1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son gncelleme: 2018-06-21
Facebook Twitter Youtube

Türkmen Dağarcığı: Kerkük’ün Altın Gerdanlığı - Taşkِprü

DİRİLİŞTEN DİRENİŞE KERKÜK

Suphi SAATÇİ


Şehirlerin kimlikleri de tıpkı insanlar gibidir. İnsanlar gِrünüşleri, ses tonları gibi ِzelliklerle tanınırlar. Fiziksel gِrünüşleri ile insanlar birbirinden nasıl ayırt ediliyorsa, şehirler de fiziksel kuruluşları, geleneksel dokuları, anıtları, yolları, çarşıları, evleri ve sokakları ile tanınırlar. Kaleler, burçlar, kuleler, camiler, medreseler, hanlar, saraylar, kِprüler, nehirler, meydanlar ve benzeri objeler, şehirlerin kimlikleri ile bütünleşir. Bِylece kimi şehirlerin sahip olduğu tarihî anıtlar, adeta o şehrin bir simgesi haline gelir.

Bazı şehirler bazen bir kale veya bir cami gibi ِnemli simgeleri ile tanınmıştır. Bazı şehirler ise birkaç simge ile ün kazanmıştır. Roma ve İstanbul gibi büyük metropollerde, birden fazla simgelerle karşılaşmak mümkündür. Roma’da Collezium, Sen Pietro gibi yapılar ِne çıkmıştır. Eski dünyanın en ِnemli merkezi olan ve büyük uygarlıklara beşiklik eden İstanbul’un çok fazla simgesi vardır. Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlığının anılarını yaşatan bu simgeler, büyük değerler taşır.

İstanbul’da Osmanlı ِncesi yapılar arasında şehir surları ve bu sur üzerinde yer alan kapılar ilgi çeker. Edirnekapı, Topkapı, Silivrikapı ve Mevlanakapı gibi yapılar İstanbul’un kimliğini yansıtırlar. Ayasofya, Galata Kulesi ile Osmanlı dِnemi yapıları olan Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve Sultanahmet camileri, Kapalıçarşı ve 20. yüzyıl yapısı Boğaziçi Kِprüsü, İstanbul’un başlıca simgeleri arasında yer alan yapıtlardır. Konya’da Alaettin Tepesi, Mevlana Dergâhı, Ankara’da Hacı Bayram Veli Camisi, Musul’da Ulu Cami minaresi (Minaretü’l-Hadba’), Şam’da Emevî Camisi, Hamidiye Çarşısı, Halep’te Kale, çarşı ve benzeri yapılar o kentlerin simgelerini oluşturur. Kerkük ile Erbil arasında kalan ve Zap suyu üzerinde olan Altunkِprü de, tarihe nam salmış eski gِrkemli kِprüsü ile müsemma olmuş bir Türkmen kasabasıdır.

Kerkük kenti de kendine ِzgü simgeleri ile şِhret olmuş bir kadîm beldedir. Ortaçağdan ِnce var olmasına rağmen, 18. yılın sonlarına kadar kale içine hapsedilmiştir. O tarihe kadar bizzat kalesi ile ilgi çeken ve bِlgede en çok Erbil’e benzeyen ِnemli bir yerleşmedir. 16. yüzyılda Hasa suyunun kenarında heybetli kalesi ile var olan Kerkük’te, kale dışında İmam Kasım makamının küçük bir yerleşme çekirdeği olarak varlığını biliyoruz. Ayrıca kalenin yarım mil ِtesinde ve Hasa suyunun diğer tarafında Korya’nın, tıpkı Tisin kِyü gibi küçük bir yerleşme olduğu tarihî belgelerle saptanmıştır. Daha sonraki tarihlerde bu iki yerleşme de Kerkük kentinin yerleşme dokusu ile bütünleşmişlerdir.

Korya yakası ile Hasa suyu arasında bir kilometre kadar mesafe olduğu, bu sahanın eskiden mezarlık olarak kullanıldığı, gezginlerin seyahatnamelerinde mukayyettir. Daha sonra bu alan yerleşim sahası olarak kullanılmış ve bِylece şehrin iki yakası da Hasa suyuna dayanmıştır. Adından da anlaşıldığı gibi Hass-ı Hümayun, yani devlet malı olan Hasa suyu ile Korya semtinde çokça resmî devlet binaları yapılmıştır. Nitekim hükümet sarayı, kışla, belediye binası, rüştiye ve sanayi mektepleri gibi bilumum kamu yapıları, arazileri hep devlet malı olan Korya semtinde inşa edilmişlerdir.

İki yakanın birbirine yaklaşması, nüfusun ve ticaretin artması sonucu, ِzellikle en çok kışın ve bahar aylarında meydana gelen sel taşkınları yüzünden, şehrin iki yakası arasındaki irtibatın kesilmesi, hem kamunun, hem de ِzel sektِrdeki iş ve ticaret işlerinin geniş çapta aksamasına yol açmıştır. Bu bakımdan Kerkük kentinin tarihinde ilk kez bir kِprü yapılması gündeme gelmiştir. Kِprünün yapılışına dair latif bir hikâyenin varlığından, kültür ve edebiyat araştırmacımız olan Av. Ata Terzibaşı’nın, 20 Ocak 1959 tarihli sayıdan başlamak üzere Beşir gazetesinde 3 bِlüm hâlinde çıkan yazısından ِğreniyoruz. Taşkِprünün yeniden inşası münasebetiyle Terzibaşı, bu yazıyı geliştirip, yeni bulgular da ekleyerek daha kapsamlı hâle getirmiş ve bu yazının birinci bِlümünü Türkmeneli dergisinde yayımlamıştır. Hem tarihî, hem de edebî kıymeti ve ehemmiyetine binaen bu yazının, ikinci bِlümü ile birlikte tamamı, elinizdeki Kardaşlık dergisinin sayfalarında yer almıştır.

Eski Eserlerin Yeniden Yapımı
Yıktırılan ve ortadan kaldırılan tarihî ve kültürel değeri olan bir eserin yeniden yapımında dikkat edilmesi gereken hususlar da vardır. Genel Restorasyon Tekniklerinde konulan bilimsel kriterler (kıstaslar, ِlçütler) gِz ardı edilmemelidir. Bu konuda yapılan tanım ve Venedik Tüzüğü’nün saptadığı ilkeler de çiğnenmemelidir.

Genel restorasyon teknikleri içinde Yeniden Yapım (Rekonstrüksiyon) hususundaki tanımlara ve Venedik Tüzüğünün konuyla ilgili ilkelerine gِz atmakta yarar vardır.

Yeniden Yapım, tümüyle yıkılmış, yok olmuş, ya da çok harap durumda olan bir kültür varlığının veya sitin elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması anlamına gelmektedir.

Bu ancak ِzel durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı kültür varlığının tarihi dokusuna, ِzgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir kopya, tarihi yapının kütle ve mekânlarını ancak biçimsel olarak canlandırabilir, kültür varlığının yerini alamaz.

Yeniden yapım ancak çok ِnemli ve zorunlu hâllerde uygulanabilir. Özellikle yıktırılan yapının çok ِnemli ve simgesel bir değeri varsa veya halkın belleğinde çok derin anılarla yer etmişse tekrar inşa edilebilir. Mesela İtalya’nın Venedik kentindeki San Marco meydanındaki tarihî saat kulesi 1902 yılında malzeme yorgunluğu sebebiyle yıkılmıştı. Meydanın en ِnemli simgesi olan bu kulenin yıkılması halkın büyük bir üzüntü yaşamasına yol açmıştır. Çünkü halkın her zaman buluşma ve kavuşma noktası olduğu için bu kule meydanın ayrılmaz bir parçası idi. Bu yüzden aynı malzeme ve aynı biçimde tekrar inşa edilmiştir. Bunun gibi Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin tıpkısı ve benzeri, ulu ِnderin anısını yaşatmak için, Ankara’da yapılmış ve halkın gezmesi için sergilenmişti.

Kerkük’teki taş kِprü de binlerce insanın hatıralarında yer alan ve iki yakanın kavuşmasına olanak sağlayan ve adeta iki yakada yaşayan insanların gِnüllerini birleştiren dostluk bağının bir simgesi idi. Hem de halkın türkülerine ve manilerine giren bir kimliği vardı. Hem de her ailenin bu kِprünün yapımında katkısı olduğundan dolayı bu kِprü kamu malı sayılan ulusal bir anıt niteliğinde idi. Bu bakımdan yapılan kِprü yeni ve tarihî bir eser değildir. Ancak halkın gِnlünü alan sembolik bir yapı olarak kenti süsleyecek, anısı ve hikâyesi gelecek kuşaklara taşınacaktır.

Bu nedenle yeniden yapımda doğru ve yeterli bir restitüsyon (yeniden tasarımlama) araştırması ve buna dayalı restitüsyon projesinin temel alınması gerekir. Ayrıca gelecek kuşaklar açısından yapının yeniden yapıldığı tarih de (rekonstrüksüyon tarihi) cephesindeki bir plaket üzerinde belirlenmelidir..

Demokratik ve uygar ülkelerin de onay ve kabulünü alan ve Türkiye dâhil birçok ülkenin imzaladığı Venedik Tüzüğü (Mayıs 1964) yaptığı tanımlarla kültürel varlıkların korunması ve yaşatılması hususunda uluslar arası standartlar getirmiştir. Bu tüzüğe gِre:

Tarihî kültür varlığı kavramı sadece bir mimari eseri içine almaz, bunun yanında belli bir uygarlığın, ِnemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşmeyi de kapsar. (Madde 1)

Kültür varlığının korunması ve onarımı için, mimari mirasın incelenmesine ve korunmasına yardımcı olabilecek bütün bilim ve tekniklerden yararlanılmalıdır. (Madde 2)

Kültür varlığının korunmasında ve onarılmasındaki amaç, onları bir sanat eseri olduğu kadar, bir tarihi belge olarak da korumaktır. (Madde 3)

Kültür varlığının korunması, her zaman onları herhangi bir yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaştırılabilir. Bunun için bu tür bir kullanma arzu edilir, fakat bu nedenle yapının planı, ya da bezemeleri değiştirilmemelidir. Ancak bu sınırlar içinde yeni işlevin gerektirdiği değişiklikler tasarlanabilir ve buna izin verilebilir. (Madde 5)

Bir kültür varlığı tanıklık ettiği tarihin ve içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır. (Madde 7)

Geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inşa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmış herhangi çağdaş bir teknik kullanılarak kültür varlığı sağlamlaştırılabilir. (Madde 10)

Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması için, ِzgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir. (Madde 12)

Eklemelere, ancak yapının ilgi çekici bِlümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağıntısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir. (Madde 13)

Eski Kِprü Yeniden İnşa Edilirken
Kerkük’te 1875 yılında inşa edilen Taşkِprü, halkın millî ve manevî bir varlığı kabul edilmiştir. Özellikle imece usulü ile yapılan kِprüde, herkesin alın teri ve emeği vardır. İlk yapıldığı zaman kِprü 16 gِzden oluşmakta idi. Ancak Birinci Dünya Savaşından ِnce bir gِzü kapatılmıştır. Daha sonraki yıllarda da şiddetli yağmurlar sonucu sel taşkınları olmuş, su seviyesi kِprünün üstüne çıkarak, çevredeki bina ve evlerin bodrum katlarını su basmıştır. Çay mahallesinde olan evimizin zerzemi (serdab, bodrum katı) denilen bodrum katını meydana gelen feyezan sonucu su bastığını, hatta 7-8 yaşlarında iken, bu suları kovalara doldurarak dışarı atmak için bütün ev halkı ile birlikte çalıştığımı da hatırlıyorum.

Bilindiği üzere eski taş kِprü geleneksel yapım teknolojisi olan kâgir (kârgir) yığma biçimde inşa edilmiştir. Eski kِprü inşaatlarında ayrıca suyun menba‘ tarafına sel yaranlar inşa edilirdi. Mansap tarafına ise sel yarana ihtiyaç duyulmazdı. Fakat her nedense Kerkük’teki taş kِprünün menba‘ tarafına sel yaranlar eklenmemiştir. Belki de Hasa suyunun sürekli akan bir ırmak olmamasından dolayı, sel yaranlar düşünülmemiştir. Statik biliminde uzman arkadaşlarla da yaptığımız istişarede, Kerkük’teki Taşkِprü’nün sel yaranları olsaydı, birkaç kez meydana gelen sel baskınlarında kِprünün bir veya iki gِzünün yıkılmasının mümkün olmayacağı yolunda gِrüşler ortaya çıkmıştır.

Kِprünün yeniden inşaatı işini alan yüklenici (müteahhit) Süreyya Şirketi’nin yetkililerine de bu husustaki gِrüşlerimizi ifade ettik. Yani yeni yapılacak kِprüye “sel yaranlar da eklenirse, su baskınlarına karşı kِprünün mukavemet gücü daha da artar” denilmiştir. Ancak kِprünün konstrüksiyonu (yapının taşıyıcı sistemi) betonarme olduğu için bir tehlikenin sِz konusu olmayacağı gِrüşü ortaya çıktı.

Önceleri 16, daha sonraları ise 14 gِze düşen kِprünün yıkılmasından sonra iki arasında kalan Hasa suyunun içi doldurulmuştur. Bunun sonucunda eski kِprünün yer aldığı bِlümde, iki yakanın birbirine olan mesafesi daha da kısalmıştır. Bu yüzden kِprüyü tekrar 16 gِzlü yapmak için sivri kemerli gِzleri daha da dar yapmak gerekir. Bu ise su taşkınları olursa yıkılma riskini gen iş çapta arttırır. Kِprü gِzlerinin sayısını azaltmak mecburiyeti bundan doğmuş ve sonuçta 12 gِz sayısında karar kılınmıştır. Hesaplar ve statik projeler buna gِre hazırlandı ve çizimler Yüklenici firma tarafından Yol ve Kِprü Müdürlüğü’ne iletildi. Kِprünün yüksekliği ve genişliği konusunda eski ِlçülere imkân dâhilinde sadık kalındı.

Eski taş kِprü kâgir, yani yığma taş üzeri sıva olarak yapılmıştı. Yeniden yapımda ise betonarme taşıyıcıya, taş dokusunda olan prekast kaplamalar giydirildi. Bِylece gِrünüşte taş dokunun ِn plana çıkması sağlandı. Modern inşaat teknolojilerinin akıl almaz boyutta gelişmesi sonucu, her türlü taş dokuyu yansıtan imitasyon prekast yapımları yaygınlaşmıştır. Özellikle Almanya bu alanda çok ilerlemiştir. Taş kaplama dokusu konusunda seçim yaparken, katalogda yer alan ِrneklerden seçme işinin, değerli üstadımız Sayın Ata Terzibaşı’ya bırakılması da uygun ve yerinde olmuştur. Zaten işin başından beri bu işleri gِrüş ve bilgileri yِnlendiren Terzibaşı, bu millî hizmetin başında bulunmuş ve yanlışlık yapılmaması için sürekli Kerkük’te çalışan arkadaşları uyarmış ve yِnlendirmiştir.

Kِprünün iki tarafına birer kapı yapılması isteğine biz doğrusu sıcak bakmamıştık. Çünkü orijinalinde bِyle bir kapı yoktu. Ayrıca bu kapı ne işe yarar diye Yüklenici Firma’nın sorumlusu İnşaat Mühendisi Ercan Edip Şakir’e bu husustaki fikirlerimizi sِyledik. Ancak resmi işverenin bِyle bir talebi olduğu ve bunda ısrar ettikleri anlaşıldı. Ayrıca kِprü aydınlatma elemanları da tarihî dokuya uyumlu biçimde seçildi. Sonuçta bu hayırlı hizmet için çalışan arkadaşlarımız ekip olarak manevî bir haz ile gِrevlerini tamamladı. Bu hususta ekibimizde gayretle çalışan ve danışman olarak gِrüşleri ile projenin bitmesini sağlayan Mimar Sinan Güzel Sanatlar ـniversitesi mensubu hocalara, ِğrencim olan Mimar Selim Sani Güngِr’e ve İnşaat Mühendisi Selcen Gürbüz’e teşekkür etmek isterim.

Venedik Tüzüğüne uyularak, yeniden yapılan bu kِprünün gِrülebilen uygun bir yerine:
“Bu kِprü, 1875 tarihinde yapılan, ancak 2 Mart 1954 tarihinde yıktırılan eski taş kِprünün yerine inşa edilmiş ve 11 Aralık 2011 tarihinde resmî açılışı yapılarak hizmete sunulmuştur” yazılı bir kitabe levhası da asılmalıdır

Tarihî ve manevî değeri yüksek olan Taş kِprünün yıkılışından 57 yıl sonra yeniden ve eskisine benzer biçimde tekrar yapımına karar verilmesi, yapılan büyük bir haksızlığın giderilmesi, ِnemli bir kültür varlığının ortadan kaldırılarak suç işlendiğinin itirafı ve eskilerin deyimiyle iade-i itibar yapılarak Kerkük kentinden ve bu manevî mirasın sahibi olan kent halkından ِzür dilenmesi anlamına geldiği için büyük anlam taşımaktadır. Bu hususta rolü olan herkesi, bu kente gِsterdikleri manevî saygıdan dolayı kucaklamak ve selamlamak gerekir.

Yeniden inşa edilen bu kِprü, Kerkük’ün iki yakasına takılan bir altın gerdanlık mesabesindedir. Bu münasebetle Kerkük’te haksız yere yıktırılan ve kendi kaderine terk edilen tarihî Kale ve Kışla yapılarının da eski hâllerine dِndürülerek, Kerkük halkının hatıralarına saygı gِsterilmesini, kent halkı adına dile getirmek gِrevimiz olmalıdır.

-------------
Ata Terzibaşı, “Kerkük’ün Taş Kِprüsü -1-”, Türkmeneli dergisi, yıl: 4, sayı: 47, Aralık 2011, s. 2-6.


Suphi SAATÇİ Yazarn dier yazlar (34)...

ITC Başkanı Erşet Salihi Türkmen Halkını Kutladı

Hits: 14

Türkmenler, "Anayasa Mahkemesinin seçim sonuçlarının elle sayılması kararını doğru bulmas…

Devam...

Türkmenlerin Demokratik Zaferi

Hits: 30

Dünyanın bir çarpışma alanı olduğunu kabul etmek ve ona göre sürekli çarpışmaya hazır b…

Devam...

DİRİLİŞTEN DİRENİŞE KERKÜK

Hits: 63

¨Hayırlı¨ Referandum ¨Öfkeyle kalkan zararla oturur¨, ¨Yanlış hesap Bağdat’tan döner…

Devam...

Türkmeneli dergi 124

Hits: 8

Devam...

BİZE GÖRE: 1960 Ruhu

Hits: 85

Aslında her şey bir kıvılcımla başladı. Yıl 1957, yani yeni bir Irak’ta yaşamaya başlaya…

Devam...

IRAK TÜRKMEN SOSYOLOJİSİNE DOĞRU

Hits: 49

Toplumları tanımak, onlar hakkında toplu, genelleyici bilgiler edinmek ve toplumların geleceğin…

Devam...

IRAK SEÇİMLERİ VE MAVİ BAYRAK DİRENİŞİ

Hits: 44

Irak’ta 12 Mayıs’ta yapılan seçimlere şaibeler karıştırıldığı gerekçesiyle tartışm…

Devam...

Kardaşlık 78

Hits: 11

Devam...

Tuzhurmatu’da Türkmenlere saldırı

Hits: 58

Selahaddin iline bağlı Türkmen Tuzhurmatu ilçesinde acil müdahale ekiplerinin şehir pazarında…

Devam...

Kerkük'te Kadir Gecesi

Hits: 43

Kent merkezindeki Aden Caddesi'nde bulunan Tahsin Sorani Camisi'ni dolduran Müslümanlar, kılınan…

Devam...

Yazarn ok okunan

Irak ve Suriye’de İstikrar Sağlanmadıkça…

Hits: 27188

Güney komşumuz Irak, 2003 yılı işgalinden sonra, ne yazık ki hâlâ istikrar ve barış ortam…

Devam...

Kerkük Katliamı ve Türkmenlerin Bitmeyen Çilesi

Hits: 26540

Bugünkü Irak toprakları Osmanlı dِneminde Bağdat, Basra ve Musul adları ile tanınan üç eya…

Devam...

Kerkük’te Bayrak Zorbalığı

Hits: 24956

Osmanlı Devleti’nin idarî taksimatında Irak üç eyaletten oluşuyordu: Bağdat, Basra ve Musul…

Devam...

Erbilli Sanatçı Yunus Hattat Demirci

Hits: 4785

Türkmen kültürü ve sanatının Irak’taki ِnemli merkezlerinden biri olan Erbil, tarih boyunca…

Devam...

Türkmen Dağarcığı: Kerkük’ün Altın Gerdanlığı - Taşkِprü

Hits: 4061

Şehirlerin kimlikleri de tıpkı insanlar gibidir. İnsanlar gِrünüşleri, ses tonları gibi …

Devam...