Arabic Turkish
 
2007-01-23   Arkadþýna gönder
2183 (1113)


Kerkük kimindir?


Ali Koçak

Günümüzün en önemli konularından biri olan “Kerkük’ün statüsü” son günlerde dünyanın ve özellikle Türk dış politikasının odak noktası haline gelmiştir. Çeşitli gruplar bu bölgenin sahibi olduklarını iddia ederek, amaçlarını gerçekleştirmek için, Kerkük'e yoğun göçler başlattılar.

Bu bölgenin gerçek sahibinin kim olduğunu ve bir Türk bölgesi olup olmadığını tarihi gerçeklere dayanarak inceleyelim.



Irak, Osmanlı Devleti döneminde üç vilayetten oluşmaktaydı:

Musul, Bağdat ve Basra Vilayetleri.



Bugün Kuzey Irak diye adlandırdığımız bölge, Osmanlı Devleti’nin son döneminde Musul Vilayeti olarak bilinmekteydi.

Bu bölge, son Osmanlı Mebuslar Meclisince 28 Ocak 1920’de ve daha sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisince Misak-ı Millî sınırları içerisinde kabul edilmiştir.



Misak-ı Millî sınırları tespit edilirken, Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler esas alınmıştı.



Peki, Irak’ta yaşayan bugünkü Türkler ne zamandan beri bölgede yaşamaktadırlar?



Iraklı büyük tarihçi Dr. Mustafa CEVAT ve diğer bazı tarihçiler Türklerin Irak’a gelişlerini Hicri 32 yılına bağlıyorlar.



Ünlü Arap Tarihçisi El-Tabari ise, Türklerin yoğun olarak Irak’a gelişlerini, Emevi Devleti’nin ilk dönemleri, Hicri 54 yılı (Miladi 674) olarak kaydetmiştir.



önemli iki Arap coğrafya bilimcisi olan El-Belaziri ve Yakut El-Hamudi bu konuda geniş bilgi veriyorlar.



El-Belaziri’ye göre; Halife Muaviye, Basra Valisini Buhara şehrine Türkmenlerin başı olan Kaboç Hatun’la anlaşmak için gönderip Türkmenlerden 2000 okçuyu Basra’ya yerleştirmiştir. Yakut El-Hamudi de “Mu’cemul Büldan” adlı kitabında Basra’ya yerleşmiş olan Türkmenlerin sayılarını 2000 olarak gösteriyor.



Miladi 749 senesinde de Meşrik Valisi Yezid b. Ömer, Buhara’dan 300 kadar Türkmen askerini getirerek ordusuna katmıştır.



Dolayısıyla Türklerin Irak’a yerleşmeleri uzun vadede olmuş ve çeşitli dönemlerde akın akın bu bölgeye yerleşmişlerdir.



Emevî Devleti’nden sonra Abbasî Devleti döneminde de Türkmenler Irak’a yerleşmeye devam etmişlerdir.

Özellikle Abbasîlerin ikinci halifesi Ebucafer El-Mansur, kurmuş olduğu Bağdat şehrinde, Türklere de yer ayırmıştır. Bu Türkler Bağdat’ın çeşitli semtlerine yerleştirilmiş ve bu semtlere bunların adları takılmıştır [Örneğin Deru’l-Buhara (Buhara Evleri)].



Daha sonra gelen Abbasî halifeleri, siyasî ve askerî merkezlerini güçlendirmekte Türk askerlerine büyük önem vermiştir; hatta Halife Harun El-Reşid (786–809) muhafız birliğini tamamen Türklerden oluşturmuştu. Halife Mu’tasım (833–842) ise Türk askerlerin kalması için Bağdat ile Kerkük arasında 70.000 kişinin yaşayacağı Samarra şehrini kurmuştur.



Abbasî dönemindeki önemli yazarlardan İbn-i Haldun, “El-Mukaddime” adlı eserinde Türkleri ‘’ nifakı, boş gösteriş ve yalanı sevmeyen bir millet olduklarını, çok cesaretli ve düşmana saldırıda kararlı olduklarını’’ açıklıyor.



Irak’a Türk aşiretlerinin ikinci akını 1050–1054 yılları arasında kalabalık gruplar halinde gelerek farklı şehirlere yerleşmeleri ile gerçekleşmiştir.

Abbasî halifesinin İranlı Büveyhîler’in baskılarına karşı Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey’den yardım isteğinde bulunması, Selçuklu Devleti’nin Bağdat’a hâkim olmasına destek olmuştur. Bağdat’ın, Selçukluların elinde kalmasıyla Türkler, Irak’a gelerek büyük bir çoğunluk oluşturmaya başlamışlardır. Yine bu dönemde Musul, Kerkük ve Erbil’de Türkmen Emirlikleri kurulmuştur.



Cengiz Han ordusu karşısında bozguna uğrayan Harzemşah’ın ordusundan kalanların bir kısmı Kuzey Irak’a sığınmışlar ve oraya yerleşmişlerdir. Bugün Kerkük, Dakuk (Tavuk) ve Karatepe civarlarındaki köylerde yaşamakta olan ve isimlerini Harzemşahlar’dan alan Bayat aşireti, Türkan Hatun’un mensup olduğu aşiretin bir devamı olarak varsayılmaktadır.



Irak, 1258 yılından sonra Türkmen asıllı devletlerin eline geçmiştir. Bu devletler:



1258–1336 İlhanlı Devleti,

1338–1360 Celayirli Devleti,

1360–1469 Karakoyunlu Devleti;

1470 tarihinden itibaren de Akkoyunlu Devleti hâkimiyetinde kalan Musul ve Kerkük

bölgesi,

1508 yılında Şah İsmail önderliğinde bulunan Safevî Devleti’nin eline geçmiştir.



Osmanlı Devleti dönemine gelince; Bağdat’ın Kanunî Sultan Süleyman tarafından 1534 yılında fethedilmesiyle başlar.

Osmanlı dönemi boyunca Bağdat ve Musul, Safavî Devleti tarafından iki sefer ele geçirilmiş ve iki devlet arasında Irak, mezhep çatışmasının alanı haline gelmiştir.



Osmanlılar IV. Murat döneminden itibaren, Dicle ile Fırat arasında El-cezire bölgesinden ve Fırat’ın batısındaki çöl bölgesinden gelebilecek göçebe Arap aşiretlerinin muhtemel saldırılarını önlemek, Musul-Bağdat yolunu güvence altına almak için, bu yol üzerinde bulunan şehir ve kasabalarda önceden var olan Türk varlığını, Sünnî Anadolu Türkleri ile güçlendirmişlerdir.

Nitekim Musul’un en büyük ilçesi olan Telafer’de yaşayan Türkler için Musul Salnamesinde şu ifade kullanılmaktadır; “...bu kaza’nın insanları yiğitlik ve cesarette hiçbir kavim ile mukayese edilmez. Bölgedeki aşiretlerle her zaman birlik ve beraberlik içinde, ahali, aşiret geleneğine bağlı, genellikle Hanefi mezhepli ve eski Çağatay Türk’çesine yakın bir dille konuşurlar’’.



Böylece, Irak’ta Türklerin yerleşim bölgeleri, Osmanlı dönemi boyunca bu amaç doğrultusunda şekillenmiştir.

1312 (1895) tarihli “Musul Vilayeti Salnamesi’ne” göre;

Musul Vilayeti, Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşmakta idi. Kerkük şehrinin nüfusu çoğunlukla Türk olup, burada en fazla Türkçe konuşulur. Bununla birlikte az miktarda Arap ve Kürt vardır. Köylerde umumiyetle Türkler yaşamaktadır.



Saddam Hüseyin bu demografiyi, Irak’ın güneyiden Araplar getirerek değiştirmeye çalıştı. Şimdi ise bazı Kürt gruplar dağlardan gelip buralara yerleşerek, bölgenin demografisini değiştirmeye yelteniyorlar.

Yüzyıllardır bu Ata yurdunda yaşamakta olan Türkmenler, şartlar ne olursa olsun diyarlarını başkalarına terk etmediler ve etmeyecekler.



O yar gözün!

Kim görmüş o yar gözün

Aslan gücünden düşse

Karınca oyar gözün!



Kaynaklar:

- Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi (1918–1926) Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, 1991

- Silahlı Kuvvetler Dergisi, Gnkur. ATASE Başkanlığı Yayını, Ocak 2003.

- Dr. Mustafa Cevad, Tarihü’l-Turk Fi’l-Irak, El-Deli Mecellesi Sayı 2 Necef 1946.

- El-Tabari, ibni Cerir, Tarihil Umem velmülük, Kahire 1939.

- Fazıl Mehdi Bayat, Türkmen Tarihinden Yapraklar, Bağdat 1975

- Laszlo Rasonyi; Tarihte Türklük, TKAE Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1988.

- M.Fuat Köprülü, Türkiye Tarihi, İstanbul 1923.

- Mecmuat-u Müellifin, El-Irak fi’t-tarih, Sürre men rea, Darü’l-Hürriye, Bağdat 1983.

- Dr. Sinan Marufoğlu, Osmanlı Döneminde Kuzey Irak, Eren Yayıncılık, İstanbul 1988.

- Cengiz Eroğlu, ‘Osmanlı Vilayeti Salnamelerinde MUSUL’, Gobal Strateji enstütüsü yayınları, Ankara,2005.


turkishgazete.com


Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmen’ler Ne İstiyor?
2 - Zap Kampı...
3 - Koltuk Sevdası
4 - Kerkük’te Sessizlik...
5 - Kerkük Havaları
6 - Bu “Baas Sendromu” hâlâ bitmedi mi?
7 - Türkmen Birliği sağlanmalıdır
8 - Türkmen mücadelesi !!!
9 - Irak Birliği Türkiye`yi tehdit eder mi?
10 - Türkiye yeni "stratejik ortak" arayışında!!!
11 - Sınır ötesi harekatın çapı ne olmalı??
12 - Nejdet Koçak hakkında:
13 - Osmanlı Salnamelerinde Telafer ve Kerkük
14 - Türkmeneli`nde Gazetecilik tarihi (1911-1960)
15 - Kerkük'ün kimliği?
16 - Nedir Türkmeneli`nin nüfus hikayesi?