Arabic Turkish
 
2020-09-18   Arkadþýna gönder
4529 (238)


Türkmen Deklarasyonunda Tezat mı var?


Sancak

Sayın Gökhan B. Yetiş ’in Biz Türkmeniz sitesinde yazmış olduğu eleştirel yazı biraz geç kalmışsa da iyi bir adımdır.
15 yıl değil, 20 yıldan fazla bir zamandır yayınlanmış olan, zaman zaman bazı makalelere konu olan bu Deklarasyonun görüşülmesi, zenginleştirilmesi ve güncellenmesi için birçok çağrılar olmuştur.
Sayın Yetiş, bu belgenin sanki bir partiler ortak bildirisi gibi yazılmış olması gerektiği zehabıyla bunu sorgulamakta, ancak teori ve ideolojik yaklaşımların milletin bağrından çıkarak ancak bu şekilde ortaya atılmasının gerektiğini hesaba katmamaktadır.
Muhakkak herkesin birleştiği bir Türk birlikteliğine inanmak doğru bir ilkedir. Ancak burada Millî Söylem ile Siyasî söylem arasındaki paralelliğe rağmen ne gibi takdimlerin ön plana çıkması gerektiğini göz ardı etmemek gerektiği de bir gerçektir.
Türkmen değil, Irak Türkleri kullanılmasını salık vermesinin uygulamada gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunu incelese, Türklük şuuruyla sadece yazı yazmak değil, can veren şehitlerimizin fedakârlığını da hesaba katarsa, Türklük havuzundan çıkarılıp adlandırmadığı birilerinin denizine sokulmak istendiği iddiasının bu insanları ne kadar üzeceğini bilmeli idi.
Irak Türkleri yerine tüm Oğuz boylarının birleştiği Türkmen kimliğini küçümsemek ve bunu önerisi doğrultusunda düzeltmek gerekiyorsa, bugün siyasî sahada var olan Irak Türkmen Cephesi’nin Irak Türkleri Cephesine, Türkmen Kardaşlık Ocağının, Irak Türkleri Ocağı’na ve Türkmeneli Televizyonun Irak Türkleri Televizyonuna çevrilmesi gerekecekti tabii.
Kaldı ki bunu olduğu gibi kabul etmemiz gerekirse, kendi yazılarında, mesela ( Var olmak üstüne iki mesele), (Türkmen Tercihleri), (Bir lider bekleniyor) gibi yazılarında niçin hep Türkmen olarak gösterilmişiz dersiniz?
Deklarasyon başlığının imalı bir şekilde başka bir bakış açısına gönderme yapması, Deklarasyonun bir İLAN olduğu gerçeğini göz ardı etmesine, o bağlantıları Amerikalıların “ Declaration “ terimine bağlamasının sebebi de herhalde bu deklarasyonun İngilizce nüshada
“ The Turkmen Charter” teriminin kullanıldığını görmediğine yormak lazım.
Kendisinin 20 yıl sonra şükranla karşıladığımız katkı ve “ yapıcı “ eleştirilerinden önce bazı fikir ortaklarımızın katkısıyla ( Irak meselesi, süregelen dikta rejimleri..) cümlesinde iki paragrafta eleştirmiş olduğu mesele kelimesinin metinden çıkarılıp ( Irak, birbiri ardı sıra gelen dikta rejimleri) olarak değiştirildiğini daha sonra yayınlanan metinlerde, bu arada 2006 yılında Kerkük Vakfından yayınlanan ( Irak’ta Türkmen Gerçeği) kitabını okuma fırsatı bulmuş olsaydı, 183. Sayfasında görmüş olacaktı.
Başka bir gerçek de, Tezat olarak kabul ettiği, Irak’ta vatandaşlık şuuru olgusu, zannettiği gibi Irak Türkleri Kuruluşlarına hitaben yazılmamış, vatandaşların söylem birliğini esas olarak pekiştirmiştir.
Burada en önemli konu hazır reçeteler ile takdim edilen hars ve medeniyetimizden ayrılarak ithal edilen güya uygar yaklaşımlar yerine, milletimizin bağrından kopan Toplumcu Milliyetçilik fikri ile yoğrulan fedakâr nesillerimizin söylemleri esas alınmıştır.
Türkmenlerin sosyal ve fikrî kesitlerinin kucaklanması ve selamete götürülmesi ile bu hareketin millî ve İslami olduğu arasında ne gibi bir çelişki olduğunu anlaşılmayacak bir şekilde eleştiren bu görüş, ve Devlet ile Hükümet arasındaki farkları gözetmeden devletin yüceliği konusunda müstehzi yaklaşım, bu yapıcılıkla bağdaşmamaktadır.
Üst kimlik olan vatandaşlıkla, millî hususiyetlerin çelişki olabileceğini bile savunulabilen bu görüşte, üniter yapıyı desteklemekle, desteklemeyenlere karşı uluslararası gözetim talebinin yanlış olduğunu zannetmek bir tuhaflıktır doğrusu.
Gazze ve Kıbrıs’a kilometreler hesabını yapan bu yazı, santimetreler kadar yukarıya baksa bulunmadığını zannettiği Türk topluluklarıyla ve Türk dünyasıyla nasıl bir yaklaşımın mevcut olduğunu algılayacaktı.
Yazı, cümleten bir konuyu ima etmektedir. O da sanki bu fikirler dışarıdan empoze edilmiş ve bir mihraka doğru yönlendirilmiştir. Üzücü olan bu görüş, biraz da sanki hep dışarıdan himmet beklediğimiz ve kendi millî görüşlerimizle teori çalışmaları yapamayacağımız varsayımıyla, bir eksiklik kompleksini çağrıştıracağından endişe etmek gerekir.
Yazının son cümlesi de o kadar enteresandır. Şahsi bir fikir ve eleştiri sergilendikten sonra ( hiçbir millî hareket tarafından esas alınmamıştır ve alınmayacaktır) şeklinde kesin bir hüküm de, kimsenin kendi yetkisinde görmek maalesef doğru bir hüküm değildir.
Genç kuşaklarımızı millî bir söylemin sabit kılındığı, Irakta ve uygar ülkelerde insanlarımızın siyasî müşterek ve kabullerini zenginleştirecek çalışmalar yapmaları davetinin yenilenmesi gerekmektedir.




Arkadþýna gönder