1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son gncelleme: 2017-09-22
Facebook Twitter Youtube

Türkmen Dağarcığı: Kerkük’ün Altın Gerdanlığı - Taşköprü

BARZANİ MİLYONLARCA TÜRKMENİ NEDEN BİR KAÇ BİN OLARAK GÖRMEKTEDİR?

Suphi SAATÇİ


Şehirlerin kimlikleri de tıpkı insanlar gibidir. İnsanlar görünüşleri, ses tonları gibi özelliklerle tanınırlar. Fiziksel görünüşleri ile insanlar birbirinden nasıl ayırt ediliyorsa, şehirler de fiziksel kuruluşları, geleneksel dokuları, anıtları, yolları, çarşıları, evleri ve sokakları ile tanınırlar. Kaleler, burçlar, kuleler, camiler, medreseler, hanlar, saraylar, köprüler, nehirler, meydanlar ve benzeri objeler, şehirlerin kimlikleri ile bütünleşir. Böylece kimi şehirlerin sahip olduğu tarihî anıtlar, adeta o şehrin bir simgesi haline gelir.

Bazı şehirler bazen bir kale veya bir cami gibi önemli simgeleri ile tanınmıştır. Bazı şehirler ise birkaç simge ile ün kazanmıştır. Roma ve İstanbul gibi büyük metropollerde, birden fazla simgelerle karşılaşmak mümkündür. Roma’da Collezium, Sen Pietro gibi yapılar öne çıkmıştır. Eski dünyanın en önemli merkezi olan ve büyük uygarlıklara beşiklik eden İstanbul’un çok fazla simgesi vardır. Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlığının anılarını yaşatan bu simgeler, büyük değerler taşır.

İstanbul’da Osmanlı öncesi yapılar arasında şehir surları ve bu sur üzerinde yer alan kapılar ilgi çeker. Edirnekapı, Topkapı, Silivrikapı ve Mevlanakapı gibi yapılar İstanbul’un kimliğini yansıtırlar. Ayasofya, Galata Kulesi ile Osmanlı dönemi yapıları olan Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve Sultanahmet camileri, Kapalıçarşı ve 20. yüzyıl yapısı Boğaziçi Köprüsü, İstanbul’un başlıca simgeleri arasında yer alan yapıtlardır. Konya’da Alaettin Tepesi, Mevlana Dergâhı, Ankara’da Hacı Bayram Veli Camisi, Musul’da Ulu Cami minaresi (Minaretü’l-Hadba’), Şam’da Emevî Camisi, Hamidiye Çarşısı, Halep’te Kale, çarşı ve benzeri yapılar o kentlerin simgelerini oluşturur. Kerkük ile Erbil arasında kalan ve Zap suyu üzerinde olan Altunköprü de, tarihe nam salmış eski görkemli köprüsü ile müsemma olmuş bir Türkmen kasabasıdır.

Kerkük kenti de kendine özgü simgeleri ile şöhret olmuş bir kadîm beldedir. Ortaçağdan önce var olmasına rağmen, 18. yılın sonlarına kadar kale içine hapsedilmiştir. O tarihe kadar bizzat kalesi ile ilgi çeken ve bölgede en çok Erbil’e benzeyen önemli bir yerleşmedir. 16. yüzyılda Hasa suyunun kenarında heybetli kalesi ile var olan Kerkük’te, kale dışında İmam Kasım makamının küçük bir yerleşme çekirdeği olarak varlığını biliyoruz. Ayrıca kalenin yarım mil ötesinde ve Hasa suyunun diğer tarafında Korya’nın, tıpkı Tisin köyü gibi küçük bir yerleşme olduğu tarihî belgelerle saptanmıştır. Daha sonraki tarihlerde bu iki yerleşme de Kerkük kentinin yerleşme dokusu ile bütünleşmişlerdir.

Korya yakası ile Hasa suyu arasında bir kilometre kadar mesafe olduğu, bu sahanın eskiden mezarlık olarak kullanıldığı, gezginlerin seyahatnamelerinde mukayyettir. Daha sonra bu alan yerleşim sahası olarak kullanılmış ve böylece şehrin iki yakası da Hasa suyuna dayanmıştır. Adından da anlaşıldığı gibi Hass-ı Hümayun, yani devlet malı olan Hasa suyu ile Korya semtinde çokça resmî devlet binaları yapılmıştır. Nitekim hükümet sarayı, kışla, belediye binası, rüştiye ve sanayi mektepleri gibi bilumum kamu yapıları, arazileri hep devlet malı olan Korya semtinde inşa edilmişlerdir.

İki yakanın birbirine yaklaşması, nüfusun ve ticaretin artması sonucu, özellikle en çok kışın ve bahar aylarında meydana gelen sel taşkınları yüzünden, şehrin iki yakası arasındaki irtibatın kesilmesi, hem kamunun, hem de özel sektördeki iş ve ticaret işlerinin geniş çapta aksamasına yol açmıştır. Bu bakımdan Kerkük kentinin tarihinde ilk kez bir köprü yapılması gündeme gelmiştir. Köprünün yapılışına dair latif bir hikâyenin varlığından, kültür ve edebiyat araştırmacımız olan Av. Ata Terzibaşı’nın, 20 Ocak 1959 tarihli sayıdan başlamak üzere Beşir gazetesinde 3 bölüm hâlinde çıkan yazısından öğreniyoruz. Taşköprünün yeniden inşası münasebetiyle Terzibaşı, bu yazıyı geliştirip, yeni bulgular da ekleyerek daha kapsamlı hâle getirmiş ve bu yazının birinci bölümünü Türkmeneli dergisinde yayımlamıştır. Hem tarihî, hem de edebî kıymeti ve ehemmiyetine binaen bu yazının, ikinci bölümü ile birlikte tamamı, elinizdeki Kardaşlık dergisinin sayfalarında yer almıştır.

Eski Eserlerin Yeniden Yapımı
Yıktırılan ve ortadan kaldırılan tarihî ve kültürel değeri olan bir eserin yeniden yapımında dikkat edilmesi gereken hususlar da vardır. Genel Restorasyon Tekniklerinde konulan bilimsel kriterler (kıstaslar, ölçütler) göz ardı edilmemelidir. Bu konuda yapılan tanım ve Venedik Tüzüğü’nün saptadığı ilkeler de çiğnenmemelidir.

Genel restorasyon teknikleri içinde Yeniden Yapım (Rekonstrüksiyon) hususundaki tanımlara ve Venedik Tüzüğünün konuyla ilgili ilkelerine göz atmakta yarar vardır.

Yeniden Yapım, tümüyle yıkılmış, yok olmuş, ya da çok harap durumda olan bir kültür varlığının veya sitin elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması anlamına gelmektedir.

Bu ancak özel durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı kültür varlığının tarihi dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir kopya, tarihi yapının kütle ve mekânlarını ancak biçimsel olarak canlandırabilir, kültür varlığının yerini alamaz.

Yeniden yapım ancak çok önemli ve zorunlu hâllerde uygulanabilir. Özellikle yıktırılan yapının çok önemli ve simgesel bir değeri varsa veya halkın belleğinde çok derin anılarla yer etmişse tekrar inşa edilebilir. Mesela İtalya’nın Venedik kentindeki San Marco meydanındaki tarihî saat kulesi 1902 yılında malzeme yorgunluğu sebebiyle yıkılmıştı. Meydanın en önemli simgesi olan bu kulenin yıkılması halkın büyük bir üzüntü yaşamasına yol açmıştır. Çünkü halkın her zaman buluşma ve kavuşma noktası olduğu için bu kule meydanın ayrılmaz bir parçası idi. Bu yüzden aynı malzeme ve aynı biçimde tekrar inşa edilmiştir. Bunun gibi Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin tıpkısı ve benzeri, ulu önderin anısını yaşatmak için, Ankara’da yapılmış ve halkın gezmesi için sergilenmişti.

Kerkük’teki taş köprü de binlerce insanın hatıralarında yer alan ve iki yakanın kavuşmasına olanak sağlayan ve adeta iki yakada yaşayan insanların gönüllerini birleştiren dostluk bağının bir simgesi idi. Hem de halkın türkülerine ve manilerine giren bir kimliği vardı. Hem de her ailenin bu köprünün yapımında katkısı olduğundan dolayı bu köprü kamu malı sayılan ulusal bir anıt niteliğinde idi. Bu bakımdan yapılan köprü yeni ve tarihî bir eser değildir. Ancak halkın gönlünü alan sembolik bir yapı olarak kenti süsleyecek, anısı ve hikâyesi gelecek kuşaklara taşınacaktır.

Bu nedenle yeniden yapımda doğru ve yeterli bir restitüsyon (yeniden tasarımlama) araştırması ve buna dayalı restitüsyon projesinin temel alınması gerekir. Ayrıca gelecek kuşaklar açısından yapının yeniden yapıldığı tarih de (rekonstrüksüyon tarihi) cephesindeki bir plaket üzerinde belirlenmelidir..

Demokratik ve uygar ülkelerin de onay ve kabulünü alan ve Türkiye dâhil birçok ülkenin imzaladığı Venedik Tüzüğü (Mayıs 1964) yaptığı tanımlarla kültürel varlıkların korunması ve yaşatılması hususunda uluslar arası standartlar getirmiştir. Bu tüzüğe göre:

Tarihî kültür varlığı kavramı sadece bir mimari eseri içine almaz, bunun yanında belli bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşmeyi de kapsar. (Madde 1)

Kültür varlığının korunması ve onarımı için, mimari mirasın incelenmesine ve korunmasına yardımcı olabilecek bütün bilim ve tekniklerden yararlanılmalıdır. (Madde 2)

Kültür varlığının korunmasında ve onarılmasındaki amaç, onları bir sanat eseri olduğu kadar, bir tarihi belge olarak da korumaktır. (Madde 3)

Kültür varlığının korunması, her zaman onları herhangi bir yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaştırılabilir. Bunun için bu tür bir kullanma arzu edilir, fakat bu nedenle yapının planı, ya da bezemeleri değiştirilmemelidir. Ancak bu sınırlar içinde yeni işlevin gerektirdiği değişiklikler tasarlanabilir ve buna izin verilebilir. (Madde 5)

Bir kültür varlığı tanıklık ettiği tarihin ve içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır. (Madde 7)

Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak kültür varlığı sağlamlaştırılabilir. (Madde 10)

Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması için, özgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir. (Madde 12)

Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir. (Madde 13)

Eski Köprü Yeniden İnşa Edilirken
Kerkük’te 1875 yılında inşa edilen Taşköprü, halkın millî ve manevî bir varlığı kabul edilmiştir. Özellikle imece usulü ile yapılan köprüde, herkesin alın teri ve emeği vardır. İlk yapıldığı zaman köprü 16 gözden oluşmakta idi. Ancak Birinci Dünya Savaşından önce bir gözü kapatılmıştır. Daha sonraki yıllarda da şiddetli yağmurlar sonucu sel taşkınları olmuş, su seviyesi köprünün üstüne çıkarak, çevredeki bina ve evlerin bodrum katlarını su basmıştır. Çay mahallesinde olan evimizin zerzemi (serdab, bodrum katı) denilen bodrum katını meydana gelen feyezan sonucu su bastığını, hatta 7-8 yaşlarında iken, bu suları kovalara doldurarak dışarı atmak için bütün ev halkı ile birlikte çalıştığımı da hatırlıyorum.

Bilindiği üzere eski taş köprü geleneksel yapım teknolojisi olan kâgir (kârgir) yığma biçimde inşa edilmiştir. Eski köprü inşaatlarında ayrıca suyun menba‘ tarafına sel yaranlar inşa edilirdi. Mansap tarafına ise sel yarana ihtiyaç duyulmazdı. Fakat her nedense Kerkük’teki taş köprünün menba‘ tarafına sel yaranlar eklenmemiştir. Belki de Hasa suyunun sürekli akan bir ırmak olmamasından dolayı, sel yaranlar düşünülmemiştir. Statik biliminde uzman arkadaşlarla da yaptığımız istişarede, Kerkük’teki Taşköprü’nün sel yaranları olsaydı, birkaç kez meydana gelen sel baskınlarında köprünün bir veya iki gözünün yıkılmasının mümkün olmayacağı yolunda görüşler ortaya çıkmıştır.

Köprünün yeniden inşaatı işini alan yüklenici (müteahhit) Süreyya Şirketi’nin yetkililerine de bu husustaki görüşlerimizi ifade ettik. Yani yeni yapılacak köprüye “sel yaranlar da eklenirse, su baskınlarına karşı köprünün mukavemet gücü daha da artar” denilmiştir. Ancak köprünün konstrüksiyonu (yapının taşıyıcı sistemi) betonarme olduğu için bir tehlikenin söz konusu olmayacağı görüşü ortaya çıktı.

Önceleri 16, daha sonraları ise 14 göze düşen köprünün yıkılmasından sonra iki arasında kalan Hasa suyunun içi doldurulmuştur. Bunun sonucunda eski köprünün yer aldığı bölümde, iki yakanın birbirine olan mesafesi daha da kısalmıştır. Bu yüzden köprüyü tekrar 16 gözlü yapmak için sivri kemerli gözleri daha da dar yapmak gerekir. Bu ise su taşkınları olursa yıkılma riskini gen iş çapta arttırır. Köprü gözlerinin sayısını azaltmak mecburiyeti bundan doğmuş ve sonuçta 12 göz sayısında karar kılınmıştır. Hesaplar ve statik projeler buna göre hazırlandı ve çizimler Yüklenici firma tarafından Yol ve Köprü Müdürlüğü’ne iletildi. Köprünün yüksekliği ve genişliği konusunda eski ölçülere imkân dâhilinde sadık kalındı.

Eski taş köprü kâgir, yani yığma taş üzeri sıva olarak yapılmıştı. Yeniden yapımda ise betonarme taşıyıcıya, taş dokusunda olan prekast kaplamalar giydirildi. Böylece görünüşte taş dokunun ön plana çıkması sağlandı. Modern inşaat teknolojilerinin akıl almaz boyutta gelişmesi sonucu, her türlü taş dokuyu yansıtan imitasyon prekast yapımları yaygınlaşmıştır. Özellikle Almanya bu alanda çok ilerlemiştir. Taş kaplama dokusu konusunda seçim yaparken, katalogda yer alan örneklerden seçme işinin, değerli üstadımız Sayın Ata Terzibaşı’ya bırakılması da uygun ve yerinde olmuştur. Zaten işin başından beri bu işleri görüş ve bilgileri yönlendiren Terzibaşı, bu millî hizmetin başında bulunmuş ve yanlışlık yapılmaması için sürekli Kerkük’te çalışan arkadaşları uyarmış ve yönlendirmiştir.

Köprünün iki tarafına birer kapı yapılması isteğine biz doğrusu sıcak bakmamıştık. Çünkü orijinalinde böyle bir kapı yoktu. Ayrıca bu kapı ne işe yarar diye Yüklenici Firma’nın sorumlusu İnşaat Mühendisi Ercan Edip Şakir’e bu husustaki fikirlerimizi söyledik. Ancak resmi işverenin böyle bir talebi olduğu ve bunda ısrar ettikleri anlaşıldı. Ayrıca köprü aydınlatma elemanları da tarihî dokuya uyumlu biçimde seçildi. Sonuçta bu hayırlı hizmet için çalışan arkadaşlarımız ekip olarak manevî bir haz ile görevlerini tamamladı. Bu hususta ekibimizde gayretle çalışan ve danışman olarak görüşleri ile projenin bitmesini sağlayan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi mensubu hocalara, öğrencim olan Mimar Selim Sani Güngör’e ve İnşaat Mühendisi Selcen Gürbüz’e teşekkür etmek isterim.

Venedik Tüzüğüne uyularak, yeniden yapılan bu köprünün görülebilen uygun bir yerine:
“Bu köprü, 1875 tarihinde yapılan, ancak 2 Mart 1954 tarihinde yıktırılan eski taş köprünün yerine inşa edilmiş ve 11 Aralık 2011 tarihinde resmî açılışı yapılarak hizmete sunulmuştur” yazılı bir kitabe levhası da asılmalıdır

Tarihî ve manevî değeri yüksek olan Taş köprünün yıkılışından 57 yıl sonra yeniden ve eskisine benzer biçimde tekrar yapımına karar verilmesi, yapılan büyük bir haksızlığın giderilmesi, önemli bir kültür varlığının ortadan kaldırılarak suç işlendiğinin itirafı ve eskilerin deyimiyle iade-i itibar yapılarak Kerkük kentinden ve bu manevî mirasın sahibi olan kent halkından özür dilenmesi anlamına geldiği için büyük anlam taşımaktadır. Bu hususta rolü olan herkesi, bu kente gösterdikleri manevî saygıdan dolayı kucaklamak ve selamlamak gerekir.

Yeniden inşa edilen bu köprü, Kerkük’ün iki yakasına takılan bir altın gerdanlık mesabesindedir. Bu münasebetle Kerkük’te haksız yere yıktırılan ve kendi kaderine terk edilen tarihî Kale ve Kışla yapılarının da eski hâllerine döndürülerek, Kerkük halkının hatıralarına saygı gösterilmesini, kent halkı adına dile getirmek görevimiz olmalıdır.

-------------
Ata Terzibaşı, “Kerkük’ün Taş Köprüsü -1-”, Türkmeneli dergisi, yıl: 4, sayı: 47, Aralık 2011, s. 2-6.


Suphi SAATÇİ Yazarn dier yazlar (32)...

REFERANDUMDAN BETERİ VAR

Hits: 73

Referandum tarihine ramak kala, sinsi oyunlar oynanıyor. Birleşmiş Milletler’in Irak Temsilcisi…

Devam...

Türk Sivil Kuruluşların Ortak Basın Bildirisi: Tarihi UYARI

Hits: 69

İsrail hariç bütün dünya ülkelerinin muhalefetine ve Birleşmiş Milletlerin uyarılarına r…

Devam...

BARZANİ MİLYONLARCA TÜRKMENİ NEDEN BİR KAÇ BİN OLARAK GÖRMEKTEDİR?

Hits: 40

Kürt Bağımsızlık Referandumu 25 Eylül'de başta Kerkük olmak üzere TÜRKMENELİ'NİN diğer …

Devam...

SAKIN ALDANMAYIN: ESAS HEDEF KERKÜK’TÜR

Hits: 1721

İnadına Referandum... Dünyanın birçok yerinde başarılı referandumlar yapıldı ve bir kı…

Devam...

REFERANDUM KRİZİ ARTARAK DEVAM EDİYOR

Hits: 54

Kerkük başta olmak üzere Telafer hariç tüm Türkmeneli topraklarını içine alan ihtilaflı b…

Devam...

Sayın Cumhurbaşkanıma Açık Mektup

Hits: 359

Zatı-âlilerinizin malumları olduğu üzere Irak Türkleri, uzun yıllardan beri çeşitli haksız…

Devam...

BİLDİRİ: Türkmen Yüksek Koordinasyon Kurulu Toplandı

Hits: 76

Türkmen Yüksek Koordinasyon Kurulu Bu akşam 17 Eylül 2017’de 12nci Toplantısını gerçekle…

Devam...

Eyüp'te "Kerkük Türkmenlerine Sahip Çık" Mitingi Düzenlendi...

Hits: 34

Alperen Ocakları ve bazı Türkmen derneklerinin katılımıyla, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin…

Devam...

Sivas’ta ’Kerkük’ yürüyüşü

Hits: 42

Sivas'ta Alperen Ocakları İl Başkanlığı tarafından Irak'ın Kerkük kentinde yapılacak ba…

Devam...

Beyazıt Meydanı'nda 'Kerkük' eylemi

Hits: 45

YAZMilliyetçi Hareket Partisi (MHP) Fatih İlçe teşkilatı Beyazıt Meydanı'nda eylem yaptı. "K…

Devam...

Yazarn ok okunan

Irak ve Suriye’de İstikrar Sağlanmadıkça…

Hits: 19380

Güney komşumuz Irak, 2003 yılı işgalinden sonra, ne yazık ki hâlâ istikrar ve barış ortam…

Devam...

Kerkük’te Bayrak Zorbalığı

Hits: 17522

Osmanlı Devleti’nin idarî taksimatında Irak üç eyaletten oluşuyordu: Bağdat, Basra ve Musul…

Devam...

Kerkük Katliamı ve Türkmenlerin Bitmeyen Çilesi

Hits: 10867

Bugünkü Irak toprakları Osmanlı döneminde Bağdat, Basra ve Musul adları ile tanınan üç eya…

Devam...

Erbilli Sanatçı Yunus Hattat Demirci

Hits: 4142

Türkmen kültürü ve sanatının Irak’taki önemli merkezlerinden biri olan Erbil, tarih boyunca…

Devam...

Kardaşlık 18 Yaşında

Hits: 3622

Ocak 1999 da yayın hayatına başlayan Kardaşlık 69. sayısı ile siz değerli okuyucularına bir…

Devam...