1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son gncelleme: 2017-08-22
Facebook Twitter Youtube

KUZEY IRAK REALİTESİNDEN SONRA KUZEY SURİYE SENARYOSU

Irak Türkmenleri: Referandumu reddediyoruz

Dr. Cüneyt MENGÜ

2 yılı aşkın bir süredir Suriye’de devam eden kaos, bir yandan Türkiye dahil bölgeyi Suriyeli mülteci akınıyla baş başa bırakırken, diğer yandan iktidarın başlattığı açılım paketinin yanı sıra son zamanlarda Kuzey Irak’taki bölgesel yönetime bahşedilen imkanlar sonucu Kuzey Suriye’den bahsedilmektedir. Buna paralel olarak Barzani Kürt bölgeleri üzerinde söz sahibi olabilmek için bölgeler arası toplantı ve konferanslar düzenlemektedir. Bu gelişmelerin ardından geçen hafta Suriye’de kullanılan kimyasal silahlar, Suriye krizinin zirveye tırmanmasına neden olurken Suriye’ye askeri harekat yapılması ile ilgili olarak ABD başta olmak üzere çok az sayıda bazı ülkeler açısından kabul görmektedir.
Kuzey Suriye meselesini analiz etmeden önce Kuzey Irak realitesine kısaca bakıldığında; Irak’ın 2 Ağustos 1990 tarihindeki Kuveyt’i işgali yenilgiyle sonuçlanmıştır. Buna istinaden 2 Mart 1991 tarihinde Basra şehrine yakın Safwan kasabasında ABD Generali Schwarzkopf ile Irak Generali Sultan Haşim arasında ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Aslında Irak Generalinin tarihte eşine rastlanmayan bir şekilde okumadan imzaladığı ateşkes antlaşmasında yer alan Irak’ın kuzeyi ve güney bölgelerine uçuş yasağı uygulanması ile ilgili maddeden cesaret alan Kuzey’deki Kürtler ve Güney’deki Şiiler, 31 Mart 1991 tarihinde ayaklandılar. Her ne kadar ABD bu ayaklanmaları teşvik ettiyse de, uçuş yasağına helikopter uçuşları dahil edilmediğinden, Saddam’ın bu olayları bastırmasına da aynı ABD göz yummuştur. Böylece Saddam’ın orduları helikopter eşliğinde Kuzey’e saldırdılar ve çoğunluğu Kürtlerden oluşan aralarında Türkmen ve Süryanilerinde bulunduğu yüz binlerce Iraklı sınırı geçerek Türkiye’ye sığındılar. ABD’nin Nisan 1991 tarihinde bu olayları gerekçe göstererek alelacele öne sürdüğü tasarı ile BM’nin 688 sayılı kararı altına alınmış ve Kuzey Irak’ın 36. paralelinde Güvenli Bölge inşa edilmiştir. Buna paralel olarak ABD’nin başta Fransa ve İngiltere ile birlikte almış olduğu kararı onaylayan Türkiye Cumhuriyeti, İncirlik üssünde bir “Çekiç Güç” kurulmasına izin vermiştir.[1]
Çoğunluğu Kürtlerden meydana gelen Erbil, Süleymaniye ve Duhok şehirlerinde oluşturulan Güvenli Bölge için zamanın Cumhurbaşkanı rahmetli Özal’ın en fazla 6 ay süre biçmesine rağmen, De Facto olarak Güvenli Bölge varlığını, kolu kanadı kırılan Saddam’ın düşmesine kadar, devam ettirmiştir.[2] Türkiye bu süreçte Irak’ın hem toprak bütünlüğünü savunarak hem de güvenli bölge inşasını zımnen kabul ederek çelişkili bir politika izlemiştir. Genelde o dönemde Türkiye’deki yaygın kanaat, güvenli bölgenin Türkiye’nin talebi üzerine inşa edildiği yönündeydi. Bize göre ise güvenli bölgenin inşası Türkiye’nin arzusu dışında gelişmiş olduğu şeklindedir ve o dönemdeki Türk yöneticilerinde ise bu durumun uzun süre devam etmeyeceği kanaati vardı.[3]
Daha sonra Saddam’ın düşürülmesi için Irak’a yapılan askeri müdahalenin gerekçesi olan Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve bölgenin huzurunu tehdit ettiği iddiası ile iktidardan çekilmesi talebi cevapsız kalınca 18 Mart 2003 tarihinde ABD Irak’a müdahale etmiştir. Bu müdahalede sık sık tartışma konusu olan 1 Mart Tezkeresinin mecliste kabul görmemesi sebebiyle Türkiye hariç ABD’nin yanında yer alan diğer müttefiklerle birlikte Irak’a başlatılan yoğun hava saldırısı sonucu 9 Nisan tarihinde Bağdat düşmüştür. ABD bu defa Libya Lideri Kaddafi için ve halen iktidarda bulunan Suriye lideri Esed için farklı gerekçeler öne sürerek iktidardan çekilmeleri talebinde bulunmuştur. Saddam ile Kaddafi’nin bilinen yöntemlerle hayatlarına son verilmiş, şimdi akibeti belli olmayan Esed ile ilgili olarak ise; Suriye halkına yönelik kullanılan kimyasal silahlar konusunda çeşitli kaynaklardan farklı yorumlar yapılmakta ancak bunun faturası Esad’e çıkarılmak istenmektedir. Uluslararası medyadaki haberlere göre kimyasal silahın kimin tarafından kullanıldığı halen şüphelidir. Geçmişte Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesi ile müdahale edilmiş, müdahaleden sonra BM denetçileri kitle imha silahı bulunmadığı yönünde beyanda bulunmuşlardır.
Saddam sonrası Kuzey Irak (Güvenli Bölge) varlığını köklü bir şekilde pekiştirmiş, Irak’ın kuzeyinde özerk bölge statüsünü daha da sistemli bir şekilde Irak Anayasası’nda yer almış ve aynı zamanda Kürt grupları merkezi hükümet içerisinde de ortaklık statüsüne sahip olmuştur. Bugün, Irak Kürdistan Bölgesi hem Irak’ın içinde hem de dışında siyasi olaylara müdahil olmakta, yüksek petrol gelirlerine sahip olmasının yanı sıra çevresi için cazibe merkezine dönüştürülmektedir. Bu bağlamda bölgedeki 3 parçalı Kürt grupları ile irtibata geçerek ulusal konferanslar da düzenlenmektedir.
Kuzey Suriye’ye gelince konuyu analiz etmeden önce Suriye’nin Türkiye ile olan 911 km.den fazla sınır şeridi, jeopolitik açıdan Türkiye için vazgeçilmez yaşam alanlarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca stratejik ve ekonomik yönden de büyük önem arz etmektedir. Genelde Suriye’de Etnisite olarak Kürtler, Araplar ve Türkmenler; mezhep olarak Sünniler, Nusayiriler, Aleviler kısmen Şiiler ve Hıristiyanlar vardır. Homojen bir yapıya sahip olmayan bu sınır çizgisi üzerinde Kürtlerin yer aldığı Kamışlı, Afrin, Kobani, Derik, Amuda, Rasil el Ayn, Tel Ebyad ve Haseki dışındaki noktalar da, Alevi ve Sünni Arap ve aynı zamanda hatırı sayılır bir bölümü Araplaşmış ve Kürtleşmiş Türkmenlerin yerleşim bölgeleridir.
Baba Esed 1990’lı yıllarda PKK terör örgütü ve Saddam’a karşı Iraklı muhalifleri ülkesinde barındırmış ve adeta Türkiye’ye karşı düşmanca bir tavır izlemiştir. Bu konuyla ilgili 1993 yılında Demirel’in Suriye’ye yaptığı ziyaret sırasında sunduğu raporlar ve 1998 yılında orgeneral Atilla Ateş’in açıklamasıyla PKK’nin Suriye’deki konumu noktalanmıştır.
İki yılı aşkın süredir Suriye’deki kaosu Kuzey Irak meselesi ile karşılaştırdığımızda; her şeyden önce özellikle Batı medyası başlangıçta Türk askeri için övgüler yağdırmakta, Türkiye’nin sıcak takibe gireceğini ve bu takip sonucunda Suriye ile Türkiye sınırlarında biri Adlep üçgeninde Cisir El Şuur kasabasında, diğeri ise Kuzey Suriye adını telaffuz etmeden Kürtlerin yoğun olduğu Kamışlı bölgesinde iki koldan tampon veya Irak’taki gibi güvenli bölge ihdas edilmesi amaçlanmıştır.
Türkiye tarafından bölgede bir otorite boşluğu meydana geleceğini ve bunun sonucunda neler olabileceği tahmin edilmiştir. Zira Türkiye, Esed sonrası Kuzey Suriye’den özerk bir Kürdistan çıkacağından endişe etmekte ve buna fırsat verilmeden Esad’ın gitmesini istemektedir. Esed de Türkiye’nin bu hamlesine karşılık olarak Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırına yakın olan yerleri Kürtlerin denetimine bırakarak Türkiye’yi derinden düşündüren Kürdistan gerçeği ile baş başa bırakmıştır. Böylece Esed’in Suriye’de iç savaşın çıkmasıyla Türkiye’ye karşı statü değişimini kullanmıştır. Türkiye’nin de kendi Kürt vatandaşları için açılım politikasını devreye girmesi sonucu PKK’nin Suriye’deki kolu olan PYD’nin, bölgede 10’dan fazla Kürt partisinin önüne geçerek liderlik sıfatını kabul ettirmeye çalıştığı görülmektedir. Bu bağlamda amaç, Barzani’nin himayesi ve hatta teşviki altında Suriyeli Kürtler’in daha doğrusu PKK’ın, Irak’takine benzer bir yapı kurmaya yönelik bir çalışma düşüncesi içinde oldukları görülmektedir.
Şu anda 600.000’i Türkiye’de olmak üzere 1 milyondan fazla Suriye vatandaş göçe zorlanmış, yaklaşık 100.000 kişi de hayatını kaybetmiştir. Son günlerde bahsedilen kimyasal silah kullanma olayına kadar gerek Birleşmiş Milletlerin ve gerekse de Arap Birliği’nin girişimleri de sonuçsuz kalmıştır.
Türkiye’nin PKK ve terör sorununa çözüm bulmak için iş birliği içinde bulunduğu Barzani, her ne kadar PYD’yi kontrolü altına alabilme yönünde çalışmalar başlattıysa da, daha çok PKK ile anlaşmış durumda olacağı ihtimal dahilindedir. Diğer zorluk ise Suriye’nin Esed sonrası nasıl şekilleneceği hususudur. Bu arada Türkiye’nin Kürt devleti korkusunu yenmesi gerekmektedir. Elbette bugünkü koşullar içerisinde bu durumda Türkiye’nin bir güvenlik riski olacaktır. Türkiyeli Kürtlerin (PKK ve uzantısı BDP hariç) Ankara’ya gönüllü ve gönülden bağlı olup olmamaları bir ön koşuldur. Devlet kurma meselesi kolay değildir ve Türkiye bin yıllık bu geleneğe sahip, bölgenin modern ve güçlü ülkesi olarak yoluna devam edecektir. Şu anda PYD her ne kadar Esed’e muhalif güçler arasında yer aldıysa da önümüzdeki zaman içerisinde strateji değiştirmesi de muhtemeldir.
Türkiye şu anda hem Esed’e karşı bir politika izliyor hem de Esed’in kendi toprağından (PYD’nin kontrolü altındaki bölge) vazgeçmesine de karşı çıkıyor. Kürtlerin kontrolüne geçen yerleşik Kürt noktalarının denetimi Demokratik Birlik Partisinin (PYD) elinde olmasına rağmen Kürt grupları ve diğer gruplarla sürekli çatışmalardan söz edilmektedir. Şu anda bugünkü Suriye’de 3 yapıdan bahsedilmektedir. Ülkenin merkezinde Sünni Arap Bölgesi, batısında Alevi Hıristiyan yapıda bölge, Kuzeyde bir Kürt devleti kurulma ihtimali oldukça yüksektir.
Bütün bu gelişmeler arasında ne yazık ki Irak’ta olduğu gibi Türkmeneli bölgesi gibi nüfusu 2 milyondan fazla olan Türkmenlerden bahsedilmemektedir. Suriye’nin yeniden yapılandırma çalışmalarında Türkmenlerin kurucu unsur olarak temsil edilmeleri, Türkiye için çok büyük önem taşımaktadır. Bunun için de Ankara, bin yıldan beridir bu topraklarda yaşayan Suriye Türkmenlerinin sorunlarıyla yakından ilgilenmelidir. Suriye Türkmenleri de kendi gelecekleri için Türkiye’nin yardımlarına çok ihtiyaçları vardır.
Konumuz ile ilgili olarak sürekli sözü edilen Arap baharı ise görünürde demokrasi ve özgürlük adı altında Müslümanları birbirine kırdırma ve nihai hedefinin de bölge ülkelerinin ardı adına bölünme projesidir. Başka bir ifade ile Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Ne yazık ki sırada Türkiye de vardır. Öte yandan Suriye ile ilgili Türkiye’nin bu çatışma ortamına çekilmek istendiği açıkça görülmektedir.
Uluslar arası medyadan anlaşılacağı üzere Suriye’ye yapılacak askeri harekat için ABD açısından kısmen geri sayım başladıysa da kolu ve kanadı kırılacak Esed’in Saddam gibi bir süre görevinden uzaklaştırılmayacağı görülmektedir. Ancak önümüzdeki günler içerisinde Esed’li veya Esed’siz nasıl bir yönetimin iş başına geleceği ile ilgili görünürde herhangi bir reçete bulunmamaktadır. Esed’li yönetim devam ettiği takdirde yukarıda da sözü edildiği gibi Irak gibi 3 parçaya bölünmüş bir Suriye, Esed’siz yönetim de ise radikal İslamcı grupların İsrail karşıtı oldukları için kabul görmeyecekler ve bu da Mısır’da olduğu üzere ayrı bir kriz yaratacaktır. Netice itibari ile Irak’a yapılan müdahaleler sonucunda Kuzey Irak yaratılmış, Suriye’de de yapılacak bir müdahalenin de ana hedeflerinden biri Kuzey Suriye’nin oluşturulması büyük bir ihtimal dahilindedir.
Bütün bu gelişmeler doğrultusunda Türkiye’nin tamamen ilgisiz kalması yanlış olduğu gibi, ön saflarda da gönüllü olmasının da doğru olmayacağı açıktır. Başka bir ifade ile Türkiye’yi zor bir süreç beklemektedir.
Dr. Cüneyt MENGÜ
cuneyt.mengu@mercanonline.com

[1] Renad Mansour ve İrfan Azeez Azeez, “The Kurds in a New Middle East”, (çevrimiçi) http://mideast.foreignpolicy.com/posts/2013/08/14/the_kurds_in_a_new_middle_east, E.T. 28.08.2013
[2] Cüneyt Mengü, ABD – Türkiye – Irak Üçgeninde Türkmen Meselesi, Yalın Yayıncılık, İstanbul, 2012, s. 132 – 133.
[3] Cüneyt Mengü, a.g.e, s. 135.

Dr. Cüneyt MENGÜ Yazarn dier yazlar (116)...

Irak Türkmen Cephesi: Referandumun Zamanlaması Yanlış

Hits: 5

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), bağımsızlık referandumunu tartışıyor. Referandumun 25 …

Devam...

KERKÜK SADECE KERKÜK DEĞİLDİR?

Hits: 7

Türkiye olarak etrafımızda yaşanan olaylara ‘’alan gerçekleri ‘’ile bakmaktan çok uza…

Devam...

Türkmen Cephesi'nden çağrı: “Bizi yalnız bırakırsanız eririz”

Hits: 4

Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşat Salihi, Barzani’nin 25 Eylül’de …

Devam...

Türkmeneli dergi 114

Hits: 8

Devam...

Kerkük'te Kürdistan bayrağı krizi derinleşiyor... Mahkeme kararını uygulamayacaklar

Hits: 29

Bağdat İdare Mahkemesi'nin verdiği 'Kürdistan bayrağı' kararı sonrasında kriz sürüyor. son…

Devam...

REFERANDUM ENGELLENİR VEYA ERTELENİR Mİ?

Hits: 25

Irak Kürdistan Bölgesi ile Kerkük başta olmak üzere ihtilaflı toprakları içine alan bölgede…

Devam...

Irak Türkmenleri: Referandumu reddediyoruz

Hits: 18

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Salihi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin 25 Eylül'deki bağımsı…

Devam...

Türkmenler Telafer'den güvenli bölgelere kaçıyor

Hits: 45

Irak Türkmen Cephesi Milletvekili Maruf, DEAŞ'ın elinde mahsur kalan Telafer'deki Türkmenlerin…

Devam...

Türkmenlerden referandum tepkisi: Tek başlarına karar almamaları lazım

Hits: 58

Irak Türkmen Cephesi Sözcüsü Ali Mehdi, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 25 Eylül’…

Devam...

Barzani'nin "bağımsızlık referandumu" kararına tepkiler giderek artıyor

Hits: 34

Barzani'nin bağımsızlık referandumu kararına tepkiler giderek artıyor. Irak Başbakanı Haydar…

Devam...

Yazarn ok okunan

BÖLÜNME TARTIŞMALARI

Hits: 24337

1991’de BM kararıyla Güvenli Bölge adı altında Irak’ın kuzeyinde kurulan Irak Kürt Bölge…

Devam...

IRAK MUTABAKATI VE TÜRKMENLER

Hits: 23653

1926’da Türkiye, İngiltere ve Irak hükümetleri arasında Ankara Antlaşması’nın imzalandı…

Devam...

TÜRKİYE DARBOĞAZDA

Hits: 22255

Irak ve Suriye’de tüm taraflar DEAŞ’ın işgal ettiği toprakların temizlenmesinin ardından …

Devam...

GÜVENLİ Mİ YOKSA ÖZERK Mİ BÖLGELER?

Hits: 19425

Tampon, Güvenli ve Özerk Bölge kavramları arasında terminolojik, içerik ve amaç yönünden bi…

Devam...

LOZAN VE MUSUL OPERASYONU

Hits: 18276

Yaklaşık bir yıldan fazladır sözü edilen ve Irak’ın içinde ve dışında pazarlığı yap…

Devam...