Arabic Turkish
 
2019-03-04   Arkadþýna gönder
1634 (201)


Suriye Türkmenleri…


Serkan Yıldız


Ne kadar bilgi sahibiyiz Suriye’de Türkmenlerle ilgili? Orada bir Türkmen nüfusu olduğunu biliyoruz değil mi? Musul – Kerkük – Kuzey Irak Türkmenleri derken, Suriye’de biraz unutulmuş akrabalarımızın varlığından ve orada bir mücadele içinde olduklarından pek farkında değiliz sanırım.

Orta Asya’dan yola çıkan Türk boyları ilk kez günümüzdeki Suriye topraklarına iki koldan ilerlemiştir. Birinci kol; Halep, Hama, Humus ve Şam yöresine yerleşmiştir. İkinci kol ise; Lazkiye’ye doğru ilerlemiştir. Selçuklu devletinin kurulması ve gelişmesi ile Türk yerleşim yoğunluğu Halep, Lazkiye ve Asi ırmağı doğrultusunda Hama, Humus ve Şam bölgesine doğru çeşitlenmiştir.

Suriye toprakları, 1260’dan itibaren netice olarak Türklerin kurduğu Memlük devletinin himayesinde yönetilmiştir. Ta ki Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim 1516 yılında Mercidabık savaşında Memlükleri mağlup edene kadar… O günden 1918 yılına kadar, bu topraklar, Osmanlı tarafından yönetilmiş ve 400 yıl boyunca Osmanlı’nın kontrolünde kalmıştır.

Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Dr. Muhammed Vecih Cuma bu durumu şöyle açıklıyor: “Suriye’de Türkmenlerin varlığı en az 1000 yıllıktır, bunun en önemli kanıtı da Süleyman Şah Türbesidir. Selçukluların kurduğu devlet de Halep merkezlidir. Selçuklular öncesinde de Türkmenlerin bölgede varlığı bulunmakta idi, ancak bu varlık askeri ağırlıklıydı.“

Türkiye Cumhuriyetinin hemen öncesinde Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Suriye Türkmenleri arasındaki diyalog, bölgedeki Fransa işgaline karşı ve Osmanlı Hanedanlığının o toprakları terk etmesine bağlı olarak kuvvetli bir şekilde gelişmiştir. Fransa işgaline karşı oluşturulan Türkmen çeteleri kendi direnişlerini başlatmış ve “Güney Cephesindeki Türkmenler bizim en büyük kazancımızdır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün takdirlerini kazanmışlardır. Bu mücadelenin haklı kazancını ise, Suriyeli Türkmenler, Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Anlaşması ile elde etmiştir. Ankara Anlaşmasının 7. Maddesi; “Suriye’deki Türkmenlerin resmi dillerinin Türkçe olmasını ve tüm kültürel sosyal haklarının korunmasını” içeren bir madde ile Atatürk’ün vefa borcunu ve haklı taleplerini kazanmışlardır.

1970’lerde Hafız Esad ve sonrasında gelen Suriye yönetimleri, Suriye Türkmenlerine karşı ciddi ve masa altından sopa gösteren bir politika izleyerek, onların asimile olmalarını sağlamışlardır. Türkiye’den kopuk yaşamaları, Suriye Hükümetinin baskısı altında bulunmaları ve örgütlenememiş olmalarından dolayı, bugün birçok Türkmen soyundan gelen Suriye vatandaşı, kendi öz soyundan habersiz bir şekilde yaşamına devam etmektedir. Ankara Antlaşması çoktan unutulmuştur ve çoğu hatta varlığından bile bilhaberdir…

Ortalama olarak sayıları 4 milyonu bulan Suriye Türkmenlerinin konuştukları Antep – Kilis Türkçesine yakın bir lehçedir. Türkiye dışındaki Türklere çoğu zaman kapalı olan Türkiye medyası, Arap, Kürt, Alevi, Sünni dörtlüsünün etrafında dolanıp Tolunoğulları’ndan beri Suriye’de var olan Türk varlığını sürekli görmemezlikten gelmiştir. Suriye’de patlak veren çakma bahar sayesinde nadir de olsa son zamanlarda basında Türkmenler hakkında haberlere denk gelir olduk.

Suriye’de yaşayan Türkmen arkadaşlarımdan aldığım haberlere göre Esad’ın Türkiye’yi sıkıntıya sokmak için Türk-Kürt karışık bölgelerde Kürtlere yol açması neticesinde Türkmenleri sürme ve Türkmen katliamı bu sıkıntılı süreçte gerçekleşebilmiştir. Türkmenler en azından nefsi müdafa için Türkiye’den silah yardımı istiyorlar, fakat maalesef Türkiye hükümetinin bu konuda hiçbir yardımda bulunmadığından şikayetçiler.

Suriyeli Türkmenler… Bizim futbol takımlarımızı tutan, bizim siyasi partilerimizi sağ – sol demeden destekleyen, bizim kültürümüzü yaşayan ve yaşatmak için mücadele eden Suriyeli Türkmenler, daha doğrusu “Suriyeli Türkler…” Mustafa Kemal’in şapka inkılabından sonra şapka takıp ellerinde Türkiye Cumhuriyeti bayraklarını sallayarak gezenler… Ve bugün “hatırlanmak için mücadele eden” Suriyeli Türkmenler…

Hangimiz “yok – hiç olmamış ve öyle bir varlığı kabul etmeden” yaşayabiliriz ki? Var, bakın orada! Mücadele ediyorlar, kavga ediyorlar, hatta sizin, bizim, benim ve senin yapamadığımız şekilde ölüme koşarak gidiyorlar.

Tek gayeleri de, “Özgür bir şekilde kendi dillerini konuşabilmek ve kültürlerini yaşayabilmek…”


Arkadþýna gönder