’nın Musul İle İlgili Yayımlanmamış Mektubu
14 - Çankaya Köşkü Arşivinden: Esat Emin Ketene
15 - Bir Devlet Aranıyor
16 - Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı
17 - Sarı Oğlan Tutuklandı
18 - Ne Olacak Bu Memleketin Hâli?
19 - Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı