1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer
Son gncelleme: 2018-02-19
Facebook Twitter Youtube

TـRKİYE İLE İRAN ARASINDA KALAN TـRKMENLER

Abdulselam Bayraktar ve Milli Rota

Mahir Nakip

"Mahdi Sadun Bayatlı´ya"

Tarihten Yapraklar
Farslar, Ortadoğu’nun en eski medeniyetlerini kuran milletlerin başında gelir. Bِlgede en azından 2500 yıllık bir tarihleri var. İslam’dan ِnce bugünkü Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Güney Kazakistan, Afganistan, Tacikistan, Pakistan, Kafkaslar, Irak, Suriye, Güney Türkiye ve Arabistan’ın bir kısmına hakim olmuşlardır. Bu coğrafya için Büyük İskender’le savaşmışlardır. Mecusilik veya Zerdüştlük, Farslara has bir din olup, ateşe tapma dinidir. Farsça yeni gün anlamına gelen Nevruz da bu dinin bir bayramı iken diğer milletlere yayılmıştır. Kِklü bir müzik, edebiyat ve mimarlık kültürüne sahip olduklarını kaynaklar gِsterir. Büyük ِlçüde Hz. Ömer zamanında Kadisiye Savaşından sonra Müslümanlaşan Farslar, bir taraftan milli kültürlerine sadık kalmışlar diğer taraftan da İslam kültürüne çok değerler katmışlardır. Bu dِnemden sonra yetişen Fiedevsi Gaznelilerden ve Ömer Hayyam da Selçuklulardan ilgi gِrmüştür. 1500’lü yıllarda yetiştirdikleri Hafız Şirazi dünyanın sayılı şairleri arasında yer alır. Ayrıca aralarında Seyid Şerif Cürcanî, Fahreddin Razî, Ömer Nesefi gibi âlimler; İmam Gazalî, İbni Mukaffa, Abdülkadir Geylanî gibi mutasavvıflar; İmam Ebu Hanife, Davud el-İsfehani gibi fıkıh bilginleri; Taberî, Beyhakî gibi tarihçiler; Nizamülmülk, Celaleddin Devvanî gibi siyaset bilimcileri; Molla Camî, Feridüddin Attar gibi şair ve hadis derleyicileri Farstır. Bunların hiç birisi Şii değildir.

Diğer taraftan asker bir millet olan Türkler Hun ve Gِktürk İmparatorluklarını kurarak Farslara komşu olmuşlar ama birbirleriyle hiç çatışmamışlar. Emeviler zamanında Kuteybe Bin Müslim Orta Asya’ya sefer etmiş, düzenli ordularla karşılaşmamış ve geniş bir coğrafyayı fethedebilmiştir. Baykent (zengin şehir)’e giren Kuteybe, şehri yağmalamış ve birçok insanı kılıçtan geçirmiştir. Türkler nezdinde iyi iz bırakmayan Emevilerin, Türklerin Müslümanlaşmasını sağlamada başarılı oldukları sِylenemez. Halbuki Türkler İslam’ın üç temel inancını paylaşan bir milletti: Gِktanrı, ِlümden sonra dirilme ve savaş (cihat).

Abbasi Devleti kurulduktan sonra Fars ve Türk aydınları Bağdat’ta boy gِstermeye başlar. Çinlilere karşı Savaş açmak isteyen bir Türk devleti olan Karluklar, Abbasilerde yardım ister. 751 yılında Abbasiler Karluklara yardım gِndererek bugünkü Kırgızistan ve Kazakistan sınırı üzerine bulunan Talas nehri civarlarında Çin ordusunu yenerler. Bu sayede Müslümanlarla Türkler arasında yakınlaşma başlar. Araplar, o tarihten sonra Orta Asya sahnesinden çekilmişlerdir. Karahanlı Devleti Hakanı Satuk Buğra Han 932 yılında resmen devlet dininin Müslümanlık olduğunu kabul edince Türk halkı da İslam dinini benimsemeye başlar. Yani Türkler İslamiyet’i kılıç zoruyla değil, isteyerek benimsemiştir.

Konar-gِçer olan Türkler, İslamiyet’i kabul ederek yerleşik düzene geçmeye başlar ve o tarihlerde zaten Müslüman olan Farslarla Semerkant, Buhara ve Hive VS. gibi şehirlerde kaynaşırlar. İslam’ın ibadete dair terminolojisini de Farslardan ِğrenirler. Nitekim, namaz, abdest, oruç vs. gibi ibadete dair kelimelerin hepsinin Farsça olmasının sebebi de buradan gelmektedir. 11. ve 14. yüzyıllar arasında Orta Asya'nın bir bِlümünü ve Orta Doğu'yu yine Müslüman bir Türk devleti olan ve Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçuklular yِnetir. 1055 yılında Bağdat’a giren Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Şehri Şii Büveyhoğullarından kurtarır ve Abbasi Halifesi Kaim’in yanında yer alır. Irak’a daha ِnce yerleşmeye başlayan Türkler bu tarihten sonra daha yoğun bir şekilde Irak coğrafyasına akın etmeye başlarlar. Takriben 300 yıl hüküm süren Selçuklularda ordu dili Türkçe iken son dِnemlerinde saray dili Farsça olmuştur.

Türkler ve Tasavvuf
Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra tasavvufa çok ilgi gِstermişlerdir. 1093-1166 yılları arasında bugün Kazakistan’ın güneyinde yer alan Yesi şehrinde yaşayan Ahmet Yesevi Hazretleri ilk Türk mutasavvıfı sayılır. Vefatından sonra kurulan Yesevilik Tarikatı, Bektaşilik ve Safevilik gibi bir çok tarikatı etkilemiştir denilebilir. 1209-1271 yılları arasında yaşayan Hacı Bektaşı Veli’den sonra Anadolu’da yaygınlaşan Bektaşiliğin devamında 1252-1334 yılları arasında bugünkü Güney Azerbaycan’da bulunan Erdebil şehrinde Safyüddin İshaki yaşamış ve kendisinden sonra da Safevilik tarikatı yayılmıştır. Her iki mutasavvıf da bugünkü anlamda Şiilikten çok Sünniliğe yakındır. Onlar Allah rızası için birer dergâh açıp insanları hak yoluna irşad eden ermiş kişiler olarak gِrülebilirler. Yani bunlara ¨mezhepler üstü insanlar¨ denilse yanlış olmaz. Her ikisinde de ortak yِn ehl-i beyt sevgisinin olmasıdır ki zaten günümüze kadar da bütün Türk topluluklarında bu sevgi mevcuttur. Zaten kendisinden sonra bütün tasavvuf erbabına rehber olan Ahmet Yesevi’nin de sِylemleri hep Allah’ta insan sevgisi, hoşgِrü, dürüstlük, ilahi aşk, nefisle mücadele gibi yüce erdemlik değerlerini saf ve yeni İslam’ı kabul etmiş sıradan insanlara anlatmak ve benimsetmek olmuştur.

Bektaşilik, 1299 yılında Anadolu’nun Sِğüt şehrinde kurulan ve Oğuzların Kayı boyuna mensup Osmanlı Devletinin ocağı olmuştur. Safevilik ise, Safyüddin İshaki’nin 8. koldan torunu olan Şah İsmail tarafından 1501’de Tebriz’de kurulan Safevi Türk Devletinin ocağı olmuştur. Bektaşi Tekkelerinde yetişen alperenler Osmanlının askerlerini oluştururken, Kızılbaşlar da Safevi Tekkelerinde yetişen dervişler de Safevi Devletinin askerlerini oluşturmuşlardır. Yani aynı kaynaktan beslenen iki devlet farklı tarih ve yerde kurulmuş; sonra da karşı karşıya gelmiştir. Tarihin cilvesi bu olsa gerek.

Bu noktada Kızılbaşlığı iyi anlamak gerekmektedir. Aslında Kızılbaşlık, Türklere has, basit bir inanç sistemi olup, Şamanlıkla yoğurulmuş bir yaşama tarzıdır. Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar Safeviye tarikatının şeyhi iken On iki imam inancını benimser. Ancak bu inanç bugünkü anlamda Şiilik demek değildir. Safevi Tarikatına mensup olanları diğerlerinden ayırmak için dervişlerinin başlarına, içinde on iki kırmızı çizgisi olan bir bِrk giydirir. Bu dervişlerin adı Kızılbaşlar olarak bilinir. Kısa zamanda Güney Azerbaycan ve Güney Doğu Anadolu’da yayılmaya başlar. Şah İsmail, devletini kurduğunda maiyeti, taraftarları ve askerleri hep Kızılbaşlardan oluşmuştur. Şah İsmail, Kızılbaşlığın Osmanlı’nın güçlü dini yapısı karşısında zayıf kaldığının farkında idi. Osmanoğulları’na karşı farklı ve güçlü bir dinî istikamet oluşturma maksadıyla Şiileştirme hareketini başlatır. İşe ِnce Kızılbaş Türkmenleri Şiileştirmekle başlar, büyük bir direnişle karşılaşınca kaba kuvvete başvurur ve binlerce Kızılbaşı ِldürür. Kabul etmeyenlerin çoğu Anadolu’ya gِç eder. Bugün Erzincan-Sivas hattı üzerinde yaşayan Alevilerin çoğu bu Kızılbaşlardan oluşmaktadır. Sonra sıra Sünni Farslara gelir. Onlara daha ağır müeyyideler uygulayarak Sünniliği bırakıp, Şiilik mezhebine girmeye zorlanırlar. Bu Şiileştirme eylemi Şah Abbas zamanında da devam eder.

Onun içindir ki bugün ne Kuzey ne de Güney Azerbaycan’da Kızılbaş, Alevi ya da Bektaşi var, ne de İran sınırları içerisinde Sünni Fars vardır. (Not: İran’da sayıları 2-2.5 milyon kadar olan Sünni Türkmen var). Tacikistan gibi uzak bِlgelerde Farslar’ın coğrafyası Safevi hakimiyetinde olmadığı için Sünni kalabilmişlerdir. Ezcümle Farsları Şiileştiren Türk Safevilerdir. Bu tarihî gerçeği her Türk ve Fars bilmelidir.

Irak’a Türklerin, Safevi Devletinin kuruluşundan takriben 500 yıl ِnce yerleşmeye başladığını biliyoruz. Ancak Safevi Devletinin kuruluşundan sonra yoğun bir akın olduğu da bir gerçektir. Her iki dِnemde de yerleşen Türkmenler Oğuz boylarından Kayı ve Bayat boyuna mensup Türklerdir. Şah İsmail dِneminden başlayarak torunu Şah Tahmasb zamanına kadar bugünkü Güney Azerbaycan’dan Irak’a gِç edenlerin hepsi Kızılbaş’tır. Bu Kızılbaşlar içerisinde Şiiliği reddeden Türkmenler elbet bulunmaktadır. Nitekim Kanuni Sultan Süleyman (Tahmasb’ın çağdaşı) 1534 yılında Irakayn (Bağdat) seferi dِnüşünde bugün Kerkük’ün bir bucağı olan Leylan’da çadır kurar ve Kerkük Tahrir Defterini hazırlatır. Bu defterde kayıtlı erkek isimlerine bakarsak Türkmenlerin çoğunun Kızılbaş olduklarını rahatlıkla anlarız. Bu isimlerden birkaçı şِyledir: Hüseyinkulu, Pirkulu, Hankulu, İmamkulu, Şahkulu, Allahkulu, Alikulu, Seydikulu, Babakulu, Şahverdi, Mehdikulu, Mirkulu, Hasankulu, Pirverdi, Dedekulu, Haydarkulu, Şahverdi, Pirgeldi, Abbaskulu, Hızırkulu, Rızakulu.

Ne Kanuni Sultan Süleyman ne de Bağdat’ı yeniden fetheden IV. Murat, ne de sonraki Osmanlı Padişahları Kızılbaş Türkmenleri Sünnileştirmeye çalışmıştır. Bِylece 1500’lü yıllardan itibaren Kızılbaş olarak bugünkü Irak topraklarına yerleşen Türkmenler Osmanlı’nın idaresi altında kalarak hem Safevilerin zorla Şiileştirmelerinden kurtuldular hem de 1800’lü yılların ortalarına kadar Kızılbaşlıklarını koruyabildiler. Ama 1800’lü yıllarda giderek güç kaybeden Osmanlı Devleti kendi coğrafyası üzerindeki hakimiyeti artık zayıflar ve farklı bِlgelerden gelen Şii din adamları Irak coğrafyasındaki Kızılbaş Türkmenleri Şiileştirmeye başlar. Bugün hâlâ Tavuk, Tazehurmatu ve Telafer bِlgelerinde Bektaşi geleneğini sürdüren Türkmenler yaşamaktadır.

20. Asırdan Kalan Miras
Tarihçiler iyi bilirler ki Birinci Dünya Savaşından sonra Irak Şiileri İngilizler karşısında Osmanlıların yanında yer almıştır. Öyle ki, Irak′taki Şii alimler, Osmanlı-İran arasında bir kِprü olmuşlar, Şubat 1921 Necef toplantısında; "Şii-Sünni" ayrımını ِne çıkarmadan Osmanlı liderliğinde bir İslam birliği politikası izlenmesi kararını almışlardır. Necef’teki İttihat ve Terakki komitesinin ِncülük ettiği bu faaliyet, bِlgede nüfuz kurmaya çalışan İngilizleri tedirgin etmiş, hatta o dِnemde Şii alimlerin, Bağdat′ta büyük bir İslam konferansı düzenlemeleri girişimini engellemişlerdir. Necefli Şii âlimler cihat fetvalarıyla; hem Osmanlı′nın ilan ettiği cihada katıldıklarını bildirmişler, hem de bütün Şiileri "İngiliz ve Rus emperyalizmine karşı" ayaklanmaya çağırmışlardı.

Ancak Humeyni’nin ortaya attığı Vilayet-i Fakih müessesesi ِzellikle 1980 yılından sonra Arap Şiiliği ile Fars Şiiliği arasında farklılaşma doğurmuştur. Bu farklılaşma ciddi bir boyuta ulaşmakla birlikte İran Şiiliğinden yana bir eğilim gِstermiştir. Çünkü Arap ya da Irak Şiiliğinin İran’ın dışında destek alabileceği başka bir kaynağı olmamıştır. Onun için Irak Şiiliği, İran Şiiliğinin itaati altın girmiştir. Saddam’ın zulmünden kaçan Iraklı Şiilerin çoğunluğu İran’a sığınmışlardır. Bunların içinde bulunan Türkmen Şiiler, Türkiye’den yeteri kadar yüz gِrmedikleri için onlar da bu kervana katılmak zorunda kalmışlardır. Bugün Türkmenler arasında baş gِsteren mezhepçi ayrışımın temellerini yakın tarihin bu diliminde aramak gerekir.

Özellikle 2011 yılında ABD’nin resmi olarak Irak’tan çekilmesinden sonra İran, Irak’taki nüfuzunu iyice arttırdı. Buna mukabil Türkiye ise, Bağdat yِnetimi ile ilişkisini iyi yِnetememiş ve bu ilişki giderek bozulmaya doğru yüz tutmuştur. Türkiye insiyaki bir biçimde ـsame Nüceyfi’nin şahsında Sünni Araplarla ve Barzani’nin şahsında da Kürt Yِnetimi ile ilişki kurmayı tercih etmiştir. Halbuki ne Nüceyfi tek başına Sünni Arapları, ne de Barzani bütün Kürt yِnetimini temsil eder. Bu politikanın en büyük zararını Türkmenler gِrmüştür. Türkiye bu politikayı tercih ederken bu politikanın Türkmenlere zarar verebileceğini tahmin edememiştir. Bu zarar üç boyutlu olmuştur:
1. Türkmenler bir asır boyu zaten Sünni Arap yِnetimleri tarafından asimile edilmek istenmiştir. Bugün onlarla uyumlu çalışmaları mümkün değildir. Çünkü Türkmenlerin hem Şii kesiminin Sünni Araplarla bir araya gelmesi mümkün değil hem de milliyetçi tabiatlı olan Türkmenlerin kahir ekseriyeti Sünni Arapları ırkçı ve Saddam yanlısı olarak telakki eder.
2. Türkmenleri en çok gِrmezden gelen Kürt fraksiyonu ve Türkmenlerle ilişkisi en zayıf olduğu kesim KDP grubu yani Barzani’dir. Ayrıca Türkmenlerin büyük çoğunluğu KYB (yani Talabani)nin hâkim olduğu bِlgede yaşamaktadır.
3. Şii ağırlıklı olan Bağdat yِnetimi, Türkiye’nin Sünni Araplarla ve Kürt yِnetiminin belli bir kanadı ile ِzel ilişki kurmasını iyiye yormayarak faturayı Türkmenlere kesmiştir. Nitekim 2014 yılında kurulan İbadi Kabinesinde Türkmenlere hiç yer verilmemiştir.

Ara İstintaç
Bu hızlı tarihî panoramadan bugünkü meselelere ışık tutabilecek iki bulguya ulaşabiliriz.
1. Bektaşilik gibi Ehl-i Beyt sevgisini temel alan bir tarikatın kurduğu ocaklardan Osmanlı devleti doğdu; bu devlet müsamaha esasına dayandığı için devrinde hem Bektaşilik hem de topyekun (Alevilik dahil) diğer tasavvufî tarikatlar Anadolu’da yaşama şansı bulabilmiştir. Safevilik tarikatı üzerine kurulan Safevi Devleti ise kendi tebaası olan Kızılbaşları bile kılıçtan geçirmiş ve Şiileşerek hiç bir tasavvufi tarikatın coğrafyasında yaşamasına izin vermemiştir. Bu da yetmemiş, aslen Sünni olan Farsların da Şiileşmelerine sebep olmuştur.
2. Osmanlı Devleti, Sünni-Hanefi Mezhebini takip ederek, Anadolu’da, Irak’ta, Suriye’de ve Balkanlar’da yaşayan Türk halkının milli kimliğini korumuş; dolayısıyla Osmanlı bürokrasisinden doğan Türkiye Cumhuriyeti de Türk kimliği üzerine inşa edilmiş ve bugüne kadar bu kimliği koruyabilmiştir. Halbuki yine bir Türk Devleti olan Safeviler Şiiliği kabul ederken tebaası olan Türkleri ve Farsları Şiileştirerek hem milli devletini koruyamamış hem de kendi eliyle yarattığı Fars Şiiliğinin kurbanı olmuş ve sonuçta tarih sahnesinden silinmiştir. Arkasından (bugün nüfusları) 25 milyon civarında olan Azeri Türkünü İran topraklarında sahipsiz bir şekilde bırakmıştır. Bereket ki bugünkü Kuzey Azerbaycan 70 yıl Sovyetler hükmü altında kaldıktan sonra Şii mezhebinde kalmalarına rağmen Mehmet Emin Resulzade’nin 20. yüzyılın başlarında ortaya koyduğu Milli Türk kimliğini ihya edebilmiştir. Ebulfez Elçibey, Haydar Aliyev ve bugün de İlham Aliyev bu milli şuura sahip birer devlet adamıdır. Bu başkanların hepsi Türkiye ile ilişkiyi birinci mertebede tutmuş, İran’a olan münasebeti ile karşılıklı iyi ilişkilerden ِteye gِtürmemiştir. Çünkü İran, Ermenistan’ı Azerbaycan’a karşı her zaman (maalesef) kollamıştır.
3. Bir asır boyu Irak toplumunun bir parçası olan Türkmenler 2011 yılına kadar mücadelelerini mezhep üzerinden değil, kimlik ve milliyetçilik üzerinden verdi. Ancak, Irak’taki konjonktür ve Türkiye’nin takip ettiği yetersiz Irak politikası, Türkmenleri fikri ayrışmanın eşiğine getirmiştir. Bu, kasıtlı yapılmamış olabilir, ama Türkmenleri, Irak toplumundan soyutlamak mümkün olmadığından ve Türkiye’nin Irak politikası, İran politikasından daha güçlü ve müdahil olmadığından Türkmenleri bu noktaya getirmiştir. Bir de 2014 yılında DEAŞ’in Telafer, Emirli, Beşir gibi şehirlerini ele geçirdikten sonra İran tarafından desteklenen Haşed el-Şaabi içinde sadece Şii Türkmenlerin yer alması, Türkmenler arasındaki çatlağı büyütmüştür.

İran mı Türkiye mi?
İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu zaman Türkiye’de dindar, muhafazakâr ve hatta milliyetçi aydınlar sevinmişti. Çünkü Şah, Farsçı bir siyaset güderek Türkiye’yi aşıp Ortadoğu’da sِz sahibi olmak istiyordu. Sovyetlerin 1990’da çِkmesinden sonra 1992 yılında Dağlık Karabağ bِlgesi yüzünden Azerbaycan-Ermenistan savaşı patlak verdi. Rusya aşikâr bir şekilde Ermenistan’ı destekledi. 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir. Türkiye, soydaşı olan Azerbaycan’ın yanında dururken İran, Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Bu iyi ilişkiler günümüzde de devam etmektedir. Eğer İran gerçekten dünya Şiiliğinin hamisi olsaydı tarih boyunca on binlerce Müslümanı katleden Ermenistan’ın değil, mezhebi Şii olan Azerbaycan’ın yanında yer alırdı. Doğrusunu sِylemek gerekirse, Eğer Safeviliğin bir mirasçısı varsa o da Azerbaycan Devletidir. Gerçekten de Bakü’de Şah İsmail’in muhteşem bir heykeli dikilmiştir. Şah İsmail’in Hatai mahlası ile sِylediği Türkçe şiirler hemen hemen herkesin dilindedir; tarih kitaplarında da Azerbaycan Devletinin kurucusu olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki İran kendi topraklarında yaşayan 25 milyonu aşkın Azeri Türküne hiç bir milli ya da kendi dilinde eğitim ya da yayın yapma hakkı vermemiştir. Yani Türkmenlerin Irak’ta sahip oldukları hakların hiç birisi bugün İran’daki Türklere verilmemiştir.

İran, Saddam zamanında birçok Şii Türkmen’i milli kimliklerine itiraz etmeden barındırmıştır. Bu inkâr edilemez. Ama bu barınma izni, Türkmen oldukları için değil, Şii oldukları için ve Saddam’a karşı Iraklı Şiilerin oluşturdukları şemsiye altında oldukları sürece vermiştir. Dolayısıyla bu desteğin 2003 yılından sonra aynı şartlar altında devam etmesi doğaldır. Haşed el-Şaabi’nin kurulmasından sonra da verilen destek aynı şartlar altında olup, Emirli ve Beşir’in kurtarılmasını sağlamıştır. Yani, gِrünürde İran mezhepsel açıdan olaylara bakmakta ve dünya Şiiliğinin tek hamisi gِrevini üstlenmektedir. Halbuki durum gِründüğü gibi değildir. Çünkü bِyle olsaydı, Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ı desteklemesi gerekirdi. Yani günümüzde İran, her ne kadar Şiiliğin ِnderliğine soyunmuş gِrünse de, dile getirmediği ülküsü Farsçılık olup, tarihte kaybettiği coğrafyaya en azından nüfuzunu yaymaktır. Onun için yayılmacı olmayan tarihî Arap Şiiliğini yutmak istemektedir. Tabii ki Arap Şiiliğinin menşei de kuşkusuz Necef ve Kerbelâ olup, yayılmacı olmadığı gibi Arap milliyetçiliği de gütmez. Osmanlı’dan sonra kurulan Irak Hükümetleri içerisinde de hiç bir zaman ciddi bir rol alamamışlardır. Hele Saddam zamanında en çok mezalimi onlar gِrmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti ise, devlet yapısını tamamen milli kimlik üzerine kurmuştur. Dış politikasında ne din ve mezhep esas kabul edilmiş ne de soydaşlık ِn plana çıkarılmıştır. 1974 yılında Kıbrıs çıkarması, adada Türkler aleyhine oluşan darbeden ِtürü garantِrlük esasına gِre yapılmıştır. Aynı şekilde Kuzey Irak’ın Kandil Dağına terِr ِrgütü PKK’yı vurmak için hava harekatı düzenlemektedir. Bugün Suriye’ye girmesi de geçici amaçlı olup, milli güvenliğini tehdit eden bir durum doğduğu için yapılmıştır. Türkiye hiç bir ülkenin içişlerine karışmadığı gibi, başka ülkelerin aleyhine çalışan herhangi bir ِrgüte de destek vermemiştir. Sovyetler devrinde o coğrafyadaki Türkler hakkında hiçbir gizli planı olmamıştır. Bilakis, bir taraftan NATO’ya girerek kendini Sovyetler blokuna karşı korumaya almış, diğer taraftan da yayılmacı olmadığını gِstermek için başka ülkelerin topraklarında yaşayan soydaşlarını da ihmal etmiştir. Nitekim 1990’da Sovyetlerin çِküşünden sonra Irak Türklerinin, 2011 yılından sonra da Suriye Türklerinin Türkiye’de ِrgütlenmelerine izin vermiş ve dişe dokunmayacak kadar da destek çıkmıştır; ama bu destek hiç bir zaman ilgili ülkeye zarar vermemiştir. Belki de bugün Irak ve Suriye Türklerinin hak ettikleri yerlerde olmayışlarını, bu eksik ancak uluslararası hukuka uygun politikadan kaynaklanmaktadır denilebilir. Yani Türkiye Cumhuriyeti dış politikasında yayılmacı olmadığı gibi pasifliğe varacak derecede ¨yurtta sulh, cihanda sulh¨ ilkesine uymuş ve sadık kalmıştır.

1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddedilmesi Türkiye’ye zarar verdiği kadar Türkmenleri de zor durumda bırakmıştır. Mamafih Türkiye çeşitli destekleriyle bir şekilde Türkmenlerin yanında yer almıştır. Kurulan her kabinede bir Türkmen bakana yer verilmiştir. Ama İkinci Maliki Hükümetinde ilk defa olarak Irak Türkmen Cephesi’ne bir bakanlık tahsis edilmesinde Türkiye’nin de rolü olmuştur. Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve yِnetimi, Türkiye’de Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar düzeyinde gِrüşmeler yapma imkânı bulmuştur. ITC’nin dışında diğer parti ve listelerde yer alan Türkmen vekil ve bakanlar 2010 yıllarına kadar Türkiye’de ağırlanmış ve ilgi gِrmüşlerdir. 2011 yılında ABD kuvvetleri Irak’tan çekilince, İran’ın Irak’taki nüfuzu ciddi anlamda artmıştır. Bundan tedirgin olan Türkiye, Barzani ile bir taraftan, Sünnilerin temsilciliğine soyunan Nüceyfi ile diğer taraftan daha sıkı ilişkiler kurmaya başlamıştır. İşin manidar tarafı da Türkmenlerin Kürtler içerisinde Barzani grubu ile ve Araplar içerisinde Sünni olanları ile iyi ilişkiler içerisinde olmamasıdır. Çünkü genel olarak Kürt Peşmergeleri Türkmenlerin topraklarını ve şehirlerini kendi bِlgelerine katmaya çalışırken, bir asır boyu da Sünni Arap iktidarları topyekun Türkmenleri Araplaştırmaya çalışmıştır.

Türkmenler Nereye Meyletmeli?
Irak’ta Türkmenler 1534’te Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethinden sonra Osmanlı kültürünün bir parçası olmuştur. Bugün bile bütün Türkmeneli coğrafyasında yazı ve edebiyat dili İstanbul Türkçesi ve Latin alfabesi ile icra edilmektedir. Genel olarak Iraklı siyasetçiler de Türkmenleri çoğu zaman Türkiye’nin uzantısı olarak gِrmüştür. Ancak bugün Türkmenler ِyle bir noktaya gelmişler ki, kimisi İran düşmanlığı yaparak Irak’ta olup bitenlerin tamamını İran’a yüklerken, bir kesim de Türkiye’nin Türkmenlere sırtını dِndüğünü, onları yalnız bıraktığını DAEŞ’e karşı İran kadar onlara yardım etmediğini iddia etmektedir. Doğrusu bugün Türkmenler ِyle bir kavşağa gelmişler ki ya var olurlar ya da parçalara bِlünerek kısa bir süre içerisinde yok olup giderler. Eğer mezhep esasına gِre hareket ederlerse bu dağılma ve erime kaçınılmaz olacaktır. O zaman her Türkmen siyasetçisi, aydını ve hatta sıradan insanı şartlar ne olursa olsun ِnce Türkmenlik kimliği etrafında toplanmalıdır. Dolayısıyla kim Türkmenleri mezhep esasına gِre muamele etmek isterse ondan uzak durmak gerekiyor. Binaenaleyh bugün Türkmenleri parçalayabilecek üç siyasi akım vardır: Şiicilik, Selefilik ve onun sulandırılmış hali olan İhvancılıktır. Bunun da panzehri milliyetçiliktir.

İran’la Türkiye Ortadoğu’nun en güçlü iki devletidir. Çıkarları ne kadar çakışsa da birbirleriyle savaşmayacak kadar akıllıdırlar. Politika oluştururken kimse bu iki devleti ya da herhangi birisini yok sayamaz. Türkmenler, ne İran’ı düşman ilan ederek bu devleti suçlamalı ne de askeri yardım vermedi diye sırtını Türkiye’ye dِnüp onu dışlamalıdır. Türkmenler İran’ı, bِlgenin tartışılmaz iki gücünden biri, Irak’ta sِzü geçen bir devlet olarak gِrmelidir. Türkiye’yi de ¨soydaş¨ bir ülke; ondan güç ve ilham alınacak bir kaynak; kurum ve kuruluşlarıyla iş birliği yapılacak bir merkez olarak kabul edilmelidir.

Cahil siyaset tek yِnlü ve kısa vadelidir; akıllı siyaset çok yِnlü ve uzun vadelidir.

Mahir Nakip Yazarn dier yazlar (49)...

Ben Bir Oğuz Türkmenim

Hits: 9

Türkmeneli aslanları var olsun Türkmene tek yüce Allah yar olsun Toprağıma dikilen göz kör…

Devam...

IRAK SEÇİMLERİ VE TÜRKMENLER

Hits: 39

Saddam sonrası Irak ilk defa demokratik bir ortama kısmen de olsa kavuştu. Irak’ın genelinde e…

Devam...

Erşat Salihi: Kerkük'te PKK çeteleri dolaşıyor

Hits: 35

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Genel Başkanı Erşat Salihi son günlerde Türkmenlere karşı düzenl…

Devam...

Abdulselam Bayraktar ve Milli Rota

Hits: 17

Uzun yıllar oldu yazılar ile uğraşıyorum. Hiç kimseyi övnedim, çıkar uğruna hiç kimse iç…

Devam...

Türkmeneli Partisi Kerkük’te Panel Düzenledi

Hits: 33

Türkmeneli Partisinin Kerkük'teki il başkanlığında düzenlenen bilinçlendirme panelinde, tü…

Devam...

Telafer'e Dönüşler Başladı

Hits: 24

Irak'ta terör örgütü DEAŞ nedeniyle Musul'un Telafer ilçesinden kaçarak Kerkük'teki Yahyava …

Devam...

Kerkük'te Türkmen yönetici ve ailesine silahlı saldırı

Hits: 20

Irak Türkmen Cephesi'nin Bulava köyü büro sorumlusu ve ailesinin bulunduğu araca düzenlenen si…

Devam...

Türkiye ve Araplar

Hits: 39

Türkiye'de terörle arasında mesafe koymayan hdpnin kongresinde Filistin devletini temsilen bir ka…

Devam...

'Kerkük'te Türkmenleri öldürenlerin bilgileri elimizde'

Hits: 28

Irak Temsilciler Meclisi Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Zamili, "Kerkük'te Türkmenleri ö…

Devam...

Suikastlerin amacı Türkmen Cephesini yıpratmak

Hits: 52

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi Türkmenlerin Irak'ın parçalanmaması için verdiği…

Devam...

Yazarn ok okunan

Kerkük ـzerinden Türkiye’ye Mesaj Var

Hits: 32208

Yıllardır Kerkük’te valilik yapan Amerikan vatandaşı Necmettin Kerim durup dururken Bir karar…

Devam...

TـRKMENLERİN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I ZİYARETİNDEN YANSIMALAR

Hits: 28290

İşin Gelişimi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ERDOĞAN, Irak Türkmen siyasetçilerini Ank…

Devam...

Türkiye’nin Irak Politikasındaki Hataları

Hits: 26770

Geçmiş, Geleceği Belirler... Önceki yazılarımızda 1 Mart Tezkeresi’nin doğurduğu olumsuz…

Devam...

Türkmeneli’nden.. Türk’ün dilinden BİLGE VE BİLGİN KİŞİ ATA TERZİBAŞI

Hits: 23948

Eski Türklerde üç kutlu şahsiyet gِze çarpar: Han (Kağan), Şaman, Bilge. Han, devleti yِnet…

Devam...

HAŞD ŞAABİ VE TـRKMENLER

Hits: 23254

ABD, ordusu ile bir ülkeye girip başarı ile çıktığı hiç bir ülke yoktur; Vietnam’dan yen…

Devam...