Arabic Turkish
 
2019-09-18   Arkadþýna gönder
1117 (189)


Erbilli Bir Kalem Erbabı Defterdar Mehmet Latif Efendi III


Nazım TERZİOĞLU

nazimterzioglu@gmail.com

Mezra‘a-i Ma‘ârif Mecmuası

Geçen iki sayıda hayatı ve edebî kişiliğine yer verilen Mehmet Latif Efendi, Selanik’te görev yaptığı yıllarda Mezra‘a-i Ma‘ârif mecmuasının çıkarmasıyla Türk basın tarihine adını yazdırarak bir ilke imza atmıştır. Osmanlı döneminde Vakâyi-i Tıbbiye (26 Mart 1849) mecmuası ile başlayan dergicilik yayını, payitaht İstanbul’da özellikle 1880-1890 yılları arasında bir ivme kazanarak ellinin üzerinde dergi çıkmıştır. Ancak dergicilik neşriyatı, Osmanlı coğrafyasının İstanbul dışındaki kentlerde daha geç başladığı bilinmektedir. Osmanlının liman kentlerinden biri olan Selanik, konumu itibarıyla hem ticari hem de kültürel olarak önemli merkezlerden biri sayılmaktadır. Selanik, diğer Osmanlı şehirlerine göre matbuat konusunda da öncülük etmiştir. Süreli yayınlar bakımından 1869 yılında yayın hayatına başlayan ilk Türkçe gazete Selanik resmî vilayet gazetesidir.



Mezra‘a-i Ma‘ârif (1883) ile aynı tarihte eş zamanlı olarak çıkan Gonca-i Edeb (1883-1884)’in ise verilere göre Selanik’te ve Devlet-i Aliyye’nin İstanbul dışındaki mecmua adıyla çıkarılan ve dergi özelliği taşıyan ilk süreli yayınlar olduğunu denilirse yanlış olmayacaktır.[1] Ancak her nedense adı geçen mecmuaların basın tarihine ilgili mevcut kaynaklarda fazla ehemmiyet verilmemiş, bazı çalışmalarında ise sadece isimleri zikredilmekle yetinilmiştir.[2]

Müstakil bir kitap kapağı andıran Mezra‘a-i Ma‘ârif mecmuasının ilk sayfasında “Muhasebe-i Vilayet Kalemi Mütehayyizânından Erbilli Mehmet Latif Efendinin Eser-i Hamesidir” başlığıyla “Selanik Maarif Meclisinin ruhsatıyla vilayet matbaasında tab‘ olunmuştur fi Gurre-i Rebiyülevvel sene 1300” bilgileri yer almaktadır.[3] Her sayının ilk sayfasındaki isim klişesinin altında aşağıdaki beyit bulunmaktadır:

“Derûnun pür-ma‘ârif hem-nişînin merd-i ‘ârif kıl

Açılma dem be-dem her şahs-ı nâ-dâna kitâbâsâ”



Her nüshası 60 paraya satılan Mezra‘a-i Ma‘ârif mecmuasının ilk sayısı, 1 Rebiyülahir 1300 (9 Şubat 1883) tarihinde yayınlanmıştır. Bir formalık yani 16 sayfadan oluşan Mezra‘a-i Ma‘ârif, serlevhada “Teracim-i ahvâl ü mevâdd-ı tarihiyye ve edebiyattan bahseder. On beş günde neşr olunur” yazılan ifadesine göre biyografik, tarih ve edebiyat konuları içeren, iki haftada bir çıkan mecmua olduğu anlaşılmaktadır. Selanik’te düzenli olarak toplam 10 sayı yayımlanan Mezra‘a-i Ma‘ârif dergisinin son sayısı 15 Şaban 1300 (21 Haziran 1883) tarihlidir. Mecmuanın onuncu sayısının son (sayfa 160) sayfasında “Bazı mazeret-i meşru‘aya mebnî muvakkat bir zamanlar ârâma lüzum göründü” açıklamasıyla yayın hayatından çekilmiştir.

Mezra‘a-i Ma‘ârif’in “Mukaddime” başlıklı ve “Mehmet Latif” imzalı ilk yazısında mecmuanın çıkarılma amacı, içeriğinin kapsamı ve önem verdiği özellikler belirtilmiştir. Mecmuanın tek konuya hasr edilmeksizin; tarih, edebiyat, bazı meşhurların hayat hikayeleri, latife ile ahlak gibi konulara ağırlık verileceği ifade edilmiştir. Ayrıca nadir de olsa dergide hikmetli öğütler, faydalı bilgiler ve başka dilden çeviren eserlere de yer verilmiştir. Mecmuaya yazılacak konuların dağılımı ise herhangi bir sistematik gözetmeden serpiştirileceğini “İhtâr” (Uyarı) başlıklı yazısında açıklamıştır. Dergide fotoğraf veya illüstrasyon kullanılmamış, sayfalar oldukça sade görünümlü ve tek sütûn şeklinde düzenlenmiştir. Edebî içeriği bakımından mecmuanın teorik makalelerden ziyade dinî-tasavvufî manzumeler, gazel, kaside, latife ve mektup gibi edebi ürünlerden oluşmaktadır. Mecmuanın bir başka göze çarpan özelliği ise dili Türkçe olduğuna rağmen bolca Arapça ve Farsça şiirlere -çoğunlukla açıklaması yapılmadan- yer verilmesidir.

Çok renkli bir yazar kadrosuna sahip olan Mezra‘a-i Ma‘ârif’de tanınmış şahsiyetlerden Mevlana, Cami, Hayali, Ebussud Efendi, Ragıp Paşa; o devrin kalem tutanlardan Sami Paşa, Agah Paşa, Reşit Paşa, Miralay Kemal Bey; Mekteb-i Osmani muallimleri Sadi Efendi, İsmail Hakkı, İbrahim Bey, Selanik Mekteb-i Rüşdiyesi Muallim-i Evvel Süleyman Rüştü Efendi ve Mekteb-i Terakki şakirdânından (öğrencilerinden) Abdi Tevfik ile Mekteb-i Osmanî şakirdânından Abdulbaki’nin bile yazı ve şiirleri yayımlanmıştır. Görüldüğü gibi, Mezra‘a-i Ma‘ârif’in yazar kadrosu arasında eski şöhret bulan şahsiyetler saymazsak, ağırlıklı olarak öğretmenlerden, öğrencilerden ve devlet memurlarından oluşmaktadır. Yazarı belli olmayanlar ise, mecmuanın 1, 2, 3 ve 5 sayılarında imzasız tefrika edilmiş Ahlak başlıklı yazısıyla hemen hemen her sayıda “Mezra‘a” başlıklı yazılar ve imzasız bulunan yazı ve şiirlerin pek çoğu büyük ihtimal Mehmet Latif Efendi’nin kaleminden çıkmıştır.

Mezra‘a-i Ma‘ârif’in tirajı ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak tebrik ve taltif yazılarından, muhtelif sayılarda yer alan açıklamalardan mecmuanın ilgi gören bir süreli yayın olduğu izlenimi verilmektedir. Nitekim, mecmuanın yedinci sayısında yayımlanan “Mekteb-i Osmanî Müdürü Sadi Efendinin Dördüncü Nüshada münderiç bir gazeline Der-saadet’ten (İstanbul’dan) [Raşit mahlaslı tarafından] gönderilen nazire”sinden, Trabzon Merkez Mutasarrıfı Enis Efendinin mecmuanın beşinci sayısında dergi hakkında yayımlanan övücü yazısından Mezra‘a-i Ma‘ârif mecmuasının Selanik vilayetiyle sınırlı kalmayarak Osmanlının başkenti İstanbul başta olmak üzere diğer vilayetlerin okuyucu kitlesine de ulaştığı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, kendi zamanının ve mekânının izlerini taşıyan Mezra‘a-i Ma‘ârif, Osmanlı dergiciliğin ilk devrinin tipik bir örneği sayılmaktadır. İlgili kaynaklar, Osmanlı dergiciliğinin başlangıcının temel özelliği ansiklopedist/aydınlanmacı çizgide ve ağırlıkta olduğu kabul edilmektedir. Bu yüzden Tanzimat dönemiyle başlayan modernleşme sürecinde ahlak, eğitim ve aydınlanma bütün yayıncıların amacı olduğu gibi Mezra‘a-i Ma‘ârif’in de ana konusunu teşkil etmektedir. Amatör bir çabanın mahsulü olan Mezra‘a-i Ma‘ârif, daha sonraki yıllarda yine Selanik’te çıkan, bu mecmuaya göre teknik bakımından daha nitelikli, uzun soluklu ve ağırlıklı edebî konuları içeren, haftalık Mütâla‘a (22 Temmuz 1312) gazetesinin çıkmasına zemin hazırlamıştır.[4]





Şiirinden Örnekler:

I.

Mef‘ûlü fâ‘ilâtun mef‘ûlü fâ‘ilâtun



Vahdet-nişîninde bî-kâr u bâr olaydım
Kânûn-ı ‘aşka vâkıf bir nâmdâr olaydım

Dünyâ ‘alâyıkından tecrîd ile berâber
Bir rehber-i tarika gönlümce yâr olaydım

Görseydi çeşm-i ‘ibret bir ‘âlem-i hakîkat
İklîm-i mâ-sivâya bir reh-güzâr olaydım

Bülbül ne denlü efgân eylerse ohşamaz gül
Ol âhı ben çekeydim koy dil-figâr olaydım

Yetmez mi bûy-ı vuslât bir de hezâr-ı şeydâ
Gülşen harîmine ben der perdedâr olaydım

Her ehl-i aşka Lutfî güftârıdır delâ’il
Bu fenni şerh ederdim bir behredâr olaydım[5]

Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün

II.

Azîzim dil perişân cism ü cân rencûrdur sensiz
Enîsim hem-demim hayfâ ki mâr u mûrdur sensiz

Hayâl-i şîve-i reftârın ile beyt’ül-ahzânım
Nigâristân-ı Çînîdir velî bî-nûrdur sensiz

Girîbân-çâk u nemnâk oldı dîdem der be-der kaldım
Bu hâl-i rikkat-âmîzim rakibe sûrdur sensiz

Yakıp pervâneyi hôd-kâmlıkla şemʽ bî-pervâ
Tehî görmüştür ol bezmi zehî mağrûrdur sensiz

Nasıl hûn-âbe-i eşkiyle Lutfî yazmasın ol pîr
Bana gül-pîrehen zevk ü safâ menfûrdur sensiz[6]

Ravza-i Mutahhara İştiyakıyla Söylenmiş
Müfte‘ilün müfte‘ilün fâ‘ilün

Al yine bir cezbe-i sâmân-rubâ
Esti dile arz-ı haremden sabâ

Ravza ki yüz sürmeğe yoktur yüzüm
Nefsim elinden sana çoktur sözüm

Artmadadır bâr-ı sakil-i günâh
Ümmetin içre benim en rû-siyâh

Elde eğer yoksa da hayru’l-‘amel
Merhametinden yine kesmem emel

Sensin o şahenşaha mülk-i vücûd
Menba‘-i lutf u kerem ü bahr-i cûd

Payına yüz sürmek ile Cebrail
Buldı Hudâdan şeref bî-misil

Tâc-ı ser ü server-i hayl-i Rüsül
Râhber-i küm-şüdegân-ı sübül

Gerçi beşer suretin ettin kabul
Bulmadı mahiyetine kimse yol

Hatt-ı ruhun âyet-i nûn ve’l-kalem
Hâk-i derin tuhfe-i hâcu’l-harem

Pertev-i envâr-ı ruhun ve’d-duhâ
Lem’a-i esnân-ı şerifin sühâ

“Hurde şarab-ı ki hak-amîhte
Cur‘a-i ân der-i dil mâ-rîhte”

Tut elimi lutfla kaldır beni
Cur‘a-i cân-bahşına kandır beni

Nâmını andıkça bilir kirdgâr
Ra‘şa gelir cismime bî-ihtiyâr

Mâye-i mihrin bana ‘aynu’l-hayât
Bâb-ı selâmın dahi kehfü’n-necât

Kevser ü cennet bana arz-ı Harem
Geldi dile şevk-i hırâm-ı Harem

Ruhuna binlerce salat ü selâm
Tâ be-kıyâmet ola her subh u şâm[7]

“Efendimiz

Nef‘î ve Kâânî gibi ecille-i şu‘arâ gerçi fahriyeden çekinmemişse de onlar haklı olarak ve sözleri de pek revnaklıdır. Bizim gibi istitâ‘atsızların böyle güft-gûyına iltizâmı değil teklifsiz sânihât denir ve ma‘zûr tutulur bu itikat ile bir kaçı o zeminde hatıra gelen beş beytimi yazdım. Zevk âşinâyân ma‘ânîyi tanzire özendirmek emeliyle Asır’a gönderdim. Dühûl-i şerefine mazhar olursa istihkâkı takdir buyrulmuş demektir.”



Mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘ilü fâ‘ilün

Ben hâmil-i emânet-i kübrâ-yı Hâlikım
Kalbimde sırr-ı hilkat-i inşanı saklarım

Ben böyle bir bedi‘a-i te‘life mâlikim
Şiirimde âteş-i dil nâlânı saklarım

Sırr-ı kelâma bezm-i ezel mahreminde
Zîr-i bağılda hayli suhandânı saklarım

Ersin bahar dertleşelim ‘andelib ile
Hem-râzıyım o mevsime efgânı saklarım

Vasf-ı Hâlimdir

Firkat-i ciğerde açtı onulmaz cerihalar
Tâ haşre dek muhabbet-i hîşânı saklarım[8]

Nesrinden Bir Örnek:

Vilayet-i Maarif Meclisi Azasından Mehmed Latif Efendi Hazretlerinden Alınan Tezkere-i Edebiyyedir

Ey debistân-ı edebin Saʽdî-i şirin-güftarı

Âgâh Beyefendiyle müşterek gazelimi ve her nasılsa mazmunu tabʽ-ı edibanelerince mazhar-ı takdir olan bir beytimi Gonca’nın onuncu cüz’inde neşr-i buy-ı müşk-fâm eyleyen taravetli birtakım ezhar-ı asar-ı edebiyye meyanında gördüm. Bazı eserlerimin neşri için öteden beri taraf-ı âlinizden vukuʽ bulan teklifata bi’l-ihtiyar ilan-ı cehle vicdanım cevaz göstermemekte olduğunu cevaben söylerdim ki bizim Mezra‘a’da başlıca bir eserimin bulunduğuna sebep bu fikrim idi.

Sizin neşrettiğiniz şu müşterek gazelin letafeti yalnız her mısraı bir tabiat mahsulü iken hüsn-i insicam ve irtibatından ve bizim müfret beytin meziyeti dahi yalnız mümkün mertebe selasetinden ibaret ise de malumdur ki bir beyit veya bir gazel için bir adama şair dinlemez işte bendeniz o kısımdanım fakat Âgâh Beyefendi müstesnâdır.

Bilmem gördünüz mü efahim-i üdebadan birisi şiiri “ya kafeste siyah perdeler içinde mahpus olmuş bülbüllerin nağmesi kadar hazin küreden teneffüse kâfi hava bulamayacak derecede ayrılıp hiddetle aşağı süzülen şahinlerin feryadı kadar acı olmalıdır” yolunda âşıkâne bir tarif etmiştir.

O halde müfredatımdan sizin beğenmiş olduğunuz şu:



Zâr gönlüm nâliş-i hicrân ile şeb tâ seher

Bülbül-i şûrîde hâlin nağmesin taklît eder

beytini tarifat-ı mebhuse ile nasıl buluyorsan hele benim gördüklerim içinde “taklit eder” terkibinde biraz sıklet var değil mi? Gerçi “takrir ve tefsir” şu makamda taklit kadar dil-nişin değilse de yalnız beyti zevke dokunan o cüz’i tenafürden kurtarır ya müradifi olan şu


Her sözüm bir âteş-i suzândır ehl-i gurbete
Sanki bir Kenʽânlı Yûsuf vukʽasın tasvîr eder

Hâbda pîçîde gördüm saʽidimde kakülün
Ehl-i dil kayd-ı cünûn ile zehî tabîr eder

beyitleri de beğenilir şey mi? Zira kayd-ı cünûn ekseriyâ ayakta olur o hâlde Fuzûlî’nin

Zülfi gibi ayağın koymaz öpem nigârım
Yokdur anın yanında bir kılca iʽtibârım

beytinde zülfe iki metre med verdiğine benzer ki her gönül böyle uzun sevdayı sevmez. Mamafih tevili ve bir matla ile birkaç beyit ilâve olunursa gazelin ikmâli kâbildir fakat beğenildiği surette dahi bir iki beyit için bi-meal bir gazel neşri tecviz edilmez. Yoksa vicdânen tensip etmiş olaydım âsâr-ı müteferrika-i fakirânemden bi’n-nispe okunabilecek kısmını ara sıra Mezra‘a’ya nakl ü neşrederdim. Mamafih “Gonca” her mevsimde böyle arz didâra devam ederse bi’z-zarur teklifâtınızı hüsn-i kabulden geri duramam yine dûr u dırâz konuşuruz. Evrak-ı perişânım içinde cennet-mekân Sultan Selim Han Hazretlerinin mülukâne bir gazelini buldum. Hakikaten neşre şâyestedir. Suretini leffen gönderdim. Tabʽ u neşrinde muhtarsınız bâkî uhuvvet mürüvvet.[9]
-----------------------------

[1] Konuyla ilgili bazı kaynaklarda (Türkiye’de Dergiler-Ansiklopediler (1849-1984), 1. basım, İstanbul, Gelişim Yayınları, Ekim 1984; Bülent Varlık, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, 1. cilt, İletişim Yayınları, İstanbul [1985]; Hasan Duman, Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri 1828-1928, 2. cilt, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Yayınları, Ankara 2000; Mehmet Ö. Alkan, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Selanik’ten İstanbul’a Terakki Vakfı ve Terakki Okulları 1877-2000, Terakki Vakfı Yayınları, İstanbul 2003;) Mezra‘a-i Ma‘ârif ile Gonca-i Edeb mecmualarından önce çıkan iki yayın hakkında yanlış bilgiler aktarılmıştır. Birincisi kadın/çocuk dergisi olarak söz edilen Âyîne (1292-1293), başlığında “Bu gazete haftada bir defa pazar günleri Selanik’te çıkar” yazılmış ibaresinde anlaşıldığına göre dergi değil de bir gazete olarak yayımlanmıştır, diğeri ise süreli yayın olarak kaydedilen Tuhfetü’l-Edebiyye li-Evladi’l-Vataniyye (1301), aslında altmış cüz olarak peyderpey çıkarılmasını planlanan, yalnız iki cüzü neşredilmiş bir eserdir.

[2] Konuyla ilişkin bkz.: ilk dipnotta adı geçen çalışmalar ve Nebahat Akgün Çomak, “Eski Türk Basınında Balkanlarda Çıkan Türkçe Vilayet Gazeteleri”, Uluslararası Balkan Kongresi, 28-29 Nisan 2014, BİGESAM, Kocaeli.

[3] Mezra‘a-i Ma‘ârif’in İstanbul kütüphanelerinde bulunan nüshalarda, “ikinci baskı” veya benzer ifadeleri yazılmamakla birlikte mecmuanın daha sonra bütün sayıları bir araya getirilmiş ikinci baskı olarak tekrar neşredilmiş iması verilmektedir. Nitekim yukarıda da söz edilen mecmuanın ilk sayfası kitap kapağı şeklinde düzenlenmiş ve bütün sayılarının sayfaları kitap gibi numaralandırılmıştır.

[4] Mütala‘a ile ilgili bkz.: Ahmet İhsan Kaya, Mütâla‘a Gazetesi İnceleme, Fihrist Seçme Metinler (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi), Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 1998.

[5] Mezra‘a-i Ma‘ârif, cüz 1, Gurre-i Rebiyülahir 1300 (9 Şubat 1883), s. 1.

[6] Mezra‘a-i Ma‘ârif, cüz 3, Gurre-i Cemaziyülevvel 1300 (10 Mart 1883), s. 39.

[7] Mütâla‘a Gazetesi, yıl 1, sayı 2, 30 Temmuz 1312 (11 Ağustos 1896), s. 2.

[8] Asır Gazetesi, 13 Eylül 1311 (25 Eylül 1895), s. 4.

[9] Gonca-i Edeb, ikinci sene, cüz 11, 15 Mart 1300 (27 Mart 1884), s. 161-163.

Kaynak: Kardaşlık 83. sayı
Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Bir Kalem Erbabı Defterdar Erbilli Mehmet Latif Efendi II
2 - Erbil´de Telaferli Hacı Molla Hızır Tekkesi
3 - Erbil´in Çilekeş Şairi II
4 - Gökkaya´nın Hoyrat ve Manileri