1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son güncelleme: 2017-04-24
Facebook Twitter Youtube

KUZEY IRAK PETROL SENDROMU VE TÜRKMENLER

Hamza Hamamcıoğlu

Dr. Cüneyt Mengü

18 Mart 2003 tarihinde ABD önderliğindeki koalisyon güçleri tarafından Irak’a gerçekleştirilen askeri harekat sonucunda Saddam devrilmiş ve Irak resmen işgal edilmiştir.

Bu yeni sürecin başlaması ile “defacto” olarak Irak’ın kuzeyinde varlığını sürdüren Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin bir yandan bölge sınırlarını genişletmeye ve daha fazla hak elde etmeye çalışırken, diğer yandan 2003 yılından günümüze kadar geçen zaman içerisinde Arap merkezli Bağdat Yönetimi ile Kerkük’ün geleceği, petrol yasası, özerk bölgeye bütçeden tahsis edilen % 17’ye ilaveten peşmergelerin maaşlarının Irak bütçesinden karşılanması, süresi dolan 140. madde ve bölgedeki petrol yataklarının kullanımı ve pazarlaması gibi konular üzerindeki ihtilaflı durumlar halen devam etmektedir.

Petrol meselesine gelince 2005 yılında onaylanan Kalıcı Anayasa’nın 111. ve 112. hükümlerine göre; Irak’ın herhangi bir bölgesinden petrol konusuyla ilgili yapılacak antlaşmalar, petrol satışı, ihracatı ve pazarlaması ancak Bağdat’taki merkezi hükümetin onayıyla mümkün olabilir. Bu bağlamda Anayasanın bu hükümlerini dikkate almayan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ise; Bağdat’tan herhangi bir onay almadan enerji devleri olan Exxon Mobil, Gazprom, Total, Chevron, General Energy, DNO gibi Batılı şirketlerle görüştüğünü, bazıları ile özellikle Taktak, Beşika, Pirmam, Bedvata, Erbad ve Karakoş gibi bölgelerde petrol arama çalışmaları kapsamında muhtelif bir takım anlaşmaları imzaladığını ve faaliyete de geçildiği bilinmektedir. Aslında bölgesel yönetim tarafından yapılan bu çalışmaların diğer bir hedefinin ise ileride Kerkük petrolleri için bir zemin hazırlığı mahiyetinde olduğu kanısındayız.

Zaman zaman Irak Petrol Bakanı, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi tarafından yapılan söz konusu anlaşmaların anayasaya aykırı olduğunu, dolayısıyla geçersiz sayıldığını beyan etmesine rağmen bölgesel yönetim ise yapılan anlaşmaların Anayasanın 115. maddesine uygun olarak yapıldığını ileri sürmektedirler. Aslında bu madde kesinlikle petrolden bahsetmediği gibi merkezi hükümetin federal yapı içerisindeki yetki dağılımından söz etmektedir.

Türkiye çok hızlı büyüyen ekonomisi ve bunun beraberinde getirdiği enerji sorununun üstesinden gelmek için ihtiyaç duyduğu enerji teminini sağlamak zorundadır. Günümüze kadar bu ihtiyacını çoğunlukla İran ve Rusya’dan yapılan ithalatlarla karşılamaktadır. Irak 2005 yılından itibaren Irak’ın genelindeki petrol yataklarının işletilmesi konusunda 35 yabancı şirketi görevlendirmiş, ancak bu şirketler arasında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) yer almamıştır. Türkiye bu meseleyle ilgili hemen hemen o tarihlerden itibaren ciddi bir şekilde devreye girme arzusunda olmuştur. Nihayet o tarihlerde Türkiye’nin baskıları sonucunda özellikle Merkezi Hükümet yetkilileri küçük ve orta ölçekli şirketler arasında TPAO’yu alabileceğini açıklamasına rağmen bu işlerlik kazanamamıştır. Öte yandan 1991 yılında Irak’ın kuzeyinde 36. paralelde bulunan güvenli bölgenin ihdasıyla başlayan ve günümüze kadar devam eden bu süreçte aralıklı olarak ister legal ister illegal çeşitli yollarla bölge üzerinden Türkiye’ye tankerlerle petrol sevkiyatı yapılmaktadır. Böylece son yıllar içerisinde Türkiye, Kuzey Irak’ta 100 binlerce varillik kapasitede ve 2016’da 1 milyona varacak petrol üretimi ile ilgili olarak söz konusu bölgeden aldığı ciddi petrol kokusunun etkisi altında kalarak ilan edilen kırmızı çizgiler bir kenara bırakılmış ve Bölgesel Yönetim’le yapılan üst düzey resmi görüşmeler ve ziyaretler başlatılmıştır. Bu bağlamda nereye varacağı belli olmayan, açılım sürecinin yanı sıra Irak’ta yaşayan Türkmenler de devre dışı bırakılmıştır.

Bağdat’taki Merkezi Hükümet ise Türkiye’nin Bölgesel Yönetim’le yapılan görüşmelerinin petrolle ilgili olduğunun farkında olmasına rağmen değişik konuları bahane ederek Türkiye ile diplomatik ilişkilerin bozulmasına ve hatta birkaç defa Irak hava sahasının Türk Hava Yolları’na kapatılması gibi bir yaptırımın uygulanması iki ülke arasındaki krizin zirveye tırmanmasına neden olmuştur.

Nihayet geçen ay içerisinde Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasında görüşmelerin hız kazanarak Barzani’nin Diyarbakır’a olan ziyareti ve ardından Neçirvan Barzani’nin Ankara’ya ziyareti, merkezi hükümeti daha da rahatsız ederek bir kez daha Türk Hava Yolları’na Erbil hava sahasının kapatıldığı açıklanmıştır. Öte yandan merkezi hükümet tarafından yapılan açıklamalarda; Türkiye’nin Irak’ta bileşenlerle değil, Irak’ı muhatap almasının gerekliliğini belirtmişlerdir. Bu gelişmelerin ardından Türkiye Enerji Bakanı’nın Irak’la olan sorunları düzeltmek amacı ile Bağdat’a yapmış olduğu ani ziyaret sırasında; Bölgesel Yönetimle yapılan anlaşmaların merkezi hükümetin onayına tabi olacağını ve petrol satışlarından elde edilen gelirin % 83’ünü Irak’a, % 17’sinin ise Bölgesel Kürt Yönetimi’ne verilmesi şartıyla anlaşmanın geçerli olacağına dair teklifi Iraklılara sunulmuştur. Şu anda bölgeden petrol sevkiyatı, inşaatı tamamlanmamış boru hattıyla değil; günümüze kadar olduğu gibi tankerlerle yapılmaktadır. Diğer taraftan Irak Merkezi Hükümeti, bölgesel yönetiminin batılı şirketlerle yapmış olduğu anlaşmalara ses çıkarmamaktadır.

Türkiye’nin geçirmekte olduğu bu sorunlara ilaveten petrol konusuyla ilgili sıkıntının diğer bir boyutu ise ABD faktörünün ve büyük enerji şirketlerinin yaptığı lobicilik faaliyetlerinin dikkate alınıp alınmadığıdır. Diğer bir ifade ile yukarıda sözü edilen faktörlere rağmen Erdoğan – Barzani anlaşmasının geçerliliği ve bunun ötesinde garanti faktörünün de varlığı ileride söz konusu olabilir. Nitekim daha şimdiden 29 Aralık 2013 tarihinde Bölgesel Kürt Yönetimi ile Merkezi Hükümet arasında yapılan görüşmeler neticesinde Türkiye ile yapılan antlaşmaların bir bölümü askıya alınmış durumdadır. Öte yandan son yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonucu Halkbank’a yönelik Kuzey Irak yönetiminin Türkiye’den yana olan direnişi kırılmıştır ve Amerikan bankalarının kullanılacağı önerilmiştir.

Bir hususun altını çizerek belirtilmesinde fayda görmekteyim. Şöyle ki; Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı olduğu kadar ve hatta daha fazla Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Türkiye’ye muhtaçtır. Zaten bölge ekonomik yönden Türkiye’nin bir parçası durumundadır.

Netice itibari ile bir taraftan çözüm paketi sürecinde meşrulaştırılan PKK – Kandil ve bu son yolsuzluk operasyonu kapsamında Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi kriz, hükümet – yargı gerilimi, buharlaşan kırmızı çizgiler ve diğer taraftan küresel güçlerin Türkiye üzerindeki hesapları dikkate alındığında okun yaydan çıktığı müşahede edilmektedir. Bu tablo karşısında Türkmen meselesi nasıl bir yer tutabilir?
Her gün durumları daha da kötüye giden ve Araplarla Kürtler arasında sıkışan Türkmenler ciddi bir çelişki ve arayış içinde girmişlerdir. Ne hikmetse Türkmenler dışında yurtiçi ve yurtdışında her kesimle görüşen Sn. Başbakan ancak 6 yıl geçtikten sonra ITC yöneticileri ile geçen ay bir araya geldiğinde satır aralarında kullandığı kelime önem arz etmektedir: “Bizim için Türkmenlerin önceliği vardır.” Ancak Türkmen halkının arzuladığı karşılanmamaktadır.

Türkiye’de bazı çevrelerin ve hatta Irak’taki bazı Türkmen siyasetçilerin de ileri sürdükleri yaklaşım kapsamında Türkmenlerin Bölgesel Yönetim ile iş birliği yapması talep edilmektedir. Dikkat edilirse ileri sürülen bu hipotezlerin boyutları açıklanmadığı gibi Kürt tarafının da Türkmeneli bölgesi üzerinde haksız iddiaları da kabul edilebilir gibi değildir. Başka bir ifade ile Türkmenler, Özerk Kürt Bölgesi’ne her şeyden vazgeçerek bir bölge vatandaşı sıfatıyla mı katılmalı, yoksa 1000 yılı aşkın bölgenin sahibi konumunda olan Türkmenler Özerk Bölgeye siyasi yönden mi ortak olmalıdırlar? Bilindiği gibi Kürt yöneticileri, Saddam döneminde muhalif gruplar içinde yer alan Türkmenlere zaman zaman projeler içinde yer almaları konusunda teklifleri olmuştur. O zamanki farklı siyasi şartlar nedeniyle bu öneriler karşılıksız kalmıştır. Irak toplam nüfusunun % 17 veya % 20’lik bir kısmı içinde yer alan Kürtler, hem özerk bölgeye sahip hem de bölgede tüm kurumlarıyla devlet gibi hareket etmekte ve ayrıca her türlü hakları da Irak anayasasının garantisi altındadır. Burada merak ettiğim konu Türkmenlere gelince neden dikkate alınmıyor?

Türkmenlerin Musul, Telafer ve Diyala’nın bir bölümü dışında Kuzey Irak’taki nüfusu en düşük şekilde dikkate alındığında bölgedeki nüfus oranı % 30’larının üzerindedir. Türkmenlerin, Kürt Bölge Anayasasında ortaklık statüsünün kabul edilmesi ve resmi dilin Kürtçe yanında Türkçe olması, tüm siyasi ve kültürel haklardan yararlanmaları kaydıyla bölgeye katılmaları konusu uygun olabilir. Bu da Irak’ın federal yapısı içerisinde olmak şartıyla bir referandum veya daha önceki yazılarımda da belirtildiği gibi Türkmen Meclisi kararıyla sonuca bağlanabilir.

Diğer bir öneri çerçevesinde ise Türkmenlerin geleceği 350 milyon nüfusu olan Arap Dünyasının bir parçası olan Merkezi Hükümetten yana olmasındadır. Bilindiği üzere Irak’ın bu dönem hükümet veya meclisteki Türkmen kökenli bakan ve milletvekillerinin yoğun çaba ve katkılarıyla Maliki Hükümeti Türkmenlerin siyasi ve eğitim alanlarında geleceğini ilgilendiren önemli yasalara imza atmıştır. Merkezi Hükümet’in bu yasaları daha da pekiştirmek için Irak’ın birliği ve Federal Yapısı içerisinde Arap ve Türkmenlerin hemen hemen yarı yarıya yaşadıkları vilayetlerde Özerk bir bölge ihdas edilmesi mümkün olabilir. Bu bağlamda merkezi hükümete verilecek proje kapsamında Musul, Kerkük, Diyala illerini kapsayacak bir bölgesel yönetimde Türkmenlerin nüfusu % 50’nin üzerinde olacaktır. Acaba Türkiye, önceliği olduğu ifade edilen Türkmeneli Bölgesi için de bir açılım paketine öncülük eder mi?



Dr. Cüneyt Mengü Yazarın diğer yazıları (106)...

Irak Türkmen Cephesi 22. yaşında

Hits: 8

TKÜUGD Irak Masası tarafından yapılan açıklamada, "24 Nisan 1995 yılında Türkmen şehri Erbil'de kuru…

Devamı...

Hamza Hamamcıoğlu'nun Ardından

Hits: 8

Dertli geldin dünyaya dünyadan dertli gittin Ömrünün bir gününden hayır görmedin Hamza Yine de ne …

Devamı...

Türkmenler haykırdı! Susmayacağız

Hits: 55

Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Rıyaz Sarıkahya, yapılan saldırının sorumlusunun Kerkük Valisi Necm…

Devamı...

krizine ilişkin konuştu: Hakları yoktu

Hits: 33

Irak Başbakanı İbadi: Kerkük'te kamu binaları üzerinde bayrak asmaya hakları yoktu. Bunlar, Irak hük…

Devamı...

Arap Hakimiyeti Bitti, Kürt Hakimiyeti mi Başlayacak?

Hits: 44

1921'de başlayan ırkçı Sünni-Arap hakimiyeti, ABD''nin Irak'ı 2003'te işgal etmesiyle sona ermiştir.…

Devamı...

Milli Türkmen Partisi nasıl bu hale geldi?

Hits: 122

Türkmen Siyasi Tarihinin güzide bir Partisi iken Türkmen Siyasi hayatına ilk defa Partileşmeyi getir…

Devamı...

Kerkük'te Türkmeneli Partisi'ne saldırı

Hits: 72

Türkmeneli Partisi Sözcüsü Teymur Beyatlı, Kerkük'te düzenlediği basın toplantısında, kentin güneyba…

Devamı...

Erbil gazetesi 24

Hits: 20

Devamı...

HABİB HÜRMÜZLܒNÜN HATIRALARINDAN BİR YAPRAK

Hits: 69

Bugünlerde okumakta olduğum, Habib Hürmüzlü’nün, Kerkük Vakfınca yayınlanan yeni kitabı “…

Devamı...

Şehit Polisler İçin Anlamlı Çalışma

Hits: 73

Kerkük'te kutsal görevlerini yaparken şehit olan iki Türkmen polis subayının şehit oldukları yerde…

Devamı...

Yazarın çok okunanı

LOZAN VE MUSUL OPERASYONU

Hits: 13478

Yaklaşık bir yıldan fazladır sözü edilen ve Irak’ın içinde ve dışında pazarlığı yapılan Musul operas…

Devamı...

100. YILINDA SYKES PICOT

Hits: 12556

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla batılı güçler tarafından hasta adam olarak adlandırılan Osmanl…

Devamı...

BÖLÜNME TARTIŞMALARI

Hits: 12504

1991’de BM kararıyla Güvenli Bölge adı altında Irak’ın kuzeyinde kurulan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi…

Devamı...

FIRAT KALKANI

Hits: 11861

Suriye’de Esad rejimine karşı 2011’de başlayan ayaklanmayla ilgili olarak Türkiye’nin eş zamanlı baş…

Devamı...

MART TEZKERESİNİN PERDE ARKASI

Hits: 11030

Yıllardır hararetle tartışma konusu olan ve önümüzdeki günler içerisinde 16. yılını dolduran 1 Mar…

Devamı...