Arabic Turkish
 
2020-09-22   Arkadþýna gönder
5446 (238)


Türkmenciliği Niçin Bırakmalıyız?


Gökhan B. Yetiş

gokhanbahadiryetis@yahoo.com

Bu yazı ile Irak’ta bir toplum haline gelmiş Türklere, niçin Türkmen denmemesi gerektiği üzerine olan düşüncelerimi aktaracağım. Bu konu işlenirken tipik bir başlangıç olan Türkmen kelimesinin etimolojik kökenine veya Oğuz boylarının göç hareketlerine ise değinmeyeceğim. Bir toplum kendi kendisini, tarih kitaplarına bakarak değil, yaşanmış olan tarihin kültür ve medeniyette bıraktığı izle tanımlar. Bu iz, değişen yönelimlerle dönemden döneme farklılıklar da gösterebilir. Bu farklılıkların oluşmasının temel nedeni ise yaşanan büyük travmalardır.

Haşim N. Erbil’in ifadesiyle Irak’ta birbirine inzimam ede ede büyük bir cemaat haline gelen Türk toplumunun, bir diğer deyişle Irak Türklerinin Irak dışında oluşturduğu en önemli teşkilatlanma Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’dir. Güncellenmiş resmi internet sitelerinde, derneğin 1959 yılında Türkiye’de ikamet eden bir grup idealist Türkmen tarafından kurulduğu yazılmaktadır. Peki, bu Türkmenler(!), derneklerinin ismini niçin Irak Türkmenleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği diye adlandırmamışlardır? Bunun nedenini bir önceki nesile bakarak anlayabiliriz.

Irak’taki Türk toplumu, 20. yüzyılın başında Türkiye’de yaşanan kurtuluş hareketlerini yakından takip etmiş ve paralel bir siyasi ve edebi çizgi benimsemiştir. Nitekim, Erbil’in 1923 yılında Türk Yurdu dergisine gönderdiği yazının başlığı da “Irak Türkleri”dir.

Irak Türkleri 1958 sonrasında, Bağdat Paktı ile Irak içinde tırmandırılan gerginlikler ve Kerkük’te Türklere yönelik gerçekleşen katliam neticesinde, Türkiye’deki Türklerden ayrışmanın iyi bir politika olmayacağını düşünmeye başlamışlardır. Bu dönemde Türkiye’deki kuruluşta Irak Türkleri ifadesi kullanılırken, Bağdat’taki kuruluşa Türkmen Kardeşlik Ocağı adı verilmiştir. Bu ikili adlandırmalar 1970’lere kadar devam etmiştir.

1970’lere gelindiğinde Türkiye’ye empoze edilen Batıya karşı ılımlı İslami anlayışlar, Irak Türkleri arasında da revaç bulmuştur. Türk-İslam sentezi adı altında politikaya da yansıtılmaya çalışılan bu görüşü benimseyenler kendilerini Türk değil de Türkmen olarak tanımlamayı tercih ettiler. Bu tercihin iki nedeni vardı. İlk olarak Türk’ün bir ırk adı olduğu, Türkmen’in ise bir toplumu ifade ettiği düşünülmekteydi. Böylece ırkçı bir milliyetçiliğin değil, toplumcu bir milliyetçiliğin benimsendiği savunulmaktaydı. İkinci yanılgı ise Türkmen’in Müslüman Türkleri ifade ettiği şeklindeydi. Faruk Sümer de, Müslümanlığı kabul eden Türklerin diğer Türk boylarından farkını belirtmek için Türkmen adını kullandıklarını ileri sürmüştür. İslam’da Müslüman olmayan akrabalarla bağların koparılması gerektiği savunulmamıştır. Bilakis, akrabalarla ilişkinin devam ettirilmesinin ömrü uzatacağı belirtilir. İşte milletler de medeniyet sahasındaki ömürlerini bu şekilde birlik olarak uzatabilirler. Türk soyları arasında seçicilik yapmak temelsizdir ve yalnızlaşmaktan başka bir sonuç vermez.

İslam’ın son kitabının indiği millet olan Arapların, her fırsatta Arap ismini kullanmaktan kaçınmamaları, Arap Birliği dahi kurmalarına rağmen, Türkler hangi İslami gerekçe ile Türk ismini kullanmaktan çekinmektedirler?

16 Ocak 1980’de Lider Koçak’ın Irak devletince şehit edilmesi ve Türkiye’nin buna kayıtsız tutumu, Irak Türklerinde bir travmaya yol açmıştır. Türkiye 1979 yılından itibaren kapsamlı bir ekonomi paketi hazırlığı içindeydi ve 24 Ocak Kararları olarak bilinen yeni düzenleme ile Türkiye ekonomisinin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlerliği sağlanarak dünya ekonomisi ile bütünleşmenin gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Bu tarih Türkiye ekonomisi için bir dönüm noktasıdır. Artık, Türkiye dış ticareti teşvik eden ihracata yönelik sanayileşme stratejisine ağırlık vermeye başlamıştır. 16 Ocak ve 24 Ocak’ta gerçekleşen bu iki olayın tarihi yakınlığı acaba tesadüf müdür? Enerji ihtiyacının yoğunluk kazandığı bu dönemde Irak yönetimi ile iyi geçinmeyi hedefleyen Türkiye, Irak devletinin ayrılıkçı bir yapı olarak gördüğü bir toplumun liderini bilinçli bir politika neticesinde mi feda etmiştir?

1980 ile 1990 arasında Türkiye’deki derneklere yönelik faaliyet yasakları ve Irak’ta Türklere yönelik artan baskılar nedeniyle Irak Türklerinin faaliyet alanları kısıtlanmıştır. Irak Türkleri, 1987 yılında Ankara’da büyük bir miting düzenlemişlerdir. Bu miting ile Türkiye devleti, adeta Irak’ta bir Türk toplumu olduğunu yeniden keşfetmiştir.

1990’lı yıllarda Irak Türkleri, Türkiye merkezli siyasi yapı ve mekanizmalar oluşturmaya başlamıştır. Bu dönemde Irak’ta gerçekleştirilen siyasi faaliyetlerde Türkiye yanlısı bir unsur olarak görülmemek için Türkmen ismini kullanan yapılar yoğunluk kazanmıştır. Bu yapıların Irak Türklerince benimsenmesinde Türkiye’de eğitim görmüş Irak Türk diasporasının büyük etkisi olmuştur. Bu durum hem Türkiye hem de Irak’taki bir kısım Türkler tarafından iyi bir politika olarak görülmüştür. Bu sayede Türkiye, Irak siyasetine müdahale edebilecek, Irak’taki Türkler de arkalarında güçlü bir destek bulabilecekti. Fakat, bunun kısır bir politika olduğu, Irak parlamentosunda yeterli bir başarı elde edilmemesiyle anlaşılmıştır. Sonuç olarak, Irak Türkleri de bu yapıları tam olarak benimseyememiş ve çevresinde güçlü bir birlik oluşturamamışlardır.

Irak Türkleri kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, bölgedeki en güçlü Türk devleti olan Türkiye yanlılığı yaftasından kurtulamayacaktır. Osmanlı Devleti’nin bile kurulmadığı bir dönemde Irak’ta varlığı bilinen Türklerin, 30 yıldır Irak’ta yaptıkları politikalarda kendilerini Türkmen olarak tanımlayarak bu uzun tarihi geçmişin üstünü örtmeleri mümkün değildir. Bu boşa çaba milli politikaların üretilmesindeki en büyük engeldir.

Türkiye ile Yunanistan arasında oluşan politik gerginlikler neticesinde Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde askeri tatbikat yapacağını bildirmesi, Irak’taki siyasi durumla benzerlik göstermektedir. Yaklaşık yüz yıldır Yunan devlet politikası, o bölgedeki Türkleri, Türk olarak değil de “Müslüman” olarak tanımlamasına rağmen, niçin şimdi Türkiye’ye bu bölge üzerinden cevap verilmektedir?

Güçlü tarihi olan toplumlar travma ya da sıkıntılı dönemlerinde kurtuluşu özlerinde ararlar. Osmanlı’nın son döneminde de bunu görebiliriz. Irak Türkleri, böyle bir travmayı beklemeksizin milli irade göstermeli ve kuruluşlarında yer verdikleri Türkmen kelimesini kullanmaktan vazgeçmelidir. İlk defa 18. Yüzyılda bir Batılı tarafından kullanıldığı rivayet edilen Türkmeneli (Turcomania) tabiri de Türkeli ile değiştirilmelidir.







Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmen Deklarasyonundaki Tezatlıklar
2 - “Kerkük Kimin” mi?
3 - Var Olmak Üstüne İki Mesele, Bir Not
4 - Çorbacılar
5 - Türkmen Tercihleri ve Toprak İlişkisi
6 - Türkmen-Kürt Kardeşliği(!)
7 - Irak’ta Sağlanamayan İstikrar ve Ülke İçi Göç Hareketleri
8 - Göz Ardı Edilen Bir Değer: NÜFUS
9 - Bir Lider Bekleniyor Ama...