Arabic Turkish
 
2017-10-15   Arkadþýna gönder
16425 (1616)


Türkiye-Amerika Krizi


İbrahim Demirel Köprülü


Türk Hükümeti ile Amerikan Hükümetleri arasında çıkan vize krizinin asıl nedeni Amerikan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda gizlenen Metin Topuz (Türk vatandaşı)adlı şahsın Türk Hükümeti tarafından gözaltına alınması olayı gösterilmektedir. Ancak bize, Amerika’nın Türkiye’ye nota vermesi ve ardından vize işlemlerinin durdurulmasının altında farklı nedenlerin yattığını düşünmekteyiz. Birkaç madde hâlinde Amerikan-Türkiye Hükümetleri arasındaki gerginliğin sebebini analiz edebiliriz:
1. İdlib operasyonu ”intikal” (Rusya İran ve Türkiye’nin anlaşması kapsamında bu hareket yapılmıştır.)
2. Kuzey Irak Referandumu.
3. Elçilik personeline gözaltı.
4. Türk-Rus ilişkisi.
5. Astana süreci.
Türk-Rus ilişkisi: 2015 yılında bir Rus uçağının sınır ihlali sebebiyle ülkemiz tarafından düşürülmesinin ardından iki ülke arasında tırmanan krizin ardından, son zamanlarda özellikle Suriye konusundan pek çok konuda mutabakata varılması, bu iki ülke arasındaki ilişkilerinin normalleşmeye doğru gidildiğinin göstergesidir. Erdoğan-Putin görüşmesinin ardından pek çok alanda yapılan anlaşmalar bu iki ülke arasındaki buzların eridiğini göstermiştir. Erdoğan-Putin görüşmesinde öne çıkan başlıklar aşağıdaki gibidir:
1. Akkuyu Nükleer Enerji Santral çalışması.
2. Türk Akımı Projesi.
3. Türkiye-Rusya ortak yatırım fonun kurulmasına karar verilmesi.
4. Türk narenciyesine Rus pazarında uygulanan kısıtlamanın kaldırılması.
5. İki ülke arsasında Charter uçuşlarının tekrardan başlatılması için kararların alınması.
6. Son olarak iki ülke arasındaki savunma sanayideki işbirliğinin artırılması hususlarında mutabakata varılmıştır.
Türkiye’yi Rusya’ya yaklaştıran bir diğer neden ise Türkiye’nin Suriye politikasıdır. Kazakistan’ın Başkenti Astana’da Suriye görüşmelerinde Rusya, Türkiye ve İran’ın müzakereler sonucunda, İdlib de dâhil olmak üzere Suriye’nin dört bölgesinde oluşturacak gelirimi azaltma bölgeleri konusunda uzlaşıya varıldığını ve söz konusu görüşmenin ardından Türk Birlikleri İdlib’e girmiştir.
Türkiye İdlib operasyonundan önce “Fırat Kalkanı” adıyla Suriye’deki terör gruplarına karşı bir operasyon başlatmıştır. Bu operasyonla, Türkiye Suriye topraklarında kendi güvenliği için bir savunma hattı oluşturmuştur. Türkiye bu savunma hattı sayesinde Akdeniz’e açılan Kürt koridorunu yarmış oldu. Dolayısıyla ABD destekli PYD-PKK sükût-ı hayale uğramış oldular.
Türkiye her zaman olduğu gibi söz konusu operasyonda bile agresif davranmayarak, diplomasinin yumuşak dilinden istifade etmiştir.
Örneğin; Türkiye “Fırat Kalkanı” yerine operasyona“ Fırat’ın Kılıcı” adını verebilirdi. Ancak kılıç sözcüğü üzerinde düşünüldüğünde ilk olarak akla “biçmek” ve “öldürmek” gibi hususları getirdiğinden Türkiye “kalkan” sözcüğünü tercih etmiştir. Yani Türkiye bölgesel ve uluslararası güçlere Fırat benim kırmızıçizgimdir, sakın gelmeyin demek istemiştir. Bunun yanında bu kırmızıçizgi benim savunma hattım olup, burada ben kalkan görevi yapıyorum, sakın geçmeyin mesajını tüm dünyaya verebilmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri ise Türkiye’nin bu yumuşak diplomasisi karşısında aciz kalarak, kendi otoritesini göstermek için Türkiye’nin “Fırat Kalkan” ına karşılık “Fırat’ın Gazabı” adını verdiği bir operasyon başlatmıştır. Bu hareketle ABD “Ey Türkiye, akıllı ol, kafamı kızdırma, gelirsem kafanı ezerim” demek istemiştir. Amerika dünyada süper güç olduğunu “Fırat’ın Gazabı” operasyonuyla kendisini bir kez daha göstermiştir. Ancak gazap sözcüğü; öfke, kızgınlık ve hiddet anlamlarına geldiğinden, ABD’nin Türkiye’ye kızdığını ve bu durumu açıkça belli ettiği anlaşılmaktadır. Süper güç olan Amerika için bu ezilmişlik psikolojisinden kaçınması gerekiyordu.
İdlib Operasyonu, Fırat Kalkanı, Kuzey Irak Referandumu ve Astana sürecini yan yana koyacak olursak ve Türkiye’nin bunların karşısında sabırlı ve dirayetli davranması, kimi zaman İran’la kimi zaman da Rusya ile iş birliğine gitmesi ABD’yi çileden çıkarmasına yetmişti. Türkiye dış politika tarihinde ilk kez bu kadar net ABD’n uzaklaşmıştır. Dolayısıyla ABD’nin Türkiye’ye kızması ve elçilikte saklanan bir hain yüzünden Türkiye’ye nota vermesi iki ülke arasındaki gerginliğin tuzu biberi olmuştur.

Öte yandan Irak’a gidecek olursak, Barzani’ye dışarıdan bakıldığında çok güçlü biri olarak görünmediğini söyleyebiliriz. Bu yüzden Barzani’ye değil Barzani’ye Kuzey Irak’ta referandum yaptırana bakılması gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Irak’taki Referandumu desteklemiyor gibi görünse de, aslında ABD’yi el altından Barzani’yi destekleyen ülkeler arasında ilk sıraya koyabiliriz. İkinci sıraya da söylemleriyle de Kuzey Irak Referandumu ’nu açıkça desteklediğini vurgulayan İsrail’i yerleştirebiliriz. Üçüncü sırada da Avrupa Birliği kanadında yer alan Almanya ve Fransa’yı gösterebiliriz. ABD Türkiye’yi açıktan karşına almazsa bile tutumlarıyla hem Irak hem de Suriye’de aslında zor durumda bırakmaya çalışmaktadır.

ABD’nin Kuzey Irak’taki Referandumu destekleme nedenleri:
1. ABD’nin petrolü Irak’tan değil küçük aşiretlerden(Barzani aşireti vb.) almak istemesi.
2. Amerika Kürtler üzerindeki siyasi gücünden istifade ederek petrolden büyük bir payı kendine alması.
3. ABD’nin Ortadoğu’da küçük bir devlet kurdurmak istemesi.
4. İsrail’in güvenliğinin sağlanması. Zira Amerikalılar Asya’ya açılmak üzereler o tarafa yönelmeden önce bunu yapmak istediler.
Kuzey Irak Referandumuna İsrail açısından bakacak olursak; İsrail kendisine vad edilmiş toprakların genişletme çabası olabilir.
İsrail Irak ve Kuzey Irak’ta 2003’ten bugüne kadar küçük çaplı olmak üzere kendine (38) üs kurmuştur. Demek ki İsrail 25 Eylül’de yapılan gayrı meşru referandumun zeminin çok önceden hazırlamaktaydı. Aynı zamanda ABD’nin de Kuzey Irak’ta (6) adet üssü olduğu bilinmektedir.
Elçilik olayında ABD Türkiye’ye nota vermiştir. Gel gelelim biraz bu olay üzerine düşünelim!
Örneğin;
Türkiye’nin ABD’nin elçilik çalışanını gözaltına almasında haklı gerçekleri var mıydı? Yok muydu?
• Polis raporlarına göre elçilik çalışanın 15 Temmuz gecesi darbecilerle ilişkisi tespit edilmiştir. Demek ki bu haklı bir gerekçedir.
Türkiye-ABD’nin notasına karşılık aynı dille cevap vermiştir. Sanki ABD’nin Türkiye’ye vermiş olduğu notanın tercümesiydi. Kimine göre Türkiye’nin bu davranışı yanlış, kimine göre ise doğrudur. Yanlış düşünenler açısından meseleyi ele alacak olursak, ABD süper bir güç olduğundan Türkiye’den bu denli sert bir cevap gitmemeliydi. Diplomaside bu düşüncenin doğruluk payı vardır. Zira Amerika-Türkiye’den bunun açısını çıkartacaktır.
Ancak gel gelelim Türkiye açısından meselenin derinine inecek olursak. Akıl, vicdan ve mantık ile düşünelim ve kendimize bazı sorular soralım:
1. Türkiye-Amerika’nın altında ezilen bir ülke midir? Değil midir?
• Türkiye Amerika’nın altında ezilen bir ülke değildir ve olmayacaktır.
2. Türkiye artık sözünde duran bir ülke midir? Değil midir?
• Türkiye kendi bölgesinde güçlü bir devlettir. Ortadoğu’da bütün masun ve ezilmişlerin umut kapısıdır. Türkiye artık sözünde duran ve dediğini yapan bir ülkeyse eğer bazı fedakârlıklar yapması gerekmektedir.
3. Türkiye fedakârlık yaptı mı?
• Evet, elçilik olayında kendisini riske atarak fedakâr davranmıştır. Türkiye olarak zaten büyük bir iddiamız vardır ve bunu yapmak mecburiyetindeydik.

Türkiye’nin ABD’ye karşı tutumunu destekleyen olduğu kadar karşı çıkanda vardır. Farklı bir çevreden, farklı siyasi ideolojiden veya farklı bir partiden olabilirsin. Ancak bu tür durumlarda milletin şerefini ve haysiyetini düşünmelisin. Türkiye bunları düşünerek ABD’ye karşı tutumunu sergilemiştir. Sırf muhalefet olsun diye buna karşı çıkanlar ise akıl tutulması yaşamaktadırlar.



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - ITC’nin Teşkilâtına Bir Tenkit.
2 - Kültür nedir? Kültürlü insan kimdir?
3 - Irak Seçimleri
4 - Hüsamettin Türkmen
5 - SESLENİŞ
6 - Bir Yılın Yarısında Tuzhurmatu