Arabic Turkish
 
2007-01-28   Arkadþýna gönder
1848 (716)


Türkmen-Kürt Kardeşliği(!)


Gökhan B. Yetiş

Irak Türkiye Cephesi bünyesinde siyaset yapan Türkmenlerin bir kısmı bu aralar yoğun bir propaganda sürecinin piyonları haline gelmişlerdir. Daha düne kadar sosyopolitik etkileri göz ardı edilerek Kürtlere “dağ adamı” yakıştırmaları yapan bu siyasilere ne oldu da, Türkmenleri Kürtlerle kardeş ilan etme yarışına girdiler. On yıllardır Kürtlerin kadrini kıymetini bilememişler de, bunun hayıflanmasıyla mı alelacele bu yönlendirme çabalarına girdiler?

Türkmenler, 1959 yılında en önemli Türkmen siyaset yapıcısı olan Ata Hayrullah’ı Kürtlerin gerçekleştirdiği Kerkük Katliamında kaybettiler. Ata Hayrullah sonrası Türkmen siyaseti, bu büyük katliamı dahi doğru bir şekilde analiz edebilecek durumda değildi. Katliamın hunharca gerçekleşmiş olması, Türkmenlerde Kürtlere yönelik “vahşi” ve “kontrol edilemez dağ adamı” imgelerini bırakmıştır. Hatta zamanla bu imgeler Kürtleri tanımlayan stereotipler haline gelmiştir. Aslında Rus-Çin işkence yöntemlerinin, komünist baskı ve yıpratma hareketlerinin bilinçli bir uygulaması olan Kerkük Katliamında Kürtler hiç de birer dağ adamı değillerdi. Siyaset uğruna her yolun mubah sayıldığı Batının Makyavelist politikalarının birer piyonlarıydılar. ABD işgali ile aldıkları pozisyon da aynı siyasi düşüncenin yansımasıdır.

Katliam sonrasında Türkmen siyasi hayatında gözle görülür bir canlılık meydana gelmiştir. Türkmen avukatlar, öğretmenler ve yazarlar, sendika ve sivil kuruluşlar aracılığıyla Irak kültür ve siyaset dünyasında söz sahibi olmaya başlamışlardır. 1968 yılına kadar Irak’ta devlet yönetimini elinde bulunduran kişilerin ya kaza sonucu ölmeleri ya da darbelerle öldürülmeleri Türkmenlerde Irak’ta istikrarın kolay sağlanamayacağı bilincini doğurmuş, bu da komşu ülkeler olan Suriye, İran ve Türkiye ile yakınlaşma sürecini hızlandırmıştır. 1980 öncesine kadar Türkmen siyasetinde en etkili olan devletin Türkiye olduğu da söylenebilir.

1980 yılında başta Nejdet Koçak olmak üzere, Türkmen lider kadrosunun Saddam yönetimi tarafından idam edilmeleri, Türkmen siyasi yaşamını temelinden sarsmıştır. Baskılar, Türkmen çekirdek kadrosunu Irak’tan ayrılmak zorunda bırakmıştır. Türkiye’nin idamlar karşısındaki umursamaz tavrı Türkmenlerde, Türkiye’ye karşı onarılamaz bir kırgınlık ve güvensizlik doğurmuştur. Bu ortam, idamdan kurtulabilen çekirdek kadronun birleşip siyaset üretebileceği en önemli aday ülke olan Türkiye’yi de terk ederek Arap ve Balkan ülkelerine dağılmalarına yol açmıştır. Çekirdek kadronun Irak’tan ayrılarak farklı ülkelere yerleşmesi Türkmen siyasetini ciddi bir sekteye uğratmıştır.

1991 yılında yeniden partileşme sürecine giren Türkmenler, kısa sürede partisel zenginliğe ulaşmışlardır. Ancak bu çok renklilik, bölgenin etkili aktörlerinden olan Türkiye tarafından ‘Türkmenlerin bölünmesi’ olarak lanse edilmiştir. Türkiye’nin bu propagandasının etkisinde kalan Türkmenler, Türkiye’nin bünyesinde birleşme yoluna gitmişlerdir. Türkiye, 1959 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Kerkük Katliamı fotoğraflarının yayınlanmasını yasaklamıştır. Ve bu konuda basın açıklaması yapmak isteyen Türkmen gençlerini sorguya alarak, onları rencide etmiştir. Bunlara ek olarak 1980 Türkmen liderlerinin idamları karşısında, Türkiye yine umursamaz bir tavır sergilemiştir. Türkiye’nin, Türkmenlere yönelik tüm bu duyarsız yaklaşımları, Türkmenlerin Türkiye’ye olan bakış açısında belirleyici temel faktör olması beklenirken, bu hiç de böyle olmamıştır. Peki, Türkmenler niye Türkmen siyasetini bırakıp da Irak’taki Türkiye Cephesi’ni kurmaya yönelmişlerdir?

Bu soruyu en iyi cevaplayacak olanlar; Türkiye ile pazarlık aşamasındayken karşı masaya geçenler ve 80’deki sarsıntının Türkmen Davasının bitirdiğini düşünenlerdir. Belki bu soruya, içinde yer almasalar bile Türkmen siyasetinin başka ellere teslim edilmesine sessiz kalan çekirdek kadronun da verecek bir cevabı vardır…

Türkiye’nin en üst düzey yetkilileri Türkiye’nin bekasının Türk-Kürt kardeşliğinden geçtiğini defalarca belirtmişlerdir. Peki, Türkmen mücadelesi de Türkmen-Kürt kardeşliği ile mi başarıya ulaşabilir?

Elbette ki, Türkiye’nin Kürt siyaseti ile Türkmenlerin gütmesi gereken Kürt siyaseti bir olamaz. Bu ne jeopolitik açıdan ne de jeostratejik açıdan doğrudur. Türkiye’de Kürtlerin azınlık statüsü yoktur ve kurucu hakim unsur olarak T.C. Anayasası’nda sadece Türkler ve Müslüman olmayan azınlıklar vardır. Irak’ta ise uygulamada Türkmenler ve Kürtler eşit azınlık statüsündeydi. Şuan ABD işgali ile Türkmenlere azınlık statüsü tanınmamış olsa da tarihsel olarak bunu savunabilecek yeterli argümanımız vardır. Dolayısıyla Irak’ı oluşturan etnik gruplardan biri olan Türkmenler, Türkiye’nin menfaatleri uğruna tarihsel haklarından vazgeçmemelidir.

ABD işgali ile daha açık bir şekilde görülmüştür ki Kürt istekleri ile Türkmenlerin tarihsel hakları çakışmakta, çıkar çemberleri kesişmektedir. Bu kesişmenin en önemli noktası da şüphesiz ki Kerkük’tür. Aynı çıkar için yarışan iki yarışmacıdan önde olan için en iyi strateji; arkadakinin seçtiği rotayı izlemektir. Bunu stratejide yelken yarışları örneği ile açıklarlar. Öndeki kayığın birinci olarak bitirmesi için izleyeceği en iyi yol, arkadaki kayığın sağa dönmesi ile sağa dönmesi, sola dönmesi ile sola dönmesidir. Böylece öndeki yarışmacı arasıra yolu uzatıyor da olsa, yarış boyunca ikincinin önünde olmaya devam edecektir. Arkadaki için ise tek yol birincinin izlemediği rotayı tercih etmektir. Bu strateji seçim propagandalarında da uygulanır. Yapılan anketlerde önde giden partiye karşı, arkadaki partinin izlemesi gereken strateji, öndeki partinin izlemediği politikalar, vermediği vaatler vermek olmalıdır. Çünkü vatandaşa aynı vaatleri teklif ederlerse, önde giden partinin seçimi kazanacağı muhakkaktır.

Irak’taki Türkmen ve Kürtlerin durumu Avrupa Birliği’ndeki Almanya ve Fransa’nın durumuyla benzeşmektedir. Almanya ve Fransa AB’de lider pozisyonuna oynayan iki bölgesel güçtür. Ama bu idealleri için ikisinin de ABD’nin korumacılığına ve Avrupalı devletlerin onayına ihtiyaçları vardır. Almanya’nın II. Dünya Savaşı sırasında sergilediği militarist politikalar Avrupalı devletlerin kendisine temkinle yaklaşmasına neden olduğu için, Almanya Avrupa Birliği’nde bütünleştirici politikalar gütmektedir. Bunun yanında Fransa, kendisine karşı herhangi bir önyargının bulunmamasını da fırsat bilerek, rakibi Almanya’nın yükselen gücü karşısında, ondan farklı politikalar gütme yolunu seçmiştir.Bundan dolayı Fransa, AB’de daha sert ve zaman zaman ayrılıkçı gibi görülebilecek politikalar sergilemektedir.

Avrupa’nın Almanya çekincesi gibi Irak’ta da Kürtlere yönelik bir çekince söz konusudur. Şimdiye kadar güttükleri ayrılıkçı politikalar ve katliama kadar ulaşan şiddet olaylarının içerisinde yer almaları halkta Kürtlere yönelik bir antipati oluşturmuştur. Kürtler bu çekinceleri kırma amacıyla AB’deki Almanya’nın stratejisini uygulamaktadır. Dolayısıyla Talabani’nin savunduğu “Türkmenler kardeşimizdir.. Kürt(!) Kerkük’te rahatça yaşayabilirler” politikası bu temele dayanmaktadır. Türkmen siyasetçilerinin, Türkiye’nin yönlendirmesiyle Kürtler kardeşimizdir söylemini kullanması, Kürtlerin Kerkük politikasına hizmet etmektedir. Türkmenler, AB’de Fransa’nın uyguladığı merkezden uç noktaya gidebilme esnekliğine paralel bir politika sergilemelidir. Yani Türkmen-Kürt çıkar çakışmasından dolayı, kardeşlik sevdasından şiddetle uzak durmalıdır. Bu durum yukarıda yer alan her iki strateji için de geçerlidir. Uluslararası karar vericiler Kürtlere Irak ve Kerkük yönetiminde önde yer vermişlerdir. Dolayısıyla arkada olan Türkmenler Kürtlerin politikalarına karşılık bir yarıştaki ikincinin stratejisini seçmelidir. Yine Irak’taki toplulukların Kürtlere oranla Türkmenlere daha önyargısız yaklaşabildikleri bir gerçektir. Türkmenler bu durumun yarattığı esnekliği kullanarak daha aktif söylemleri gündeme getirmelidir.

Peki, Kürtlere yönelik söylemlerde üslup ne olmalıdır?

Türkmen siyaseti duygusallıktan uzaklaştırılıp bilimsel bir platforma oturtulmalı ve Türkmenler önyargı yaratmayan tarihlerine de güvenerek Kürtlerin politikalarının aksine politikalar üretebilmelidir. Ancak bu, Kürtlere düşmanlık güdülmesi gerektiği gibi yansıtılmamalıdır. Kardeşlik veya düşmanlık yaklaşımından uzak, tamamen çıkar çakışması temeline dayanan stratejiler olduğu halka açık bir şekilde anlatılmalıdır.



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmenciliği Niçin Bırakmalıyız?
2 - Türkmen Deklarasyonundaki Tezatlıklar
3 - “Kerkük Kimin” mi?
4 - Var Olmak Üstüne İki Mesele, Bir Not
5 - Çorbacılar
6 - Türkmen Tercihleri ve Toprak İlişkisi
7 - Irak’ta Sağlanamayan İstikrar ve Ülke İçi Göç Hareketleri
8 - Göz Ardı Edilen Bir Değer: NÜFUS
9 - Bir Lider Bekleniyor Ama...