Arabic Turkish
 
2019-06-19   Arkadþýna gönder
1415 (204)


IRAK TÜRKMEN AĞIZLARINDAN ŞAŞIRTAN KELİMELER (Yalancı Eşdeğerler)


Önder Saatçi


Bir dilin çeşitli coğrafyalardaki farklı konuşma biçimlerine lehçe adı verilir. Buna “şive” diyenler de vardır. Adına ne denirse densin. Geniş coğrafyalara dağılan dillerin kullanım biçimlerinde ister istemez farklılıklar görülür. Bu farklılıklar yalnızca telaffuzla da kalmaz; zamanla, kullanılan kelimelere ve hatta kelimelerin anlamlarına kadar ilerler.



Lehçeler arasındaki kelimelerin anlam farklılıklarının sebeplerine de bir parça olsun değinmeyi faydalı görüyoruz. Türk lehçeleri arasında kelimeler arasındaki anlam farkının en başta gelen sebebi coğrafya farkıdır. Değişik ülkelerde kullanılan aynı dilin kelimeleri fiziki ve sosyal çevre şartlarından dolayı zamanla farklı anlamlar kazanmış olabilir. Sonra, farklı ülkelerde yaşayan; ancak aralarında dil birliği olan kişiler aynı siyasi birlik içinde olmadıklarından bazı kelimeler zamanla farklı anlamlar kazanabilir. Bir de birbirinden uzak düşmüş ülkelerdeki konuşurlar farklı yabancı dillerin etkisinde kaldıklarından dile o lehçe kanalıyla giren belli bir alıntı kelime diğerine farklı bir zamanda farklı bir anlamla girmiş olabilir. Bu da belli bir kelimenin zamanla iki ayrı lehçede farklı anlamlar taşımasına dolayısıyla, farklı lehçeyle konuşanların şaşırmalarına sebep olabilir. Bunun yanı sıra, dilin tabiî gelişiminin bir sonucu olarak her bir coğrafi alanda farklı bir anlam gelişmesi gösteren kelimeler zamanla farklı yan anlamlar kazanabilir. Böylece bir lehçede bulunmayan bir yan anlam diğerinde ortaya çıkmış olabilir. Bütün bu etkenler lehçeler arasında kelimelerin farklı anlamlarla yaşatılmasına, sebep olabilir.



Bazen Türk lehçelerinde tesadüfen sesteş kelimeler de bulunabilir. Bunlar aynı şekilde telaffuz ediliyor olsa da bambaşka kelimelerdir. Hatta birindeki, Türkçe kökenli diğerindeki alıntı olabilir. Bunlara “sesteş yalancı eşdeğerler” diyebiliriz. Bu tür kelimelerin farklı köklerden geldiğini ancak uzmanlar kavrayabilir. Bazen de aynı kökten gelse dahi belli bir Türk lehçesindeki kelimeye diğer Türk lehçesini konuşanlar bambaşka bir anlam vermiş olabilirler. Bunlar da “kökteş yalancı eşdeğerler”dir. Bir de her iki lehçede de aynı kökten gelip birkaç anlamı da aynı olan; fakat birindeki yan anlamla (mecaz) diğerindeki yan anlamın farklı olduğu kelimeler vardır. Bu anlam farklılıkları ancak cümle içinde belli olur. Bu gibi kelimeler de “göreli yalancı eşdeğerler”dir. Bu gibi “yalancı eşdeğer” kelimelerin tespit edilmesi ihtiyacı Türk lehçeleri arasında artan metin aktarma[1] çalışmalarında ortaya çıkmıştır. Çünkü bu gibi kelimeler Türk dilini farklı lehçelerle konuşanları ilk duyuşta veya bir yazılı metinde ilk okuyuşta şaşırtabilir ve yanlış anlamalara sebep olabilir.



Bilindiği üzere, Türkiye Türkçesi diğer Türk lehçelerine göre, başlı başına bir lehçe olarak ortaya çıkmıştır. Irak Türkmenlerinin ağızlarıysa Azerbaycan Türkçesinin alt kollarıdır. Irak Türkmenlerinin ve bu arada Kerküklülerin birçoğu, çeşitli tarihlerde Türkiye’ye; eğitim, iş, sığınma, vb. vesilelerle gelmiş; bazıları da Türkiye’de yerleşmiştir. 2003 yılına kadar Türkiye’ye seyahat ve Türkiye’deki medyayı takip etme imkânları çok kısıtlıyken bu tarihten sonra Irak Türkmenlerinin anavatanla iletişim imkânları daha da gelişmiş; bu da iki lehçe arasındaki çeşitli farklılıkların kullanıcılar tarafından daha fazla hissedilmesini beraberinde getirmiştir.



Bu yazıda Kerkük ağzından ve Türkiye Türkçesinden seçtiğimiz çeşitli “kökteş yalancı eşdeğer” kelimeleri karşılaştırarak anlamlarıyla sunmaya çalışacağız. Ümidimiz odur ki Türkmen kardeşlerimizin, Türkiye’deki soydaşlarıyla daha iyi iletişim kurmalarına bir parça vesile oluruz.



İster Türkçe ister alıntı olsun, her iki lehçede de aynı şekilde veya az bir farkla telaffuz edilen kökteş yalancı eşdeğerler apayrı anlamlar taşıyabilir. Bu gibi kelimeleri, Türkiye Türkçesinde ilk defa duyan bir Kerküklü veya herhangi bir Irak Türkmeni epeyce şaşırabilir. Türkiyeli Türkler de bir Kerküklüden bu kelimeleri, hiç de alışık olmadıkları anlamlarda duyduklarında aynı şaşkınlığı gösterebilir. Aşağıda, Irak Türkmen ağızlarından ve Türkiye Türkçesinden, yalnızca “kökteş yalancı eşdeğer” kelimelere bazı örnekler vermeye çalışacağız:

Sümík-sümük bu bağlamda ele alacağımız ilk kelime çiftidir. Kerkük ağzında “kemik” karşılığında kullanılan sümík Türkiye Türkçesinde sümük telaffuzuyla “burundan akan yapışkan sıvı” için kullanılmaktadır. Bir Kerküklünün Türkiye’deki bir kasaptan “sümüksüz et” istediğini düşünürsek her hâlde kasap, müşterisinin, etleri kötülediğini düşünecektir.



Bir de bir Kerküklünün “kayısı”yı kastederek Türkiyeli manavdan ērük istediğini düşünün. Manavın kendisine vereceği erik hiç de onun istediği meyve olmayacaktır. Çünkü manav Kerküklülerin erükünün “kayısı”ya karşılık geldiğini bilmez, Kerküklü de Türkiye Türkçesinde allı ballı (erik) kelimesinin bulunmadığından haberdar değildir.



Tuhafiye de her iki lehçe konuşurlarını şaşırtacak kelimelerdendir. Irak Türkmenlerine göre bu kelime “hediyelik eşya”, Türkiyelilere göre ise “çorap, eldiven, dantel, vb.” anlamındadır. Türkiyeliler “konfeksiyon mağazası”na da tuhafiye derler. Kayseri’de Kerküklü bir tuhafiyecinin tuhafiyeciler çarşısını bir yerliye sorup konfeksiyon mağazasına yönlendirildiğine şahit olmuşumdur. Hatta Kayserili vatandaş Kerküklüye, erkek tuhafiyesi mi yoksa bayan tuhafiyesi mi aradığını sormuştu.



Bu bağlamda ele alınacak kelimelerden biri de kündedir. Bir Irak Türkmeni için künde “açılmaya hazır bir ekmeklik hamur topağı” iken Türkiye Türkçesinde bu kelimenin hiçbir anlamı ekmekle ilgili değildir. Türkiyelilere göre künde “güreşte bir oyun, hile, suçluların ayağına bağlanan köstek” anlamlarına gelir.



Kerküklüler Osmanlı dönemi sonrasında İngilizlerle karşılaşınca onlardan kítlí kelimesini daha 20. yüzyılın başında “çaydanlık” için almışken, Türkiyeli Türkler bu kelimeyi, İngilizcedekine yakın bir telaffuzla ketıl şeklinde, aynı yüzyılın sonlarında “elektrikli su ısıtıcısı” anlamıyla dillerine kattılar.



Külçe kelimesi de iki lehçe arasındaki şaşırtan kelimelerdendir. Türkiye’de külçe “kalıba dökülmüş altın” iken Irak Türkmenlerinin külçesi bayram ziyaretlerinde misafire ikram edilen nefis bir çeşit kurabiyedir. Kalıba dökülmüş külçelere istediğiniz kadar sahip olun onu ağzınıza alamazsınız; ama Türkmeneli’deki dostlarınızın size ikram ettiği külçeleri afiyetle yiyebilirsiniz.



Şaraza-şiraze kelime çifti de kökteş kelimeler olmasına rağmen ilk duyuşta hiç de aynı kelime değilmiş gibi gelir insana. Nitekim, Irak Türkmenlerine göre şaraza “alışkın, bildik” anlamlarına gelirken, şiraze Türkiye Türkçesinde “ciltçilikte, kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit, pehlivan kıspetinin paçası” anlamlarına gelir.



ḳoca-koca kelime çifti de her iki lehçedeki farklı anlamlarını bilmeyenleri şaşırtabilecek kelimelerdir. Türkiye Türkleri ailede “erkek eş” için koca derken, Irak Türkmenleri “dede”lerine ḳoca derler. Yıllar yıllar önce Türkiye’ye yüksek tahsil için gelmiş bir Kerküklü erkek öğrenci emniyetteki ikamet işlemlerini takip ederken Irak nüfus kanunlarına göre pasaportunda kayıtlı üçlü ismindeki üçüncü adın ḳocasına ait olduğunu belirtmiş, polisler de ona kahkahalarla gülmüşler.[2] Kerküklüler “kartlaşmış sebze ve meyve”lere de ḳōca derler ki bunun ilk hecedeki ünlü uzun söylenir.



Türkiyelileri, Irak Türkmenlerinden duyduklarında şaşırtacak bir diğer kelime de kıçtır. Türkiyeli soydaşlarımız bu kelimeyi kibarlık kaygısıyla “makat, kaba et, kalça” karşılığında, bir de “gemilerin arka tarafı” anlamında kullanırlarken, Irak Türkmenlerinin bir kısmına göre bu kelime “ayak” anlamındadır.



Kerkük’te bizler sularımızı bōrıdan içerdik. Türkiye’ye geldiğimizde ise herkesin suyu “çeşme”den veya “musluk”tan temin ettiğini gördük. Bir Kerküklü bōrıdan su içtiğini söylerse her hâlde Türkiye’deki soydaşlar Kerkük’te boruların ucunda çeşme olmadığını zannedeceklerdir.



Kerkük’teki çocukluk yıllarımda Zeki Müren’in bir kaset kaydını dinlerken, rahmetli, iki şarkı arasında kostümünü değiştirip geleceğini söylediğinde ben de çok şaşırmıştım. Çünkü en büyük halam Behice Bacı Kerkük hanımlarına o güne kadar birçok kostüm (tayyör) dikmişti. Acaba Zeki Müren de kadınlara mahsus tayyörle mi sahneye çıkıyordu, diye düşünmüştüm.



Bir de Irak Türkmenlerinin rezili ile Türkiye’nin rezili bambaşkadır. Türkmenler “cimri”ye rezil derken, Türkiye’deki soydaşlar “alçak, aşağılık” kimselere…



Kerkük’teki Türk Kültür Merkezinde Türkçe okuma yazma kurslarına devam ederken bir öğrenci arkadaşımız okulda aḫşamçı (öğlenci) olduğunu söylemiş, öğretmenimiz H. Hüseyin Dolamaç da “Türkiye’ye gidersen sakın böyle söyleme, seni içkici sanırlar.” demişti.



Bir de belli bir kelimenin farklı çekimlerindeki bazı ses hadiselerinin o iki çekimi sesteş kıldığı olur. Buna örnek olarak kimdi kelimesi gösterilebilir. Kimdi Kerküklülere göre “kimdir?” anlamındayken Türkiyelilere göre “kim idi?” anlamına gelir. Bu iki kelimenin de farklı iki lehçeyi konuşanlar arasında iletişim pürüzü çıkardığını gözlemlemişimdir.



İki lehçe arasında anlam farkı taşıyan bütün yalancı eşdeğer kelimeleri, elbette bu kısa yazının sınırları içine sığdıramayız. Burada örneklediğimiz kelimeler küçük bir demetti sadece. Ancak Aynı dili konuşmamıza rağmen yine de zaman zaman iletişimimizde bazı azizlikler yaşanır diye birkaç kelimeyi de olsa hem Irak Türkmenlerine hem de Türkiye Türklerine hatırlatmak istedik. Dilimizdeki bu anlam farklılıkları ilkin anlaşmayı güçleştiren birer engel gibi görünse de, dilimizin işlekliğinin ve zenginliğinin birer göstergesidir. Belki bu gibi farklılıklar dünyanın dört bucağına yayılmış olan dilimiz üzerinde düşünmemizi sağlamaya yönelik bir vesiledir de.



Allah İnsanları farklı dillerle donatır da aynı dili konuşanları farklı lehçelerle donatmaz mı?..




[1] Bir Türk lehçesinden diğerine yapılan çevirilere dilcilikte “aktarma” denir.

[2] Irak nüfus kanununa göre bir kişinin künyesi kendi adı, babasının adı ve dedesinin adının art arda sıralanmasıyla oluşturulur. Dede adı üçüncü sırada söylenir. Örnek: “Ahmet Mehmet Ali”.


Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - IRAK TÜRKMEN SOSYOLOJİSİNE DOĞRU
2 - MESELEMİZ YALNIZ ALFABE Mİ?
3 - HADİ GÜZEL’İN KERKÜK TÜRK KÜLTÜR MERKEZİ HATIRALARI
4 - IRAK TÜRKMENLERİNİN TÜRKİYE’DEN BEKLENTİLERİ
5 - IRAK TÜRKMEN AĞIZLARININ MÜKEMMEL SÖZLÜĞÜNE DOĞRU
6 - HOCAM AHMET NAHMEDOV’LA AZERBAYCAN SOHBETİ
7 - HABİB HÜRMÜZLÜ’NÜN HATIRALARINDAN BİR YAPRAK
8 - HABİB HÜRMÜZLÜ’NÜN HATIRALARINDAN,, IRAK TÜRKMENLERİNİN YAKIN GEÇMİŞİNE PENCERELER
9 - IRAK TÜRKMENLERİNDEN BİR DİLCİ: İHSAN S. VASFİ
10 - TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM
11 - Kerkük Hoyrat ve Mânilerinde Millî Duygular-II
12 - KERKÜK HOYRATLARINDA TÜRKÇE SEVDASI
13 - ACI BİR HATIRA: 14 TEMMUZ
14 - Mazlumların Sesi Olmak
15 - KARDAŞLIK’TAN KARDEŞLİĞE (Av. Habip Hürmüzlü’yle Röporatj)