Arabic Turkish
 
2020-03-19   Arkadþýna gönder
102 (79)


309. Oda


Mehmet Haşim Salihi



Her şeyden kaçmak için sahilde olan otele yerleşmiştim. Son gecemdi, otelin üçüncü katındaki 9. odada kalıyordum. Kimse yoktu benimle ama yalnız da değildim. Odayı ben ve orada kavuştuğum Ruh'um ile paylaşıyoruz.

Oda harika, denize bakıyordu geniş penceresi. Hele Ruh'umun mutlu olması beni seyahattan asıl amacıma kavuşturuyordu. Odayı paylaştığım gibi, 4 gün oldu aynı yatağı da paylaşıyordum Ruh'um ile. Adeta hiç alışık olmadığım bir başka mesele, sanki yeryüzünden alınıp cennete konulmuşum. Odanın penceresinden sahile vuran deniz dalgaları, içime dokunan hafifçe o rüzgar ve her tarafı saran yemyeşil ağaç manzaralarının ortasında oturuyoruz Ruhumla...

Manzaralar anlattığımdan çok daha neşe verici, keşke burnuma sızan kokular da anlatılabilseydi! Kokuları da renkler gibi anlatabilseydim keşke! Ruh'um ile bana aşılanan burcu burcu kokuları gösteren bir fotoğraf makinesi icad edilseydi keşke! Ruh nedir, rengi nedir, kokusu nasıldır keşke bir karede yeşil ağaçlar ve denizin masmavisi gibi hissettirilebilseydi fotoğraflarda.

Her şey güzeldi etrafımda. Belki de hayatımda hiç görmediğim güzellikleriyle tanışıyordum. Güzellikten söz ediyorum çünkü içimdeki neşeyi, Ruh'um ile hissettiğim o sıcaklığı anlatamıyorum. Belki de yaşadığım sevinç ve mutluluğu anlatamadığım için veya anlatmakta aciz kaldığım için etraftaki güzellikleri anlatmakla meşgul oluyordum.

Gökyüzündeki güneşin denizin tam ortasında olan yansıması, batarken o kırmızı rengi... Hem beni hem de Ruh'umu derinden okşaması... Hele geceleri ay manzarasının içimize aşıladığı o duyguyu anlatmak mümkün değil.

Her taraf sessiz... Sarılıyorum ben Ruh'uma, Ruh'um da bana... Sessizce konuşuyoruz. Ben Ruh'umu çok iyi anlıyorum. Benim tam içimde olan ve derinime yerleşen Ruh'um da beni çok iyi anlıyor konuşmadan... Hatta bir şey demeden ne diyeceğimi çok iyi biliyordu, ben de ne kadar Ruh'umun şad olduğunu iyice fark ediyordum ve yaşıyordum.

Her şey çok güzel... Hele birbiriyle çok daha güzeldir. Deniz olmadan sahilin ne anlamı olur ki? Ağaçların yemyeşil dalları olmadan ne yazar denizin güzelliği? Benim Ruh'um olmadan Vücut'umun ne anlamı olur acaba?

Son geceydi bu manzaranın içindeki oluşumuzun... Yarın artık bitiyor her şey... Vücut'umun artık başka bir yerde olması gerek, Ruh'um ise asla Vücut'umdan gitmek istemiyor olduğu cennet oda'da kalmak istiyor! Nasıl ağır bir şey! Vücut gittiği yere Ruh da gitmeli, yoksa Ruh'suz bir Vücut ölü bir Vücut'tur. Ruh'suz Vücut ise vücut değil cenazedir.

Karar alınmalı, ya gitmeli ya da kalmalı. Zor seçenek, ya kalırsın; Ruh ile birlikte sonsuza dek yaşarsın ya da Ruh'suz gider kökü kurumuş bir ağaç gibi olursun. Cennet gibi bir mekanda kendisini bulan Ruh'um, ısrarla gitme diyor bana. Vücut'um ise binbir sebepten dolayı gitmeli ve başka bir yerde olmalı. Vücut ile Ruh arasındaki bu tartışma sabaha kadar devam ediyor. Ruh ve Vücut biliyor ki, bir taraf olmazsa Ruh ve Vücut yok olacaktır. Ruh'un Vücut'u olmadan yer yüzünde bir işi olmaz, Vücut da aynı, Ruh olmadan nefes alamaz.

Yaklaştı artık sabahın ilk saatleri, Vücut gitmeye hazırlanıyor... Ne odadaki neşe neşe, ne de dışarıdaki deniz deniz, ne de sahil sahil, ne de denizin dalgaları sahile dünkü gibi vuruyor. Her şeyin yüzü değişmiş her şey başka biçimde...

Direniyor Vücut Ruh'undan ayrılmamak için, ayaklar yola revan olmuyor. Ruh ise bütün sıcaklığıyla sarılıyor Vücut'un boynuna. Ağır adımlarla Vücut oda kapısının tam karşısındaki asansörün tuşuna basıyor. Ruh Vücut'tan çıkacak... Son dakikalar, son saniyeler. Ne olur asansör geç gelse ve ya hiç gelmese? Ne olur viran olsa her taraf, bir şeyler olsa gitmeyi engellese? Diye düşünürken Vücut, asansörün zil sesini duyuyor. Vücut Ruh'a sarılıyor, yaşamak istiyor hiç ölmek istemiyor!

Vücut asansörün içine atlıyor. Vücut Ruh'a bakıyor, Ruh da sessizce Vücut'un gidişini izliyor. Bakışlar konuşuyor belki de binlerce söz ediyor. Ruh eyvah ediyor Vücut'un gitmesine! Vücut ise, artık durmaya bile gücü yok! "Sen de gel benimle Ruh'um, beni ölü gönderme" diyor Vücut! Ruh sessiz kalıyor, vücut giderken... Yalnız kalan Ruh, Vücut'un gidişini büyük bir elemle ve gözlerinden damla damla akmaya başlayan gözyaşları eşliğinde izliyor. Çok şey söylemek istiyor aslında ama hiçbir şey söyleyemiyor... Saniyeler sonrası asansörün kapısı kapanıyor Ruh'un feryad figan sesleri gökyüzünü sarsıyor!.. Gökyüzünü kapkara bulutlar sarıyor, gün doğmaz oluyor bir daha! Vücut hala o asansörün içinde ve bir daha oradan çıkamadı.

Seneler geçse de o asansör Vücut için bir tabut oldu. Ruh ve Vücut bu dünyada yok oldu. Ancak her ikisi de sonsuz dünyada birleşmeyi bekliyor.

Ruh, Vücut ile var olabilir, Vücut da Ruh ile sonsuzluğa kavuşabilir...




Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Hayat Paylaşınca Güzel
2 - Mahallemizde Deli Var
3 - Yetmez mi Be Usta
4 - 28 Mart 1991 Altınköprü Katliamı
5 - Abdulselam Bayraktar ve Milli Rota
6 - Kavuşmak Aşkın Sonu mudur?
7 - Bir Zamanlar
8 - İhsan Hamit Demirci.. Sabır Taşısın Sen.
9 - Facebook Üzerinden Kimse Lider Olmaz
10 - Herkesin Eli Taş Altında Olmalı
11 - Türkmen Formu Türkmenleri Bir Araya Getirdi
12 - Yalaka
13 - Görsel, İşitsel, Basılı ve Elktronik Basın
14 - YEREL SEÇİM SONUÇLARINDA TÜRKMENELİ UYDU TELEVİZYONU’NUN ROLÜ
15 - Yarının Irak’ı
16 - Irak Türk’lerinin Gerçek Sesi: Türkmen FM Radyosu