Arabic Turkish
 
2007-12-03   Arkadþýna gönder
1830 (588)


Fuzûlî ile Kerkük sohbeti...


Mevlüt Uluğtekin Yılmaz

Sen, azâmet çağının şâirisin Ey Fuzûlî!
“Türk Asrı”nın bulunmaz lezzetli meyvesisin!
Arapça’nın egemen olduğu bir mekânda Türkçe’nin sesisin!

En ilginci, Türk gücünün doruğa ulaştığı o çağda, sen bir başka doruksun! O çağa bakıyorum; meslektaşların hep seni anmışlar gururla.. Kanunî devrinde seninle aynı çağda yaşayan Bâki sana nazire yazmış. Yahya Bey, Hayâli Bey de öyle... Bağdatlı Rûhî, Celâl Çelebi, Caferi, Şâhi hep seni anmışlar şiirlerinde… 17. ve 18. yüzyıllara ulaşmış gücün: Nâilî, Nedim, Şeyh Galip etkinde kalmış; şiirlerinde sana yer ayırmış; nazireler yazıp hayranlıklarını dile getirmişler...


Ey Fuzûlî!

Seninle sohbetimiz sürerken aklıma geldi:

Öyle ya, sen Irak Türküydün! Ve sen o çağda Türk bilirdin, Türk yurdu sayardın, “Burcu evliyâ” dediğin Bağdat’!

Ah Fuzûlî… Şimdi bir görsen o diyârları… Türk’ün esâmesi okunmaz oldu... Bıçak açmaz ağızları, diller paslı…

Kerkük’te, Telafar’da Türkmenim yaslı!

Devir-devrân öyle değişti ki… O illerde Türkçe danışmak ruhsata tâbî! Senin devrinde, İstanbul’da, Han Otağı’nda vurunca Mehter’in kösü, yankılanırdı Bağdat’ta, Kerkük’te sesi!

Şimdi...

Şimdi, boynu bükük horyatlarla sesleniriz oralara:

Türkümüz var.
Şarkımız, türkümüz var.
Bilsin ki, unutanlar;
Kerkük’te Türk’ümüz var!

Ah Fuzûlî, ne kadar şanslısın şimdi yaşamadığına!

Sen, o devirde, o mekânda, Selçuklu kartalının kültür kanatlarıyla, Osmanlı fermânının rahatlığıyla hârikalar yarattın Türkçe’yle!

Bizim çağımızda ise, senin kardeşin Türkmenler ipe çekilir oldu!

İyi ki yaşamadın 1959 yılının 14 Temmuz’unu…

Senin yolundan gidenlerin pek çoğu, 14 Temmuz günü şehittiler!

Ey Fuzûlî, haydi biz çekilelim aradan; şimdi o şehitler konuşsun:

Bizler, şehâdet şerbetini içenlerdeniz!
Bizler, Türklük uğruna tatlı candan geçenlerdeniz!

Adım, Osman Hıdır..
Mekânım, Arslan Yatağı..
Suçum: Kerkük’de Türk olmaktır!
Nasıl anlatayım bilmem ki…
Karşımda itler gibi ürdüler,
Sonra öldürdüler!
Çırılçıplak soyup;
Cesedimi sokaklarda sürüdüler!
Adım, Osman Hıdır!
Bu zalım yerde,
Türk’ün kaderi budur!

Ben Ata Hayrullah!
İki Jip arasına gerdiler önce
Sen lidersin dediler,
Sürdüler… Sürüdüler...
Ağaca asıp; cesedime tükürdüler!

Ben, Ata Hayrullah!
Alışamadım öz yurdumda tutsaklığa,
Bin yıl önce geldim Kerkük’e,
Biliyorum evvelallah!

Adım, Seyyid Gani!
Baltalarla parçaladılar beni!
En şanslısı benim belki,
Dar geldi bu Kerkük bana dar!
Devirdim karşıma geleni
Son nefesime kadar!
Bir ara Süleyman’ı gördüm
Onu arkadan vurdular!

Ben, Abdullah Beyatlı!
Ben, Kasım Neftçi!
Ben, Adil Hamit!
Ben, Hacı Necim!
Ben, bütün KERKÜK!..

Ey Fuzûlî, şimdi o diyârda yaşamak ölümden beter! 1959 yılındaki Türk katliâmı 2000’li yıllarda da devam ediyor. Okyanus ötesinden gelen insan kılıklı yaratıklar, eşkıyayı dağdan indirdiler; Türkmen’imi Kerkük’te ve tüm Irak’ta sindirdiler!

Sen o çağda Hadikat-üs Suadâ’nın girişinde “Dünyanın en büyük ve erdemli halk zümresini teşkil eden Türkler” için övgüler dizmişsin… Doğru demişsin! Büyüklük nasıl olur? Türk budunlarının birbiriyle kardeşçe yaşamasıyla, bilimde, teknikte, ileri gitmekle… Senin çağından beri yatan ulu Türk Kültürünü ayağa dikmekle!

Ve bir müjde vereyim Ey Fuzûlî!
Kardeşçe günlere “merhaba” diyor Anadolu ve Ulu Türkeli!

Ankara, Bişkek, Bakû, Astana, Taşkent, Aşkabad; hür olmanın, bir olmanın, büyük olmanın coşkusunu yaşıyor!

O coşku taşar birgün,
Kerkük’ü de aşar bir gün!
Rahat uyu Fuzûlî,
Türk’e karşı düşmanlık;
Kâr getirmez fuzûlî!..



Arkadþýna gönder