Arabic Turkish
 
2007-10-14   Arkadþýna gönder
2197 (949)


Suçu Türkçülük cezası ise idam


Selda Öztürk KAY

Türkiye sevdalısı Türkmenler, Irak’ta gaddarca uygulamalara maruz kaldılar. O dönemi yaşayanlar acı dolu günlerini anılarla anlatıyor. Bunlardan biri de Sadun Köprülü Irak’ın Türkmen halkına karşı Saddam Hüseyin yönetimi sırasında yapılan gaddarca uygulamalardan en fazla nasibini alanlar “Türkçülük” yapan ve Türkiye sevdalısı Türkmen aydınları oldu. Bu aydınlardan biri de Hukukçu-Araştırmacı ve Şair Sadun Köprülü idi. Köprülü’nün 17 yıl güneş yüzü görmeden Saddam hapishanelerinde geçirdiği acı dolu günler, bugün dinleyenlerin yüreklerini sızlatacak, burunlarının direğini sızlatacak türden olaylara sahne oldu. 1967 yılında, Başbakan Yardımcısı Süleyman Demirel, Kerkük’ü ziyaret ediyordu. Kerküklü Türkmenlerin bayram coşkusu içinde Demirel’i karşılamaya hazırladığı o gün, bekleyenlerin arasında henüz 10 yaşında olan Sadun Köprülü de vardı. Elinde “Yaşasın Türkiye, Yaşasın Türklük, Hoş geldin Süleyman Demirel” yazılı bir pankart tutan 10 yaşındaki bu Türkmen çocuğu, bundan sonraki hayatının çok büyük bölümünü yürek dağlayan acılarla geçireceğini, bu acılara da minik ellerinde tuttuğu ve bir Türk devlet adamına duyduğu sevgiyi dile getiren o masum pankartın sebep olacağını bilseydi o gün orada olur muydu acaba? Bugün 48 yaşında olan Sadun Köprülü’nün o günü anlatırken gözlerinde beliren ışıltıdan, yaşadığı tüm acılara rağmen, aile ve yuva hasretiyle karanlık hücrelerde geçirdiği 17 yıla rağmen, o gün orada bulunmaktan bir an olsun pişmanlık duymadığını anlıyorsunuz...

Evlerden tek tek topladılar
Süleyman Demirel, o gün kendisini ünlü Kerkük türküsü “Ağam Süleyman, Paşam Süleyman” ı söyleyerek karşılayan Türkmenler arasındaki o minik çocuğu yıllar sonra da hatırlıyordu. Hatta kendisine kucağındaki minicik bebeği göstererek “Kurtarıcımız geldi” diye bağıran 10 yaşındaki Sadun’un annesi Şeker’in, “Sana bu kucağımdaki çocuğu kurban diye veririm” sözlerini de... O gün Saddam Hüseyin’in istihbarat ve Emniyet güçleri, Türkmenlerin fotoğraflarını çekmiş, daha sonra da her birini tek tek evlerinden toplayarak götürmüştü. Aralarında Sadun ve annesi Şeker Hanım da vardı elbette. Sadun Köprülü, 8 ay kaldı Saddam’ın hapishanelerinden birinde. Türlü işkencelere maruz kaldı. Sürekli olarak O’na, “Sana o pankartı kim verdi? O türküleri kim söyletti?” diye soruyorlardı.



Annesi, kardeşinin yasını tutuyordu...
Köprülü, hapishane yıllarında Türkiye ile bağ-lantısının sorgulandığını ve MHP ile irtibatının en ince
ayrıntısına kadar irdelendiğini söylüyor.



Yıl 1979... Bağdat Hukuk Fakültesi’ni yeni bitiren genç avukat Sadun Köprülü, Kerkük’e ailesinin yanına geldiğinde, Türkiye’deki Ortadoğu gazetesine yazılar yazan kardeşi Ümit Köprülü’nün Saddam’ın milisleri tarafından götürüldüğünü öğrenir. Eve geldiği ilk gün, kardeşinin yasını tutan annesini teselli ederken, evin önünde bir araba durur. Kapıyı açan babasına “Sadun Osman Köprülü’nün evi burası mı?” diye sorulduğunu duyar. Köprülü’nün hapishane yılları o gün başlayacaktır. Suçu ise Türkçülük yapmak ve Türkiye sevdalısı olmaktır. Bağdat Emniyeti’ne götürülür ve sorgu günleri başlar. Sadun Köprülü’nün tutuklanma gerekçesi Türkiye ile olan bağlantısı ve MHP ile olan ilişkisidir. Köprülü, o gün ve o günü takip eden yıllar boyunca, gördüğü tüm işkencelere rağmen, ne Türklük sevdasını inkar eder, ne de milislerin sorduğu sorulara yanıt verir. Bugün yaşadıklarını anlatırken tüm rahatlığıyla “Ama” diyor Köprülü... “Duydukları doğruydu. Ben Türkiye ve MHP ile ilişkideydim. Çünkü henüz 12 yaşındayken Türkiye’ye gelmiştim.”



‘Gelsin Türkeş, seni kurtarsın’
Hukuk Fakültesi’ni bitirmesinin hemen ardından tutuklanan Sadun Köprülü için 1 yıl 4 ay süren hücre hapsi de başlamış oldu. Bu süre zarfında yaşadıklarını paylaşırken, özellikle babasının gözleri
önünde işkenceye maruz kaldığı günü yaşlı gözlerle anlatıyor Köprülü...
“Ben tutukluyken babamın ve kardeşim Ümit’in de orada olduğunu söyledi subaylar. Bir gün beni yine ‘Ameliyat Odası’ dedikleri işkence odasına götürmüşlerdi. Oranın yetkilisi, Saddam’ın üvey kardeşi Barzan El-Tikriti’ydi. Gözlerim bağlıydı. Meğer babam da ağzı bağlı şekilde o odadaymış. Bana işkence ederlerken seyrettirmişler babama. Sonraları anlattı babam. ’Tırnaklarını gözümün önümde
söktüler. Arkadaşlarının adını sordular. Konuşmazsan idam edeceklerini söylediler. Sen yine de hiçbir şey söylemedin’ dedi bana. Bir başka olay da Barzan El-Tikriti’nin odasına götürüldüğüm gün yaşandı. Tikriti, odasının duvarındaki resmi gösterip ‘Bu kim biliyor musun?’ diye sordu. ‘Saddam Hüseyin’ dedim. ‘Neden Başkan demiyorsun da adını söylüyorsun?’ dedi. Bu kez kendisinin kim olduğunu sordu, ben de tanımadığımı söyledim. Bana, ‘Sen Alparslan Türkeş’i, Atatürk’ü tanıyorsun da, beni nasıl tanımıyorsun?’ dedi. Bir tokat attı. ‘Gelsin Türkeş seni kurtarsın’ dedi. Oradan tekrar Ameliyat Odası tabii... Ameliyat odasında üç gün kalmışım sonra hücremde uyandım.”



Savaşta ön cepheye Türkmenler sürüldü
Saddam’ın Irak’ta sürdürdüğü Araplaştırma politikasından önceleri Kürtler nasibini aldı. Ancak kendilerinin Halepçe’de tarihin en büyük ikinci soykırımına uğradığını iddia eden Kürtlerin, Saddam tarafından sürgüne gönderilen Kerküklü Türkmenlerin mağduriyetinden en fazla yararlanan grup olması, bu soykırım iddialarının meşruiyetini de tartışmaya açıyor. Kürtler, bugün bile Halepçe’de beş bin civarında insanın hayatını kaybettiğini öne sürerken Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Mahmut Kasapoğlu tarihi Halepçe olayları ile ilgili şu noktaların altını çiziyor: “Halepçe olayı 16 Mart 1988’de yani, İran ve Irak Savaşı’nın sonuna denk gelir. O tarihte, İran kuvvetlerinin, sivil kıyafetler giyerek İran ve Irak sınırından Halepçe’ye sızdığı öğrenilir. Saddam, duyumu alır almaz, Halepçe’ye uyarılarda bulunmaya başladı. ‘Bölgeyi terk edin’ denildi. Geride ise orayı terk etmek istemeyen, ya da terk edemeyecek durumda olan yaşlılar, çocuklar ve fakir köylüler kaldı. Halepçe’de o gün en fazla 150 kişilik bir grup kalmıştı. Halepçe’de yıllardır iddia edildiği gibi beş bin değil, yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmiştir. Irak-İran Savaşı’nda ön cepheye Türkmenler sürülmüştür”



Kürtlere askerlik de yaptırılmadı
Enfal olaylarında, kimilerine göre 180 bin, kimilerine göre ise 100 binin üzerinde Iraklı Kürt öldürülmüştü. Ancak, bu iddialar da o günleri yaşayan ve Saddam zulmünden nasibini alan Türkmenler tarafından “ilginç” karşılanıyor. Kasapoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Enfal olayında, Barzani’ye ait bazı köylerden yaklaşık 400 kişilik bir grup, bilinmeyen bir yere götürüldü. Kasapoğlu, Irak’ta yıllardır süren kaos ve çatışma ortamının Türkmenler gibi diğer grupları da etkilediğini yineliyor. Ancak Kasapoğlu, özellikle peşmergelerin küresel güçlerin de desteğini alarak “mağdur” edebiyatını büyük bir başarıyla sürdürdüğünü ve Irak’ta zulme uğrayan asıl toplumun kendileri olduğu yönünde bir yanılgının oluşmasına çaba sarfettiğini anlatıyor. Aynı durumun İran-Irak savaşının sürdüğü yıllarda da yaşandığını söyleyen Kasapoğlu, savaş süresince Kürtlerin cephede değil, bulundukları Kuzey bölgelerindeki dağlarda yaşadığını belirterek“ Türkmenler İran-Irak savaşında toplam şehitlerin yüzde 25’i oranında şehit verdi.” dedi. Peşmergelere askerlik bile yaptırılmadı.



Kerküklü gençler kimliğini
hiçbir zaman unutmadı
Irak’ta baskılar sürerken, bir avuç Türk genci de Kerkük’te kurdukları gizli teşkilat bünyesinde, kendileri gibi Türk sevdalısı gençler yetiştirme telaşındaydı. Bu eğitim yuvasında kullanılan kaynaklar da Türkçe kitaplar ve Türkçülük üzerine yazılmış eserlerdi. Sadun Köprülü’nün de üyesi olduğu teşkilat, Kerkük’te Türkmenlerin yaşadığı kıyameti, Türkiye’deki büyüklerine anlatabilmenin bir yolunu arıyordu. Pek çok mektup yazılmıştı. Ama sorun, bu mektupların Türkiye’ye nasıl gönderileceğiydi. Posta teşkilatı ve diğer tüm resmi kurumlar Saddam denetimindeydi. Kaçak olarak girdikleri Türkiye’de, ilk olarak Türk askerlerini gördüklerini anlatıyor Köprülü: “Pasaport alamazdık. Türkiye’ye kaçak bir yol bulmamız gerekiyordu. Habur Sınır Kapısından geçemezdik. Dağların yolunu tuttuk. Sınırı geçmişiz herhalde, karşımıza bir subay çıktı. Türk olduğumuzu söyleyince ‘Gelin benimle’ dedi. Bir karargaha ulaştık. Orada yemek ikram ettiler bize. Alparslan Türkeş’e ve Nihal Atsız’a gideceğimizi söyledik. Karargahın komutanı askerlere talimat verdi. ‘Gidecekleri yere sağ salim ulaşmalarını sağlayın bu çocukların’ diye. Hasanköy’den Ankara’ya trenle gittik...Ne Ülkü Ocakları kaldı, ne Kadınlar Kolu kaldı, ne MHP teşkilatları. Hepsine birer birer derdimizi anlattık. Kerkük’te neler olduğunu anlattık. MHP teşkilatları bizi bağrına bastı, bir çok kitap hediye ettiler, sürüyle rozet verdiler bize.”
Türkiye’de bir de dayak anısı var Sadun Köprülü’nün. O dönem gençler arasında sağ-sol kavgalarının yoğun olarak yaşandığı Ankara’nın Cebeci semtinde, ellerindeki Hergün adlı gazeteyi sallaya sallaya “Site Yurdu” nu arayan iki kafadar, karşılarına çıkan bir grup öğrenciden temiz bir sopa yiyince neye uğradıklarını şaşırmışlar. “Sonradan öğrendik, elimizdeki gazeteye tepki göstermişler meğer” diye gülerek anlatıyor Köprülü... 45 gün kaldığı Türkiye’de çoğunlukla otogarlarda yatmış Sadun ile İsmail. Kendisini en çok şaşırtan ise gazeteleri yerlere serip üzerine yatan Türkler olmuş. “Biz Kerkük’te Türkçe yazan bir gazete görsek onu bağrımızda saklardık” sözleriyle dile getiriyor şaşkınlığını.
İstanbul’da Nihal Atsız ile görüşen iki arkadaş, yanlarında 50’ye yakın Türkçe kitap ve bozkurt rozetleriyle Irak’ın yolunu tutar. Türkeş’in, Ziya Gökalp’in, Çamlıbel’in, Necati Sepetçioğlu’nun ve Atsız’ın kitaplarını Kerkük’e yakalanmadan götürürler neyse ki...
Kerkük’teki arkadaşları, kitapları ve rozetleri görünce sevinçten deliye döner. Gizli teşkilatın kaynak kitapları gelmiştir... Pek çok Kerküklü Türkmen genci o tarihten sonra, Türkiye’den getirilen o kitaplarla öğrenir Türklüğü, Türkçülüğü ve Türkiye’yi...



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Irak Cumurbaşkanı Müsteşarı Muzaffer Arslan Türkmeneli Devletinin Haritasını Çizdi
2 - Zulüm bizi yıldıramaz
3 - Kürt Devleti'nin fikir babası Washington
4 - Namus için 100 Şehİt!
5 - Sistematik soykırım
6 - Yurdundan koparılan Türkmenler